Pazartesi, Mart 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bastırılmış Duygularımız

Gün içinde “Nasılsın, nasıl gidiyor?” sorusuna sıklıkla “İyiyim” cevabı veriyoruz. Peki gerçekten iyi miyiz? Bunu o an laf olsun diye mi söylüyoruz, yoksa iyi hissettiğimiz için mi… Kendi duygularımızın ne kadar farkındayız?

Belki de gerçekten nasıl olduğumuzun o kadar da farkında değilizdir. Kızgın mıyız, gergin miyiz, suçluluk içerisinde miyiz… Birçoğumuz bize üzüntü ve gerginlik hissettiren duyguları yok sayıp hiç olmamışlar gibi davranıyoruz. Bunu bazen bilinçli bazen de bilinçsiz şekilde yapıyoruz. İşte biz bu duruma psikolojide “duyguları bastırma” diyoruz (Gross, 1998). Basitçe tanımlayacak olursak bastırma; kişinin kendisini zorlayan duygu, düşünce veya anılarını sanki hiç yaşanmamış gibi davranarak yok sayması, iç dünyasının görünmeyen yerlerine itmesi şeklinde açıklanabilir (Freud, 1894). Bastırma, Sigmund Freud’un (1915) temel savunma mekanizmalarından biridir. Kişi, genelde bastırdığı duygunun farkında değildir.

Bu duruma günlük yaşamdan bir örnek verelim. Örneğin bir kişi düşünelim; bu kişinin çok yakın olduğu bir arkadaşının kendisine hiç vakit ayırmadığını veya verdiği sözleri tutmadığını farz edelim. Bu durum onda kırgınlık ve öfke yaratmasına rağmen, arkadaşlığının bozulmaması için bu duygularını arkadaşına anlatmaz. “Abartıyorum herhalde”, “Zaten çok yoğundur” gibi düşüncelerle yaşadığı rahatsızlığı görmezden gelmeye çalışır. Zamanla bu kişi, arkadaşına karşı açıklayamadığı bir soğukluk hissetmeye, ondan yavaş yavaş uzaklaşmaya başlar. Ancak bu durumun altında yatan gerçek sebebin bastırdığı kırgınlık hissi olduğunu çoğu zaman fark etmez.

Ancak bilinmelidir ki duyguyu bastırarak onu yok etmiş olmayız, sadece anlık durumu kurtararak gün yüzüne çıkmasını engelleriz; bilinç dışımızda bir yerlerde o duygu bizi hala bekliyordur. Bu duruma ithafen söylenen “İfade edilmemiş duygular asla ölmez, sadece diri diri gömülür ve sonradan daha korkunç şekillerde tezahür ederler.” sözü de olayı güzel bir şekilde özetlemektedir (Freud, 1915).

Peki Neden Duygularımızı Yok Sayıyoruz?

Bunu genelde bilinçli olarak tercih etmiyoruz, çocukluktan bunun içine doğup büyüyoruz. Korktuğumuzda “kocaman oldun, hiç korkulur mu” Ağladığımızda “biraz güçlü ol” Öfkelenip hakkımızı savunduğumuzda “ne kadar ayıp, biraz saygılı ol” şeklinde uyarıldıkça özümüzde ne hissettiğimizi unutmamız çok muhtemel. Böyle tepkiler aldıkça duygularımızı göstermenin uygun olmadığını düşünmeye başlıyoruz. Üzüntü, kaygı, öfke gibi duyguları artık gösterilmesi gereken değil, gizlenmesi gereken bir durummuş gibi etiketliyoruz kafamızda.

Toplum da bu gerçekçi olmayan inançları pekiştiriyor tabii ki bir yerde. Örneğin ataerkil toplumlarda sıklıkla söylenen “erkekler ağlamaz” veya “büyüklere cevap verilmez” şeklinde söylenen sözler, bizi sessizliğe itiyor. Ancak az önce de dediğimiz gibi; sessiz kaldıkça içimizdeki o duygular ölmüyor, aksine öfkeye ve kaygıya zemin hazırlıyor. Tabii gündelik hayata yetişmenin yükü de cabası. Projenin yetişmesi lazım, evde işler birikti, sınavım var derken şu an buna dikkatimi veremem deyip iteliyoruz. Her şeye yetişecek vaktimiz var, ancak kendimize ayıracak, biraz durup “Bu durum bana gerçekten nasıl hissettiriyor?” diye düşünecek 5 dakikamız yok.

“Duygularımı Bastırıp Bastırmadığımı Nasıl Anlayabilirim?”

Bunu gösteren birkaç belirti var, daha iyi anlaşılması için yine birkaç örnek verelim.

  • Ne hissettiğini anlamakta zorlanıyorsan

  • “Neyin var?” sorularını “Boş ver”, “Bir şeyim yok” şeklinde geçiştiriyorsan

  • Sebebini bilmediğin şekilde bedeninde sürekli baş ağrısı, mide krampları, uyuşmalar, titremeler yaşıyorsan (böyle semptomların varsa elbette önce bir doktora görünmeni ve fiziksel bir problem olup olmadığını öğrenmeni tavsiye ediyorum)

  • Hep mantıklı olanı yapmaya kendini zorluyorsan, işin içine duygularının karışmasına hiç müsaade etmiyorsan

  • Kendini her daim meşgul etmeye çalışıp zihninle baş başa kalmayı reddediyorsan (mesela her an müzik dinlemek, sürekli bir işe koşturmak, tüm gün sosyal medyada vakit geçirmek, kendine dinlenmek için zaman tanımamak gibi)

Artık biraz durmanın ve kendini dinlemenin zamanı gelmiş demektir.

“Duygularımı Bastırmak İstemiyorum, Ne Yapmalıyım?”

Duygulara isim vermek önemlidir. Bir duyguyu doğru şekilde isimlendirebilmek, sadece “kötüyüm” demek yerine “kırıldım” veya “hayal kırıklığı yaşadım” gibi ifadeler kullanmak, o duygu ile temas kurmayı kolaylaştırır (Lieberman et al., 2007). Bu yöntemi özellikle psikoterapilerde sıklıkla kullanırız. Mesela bir psikoterapist kendisine “Kötüyüm” diyen bir danışanına “Kötüyü biraz açar mısınız, nasıl bir duygu sizce kötü olmak?” gibi ifadeler kullanarak danışanın esas duygusunu ortaya çıkarmaya ve somutlaştırmasına yardımcı olur. Çünkü duygularımızı adlandırıp neden böyle hissettiğimizi anlamaya başladıkça zamanla rahatladığımızı ve insanlarla olan ilişkilerimizin kolayladığını görürüz.

Duygularımızı günlüğe tutmak da duygusal farkındalığı artıran etkili yöntemlerden biridir. “Duygu Günlüğü” olarak adlandırılan bu yöntem, bireyin gün içinde yaşadığı olayları, bu olayların kendisinde hissettirdiği duygu ve düşüncelerle birlikte yazıya dökmesi anlamına gelir. Bu teknikte kişi yalnızca ne yaşadığını değil, yaşadığı olayın onda ne hissettirdiğini de fark etmeye başlar. Örneğin, gün sonunda “Bugün beni zorlayan olaylar nelerdi?”, “Peki bu olay bende hangi duyguları uyandırdı?” gibi sorulara cevap vermek, duyguların ortaya çıkması için kullanılabilecek bir yoldur. Ayrıca duygu ve düşünceleri yazma uygulamalarının bireylerin duygu düzenleme becerilerini geliştirdiği, yapılan birçok araştırmada görülmektedir (Pennebaker & Chung, 2011). Bu yöntemle bastırılan ya da fark edilmeyen duyguları daha rahat şekilde görebiliyoruz.

Duygularımızı fark etmenin diğer bir adımı, bedensel tepkilerimizi gözlemlemektir. Yapılan araştırmalara göre, zorlayıcı duygusal deneyimler kişinin kalp atış hızında artış, kaslarında gerginlik gibi birçok fizyolojik belirtilere yol açabilmektedir (Damasio, 1999). Bu nedenle bedenimizin verdiği sinyallerini fark edebilmek, duygulara ulaşmakta oldukça yardımcıdır.

Son olarak duygularımızdan dolayı kendimizi suçlamamamız gerektiğini söylemekte oldukça fayda görüyorum. Bastırmanın temel sebeplerinden biri olan duygudan utanma durumu, bize öğretilenin aksine yapılmaması gereken bir davranıştır. Hepimiz insan olarak birçok duygu hissediyoruz, hepsinin kendince bir görevi var. Öfke hissetmesek haksızlıklara ses çıkartamazdık, üzüntü hissetmesek kayıplarımızın bizim için ne anlam ifade ettiğini göremezdik, korku olmasaydı kendimizi korumamız gereken olaylardan koruyamazdık… Kısacası her duygumuzun biz farkında olmasak da mutlaka bir işlevi bulunmakta. Bu yüzden duygularımızdan dolayı utanmalı, kendimizi suçlamamalı; onları tanımaya çalışmalıyız. Duygularımızın bize ne anlatmak istediğini kavradıkça onların yük olmadığını, aslında hayatta bize bir nevi pusula görevi gördüğünü anlamaya başlarız.

Kaynakça

Damasio, A. R. (1999). The feeling of what happens: Body and emotion in the making of consciousness. Harcourt. Freud, S. (1894). The neuro-psychoses of defence. In J. Strachey (Ed. & Trans.), The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud (Vol. 3, pp. 45–61). Hogarth Press. Freud, S. (1915). Repression. In J. Strachey (Ed. & Trans.), The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud (Vol. 14, pp. 141–158). Hogarth Press. (Original work published 1915) Gross, J. J. (1998). The emerging field of emotion regulation: An integrative review. Review of General Psychology, 2(3), 271–299. Lieberman, M. D., Eisenberger, N. I., Crockett, M. J., Tom, S. M., Pfeifer, J. H., & Way, B. M. (2007). Putting feelings into words: Affect labeling disrupts amygdala activity in response to affective stimuli. Psychological Science, 18(5), 421–428. Pennebaker, J. W., & Chung, C. K. (2011). Expressive writing: Connections to physical and mental health. In H. S. Friedman (Ed.), The Oxford handbook of health psychology (pp. 417–437). Oxford University Press.

ayyuş özlem kursav
ayyuş özlem kursav
Ayyuş Özlem Kursav, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunudur. Eğitim sürecinde özel eğitim ve rehabilitasyon alanında staj yaparak grup ve bireysel seanslara eşlik etmiş, klinik gözlem ve vaka değerlendirme deneyimi kazanmıştır. Psikoloji kongreleri ve sempozyumlarını yakından takip etmektedir. Bilişsel Davranışçı Terapi, Aile Danışmanlığı ve Oyun Terapisi alanlarında eğitimlerini tamamlamıştır. İlgi alanları arasında duygusal süreçler, ilişkiler, travma, toplumsal etkiler ve gündelik davranışların psikolojik anlamları yer almakta; yazılarında bu temaları anlaşılır bir dille ele almayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar