Bazen ne yaşadığımızı değil, nasıl hissettiğimizi hatırlarız. Bazı anlar silinir, cümleler unutulur ama duygular kazılı kalır. Yıllar sonra bambaşka bir insanın yanında aynı hissin içimize oturduğu anlar olur. İşte o an, geçmiş sandığımız kadar geçmişte değildir.
Unutmak Savunma Mekanizması mı?
Zihnimiz bazen taşıyamayacağı kadar ağır hatıraları beynimizden siler; mekanı, zamanı, cümleleri tek tek sansürler. O anın sana ne hissettirdiğini derinden bilirsin ama hatırlamaya çalıştığında buzlu camın ardından izler gibi olursun, işte buna ‘unutmak’ deriz. Zihnimiz o anın acısıyla bizi tekrar tekrar sarsmamak için yaşananları rafa kaldırır, bu ‘bastırma’ denilen savunma mekanizmasıdır.
Peki Nasıl?
Yoğun stres ve travma anında kortizol seviyesi tavan yapar ve anıları kaydeden beyin yapısı Hipokampus, geçici olarak devre dışı kalabilir. Duygunun ve korkunun merkezi olan Amigdala, hiç uyumaz; detayları kaydedemeyen zihin, hissettiklerini bir yerlere kazır. Yani zihin hikayeyi rafa kaldırsa da kalbin duygusal sarsıntıyı saklamaya devam eder. Zihnin ‘hatırlamıyorum’ dedikçe kalbin ‘hala hissediyorum’ demesinin biyolojik temeli budur.
Bunların sonucunda bugün yaşadığımız duyguların kaynağı sadece şu an değil, yaşamımız boyunca kayıt altına alınan yaşanmışlıklardır. Bu karmaşık sistem insanlarla kurduğumuz ilişki dinamiklerine doğrudan yansır.
Gündelik İlişkilerdeki Duygusal Tetikleyiciler
Günlük yaşantıda arkadaşının, partnerinin yanındayken bir neden yokken huzursuzluk hissetmek çoğu kişiye yabancı gelmeyecektir. Bahsettiğim durum karşı tarafın somut davranışlarıyla açıklanamaz, yani ‘O bunu yaptı bu yüzden huzursuzum’ diyerek açıklayamayız.
Bunun nedeni karşıdaki kişinin; hatırlanan bir olaydan ziyade, geçmişte yaşanmış olumsuz bir duygusal deneyime benzer bir his uyandırması olabilir. Mesela karşıdaki kişinin iletişim kurma biçimi, eleştiri tarzı, beden dili veya duygusal mesafesi gibi. Daha önce yaşanmış bir kırılma, değersizlik ya da reddedilme gibi duyguları tetikleyebilir. O an yaşadığın şey derinlerine gömdüğün olumsuz deneyimin bir yansıması olabilir.
Bazı kişilerle iletişim kurarken yaşanan zorlanmalar her zaman o ilişkinin dinamikleriyle açıklanamayabilir. Bazen bugünkü etkileşim, geçmişten kalan duyguları harekete geçirir ve kişi bunu farketmese de bundan rahatsızlık duyabilir.
Bu tür hisler anlık rahatsızlıkla kalmaz; tanıdık olduğu için öngörülebilir ve güvenli hissedilen bu duygular, bireyin zamanla benzer duyguları uyandıran ilişkilere çekilmesine zemin hazırlayabilir.
Tanıdık Duyguya Yatkınlık
İnsan davranışlarındaki önemli bir diğer nokta, bireyin kendine iyi hissettirmeyen ama tanıdık olan ilişki dinamiklerine tekrar tekrar yönelmesi. Bu durum dışarıdan bakıldığında mantık dışı gözükse de psikolojik olarak anlaşılabilir bir temele dayanır.
Tanıdık kelimesi sağlıklı veya doğru anlamına gelmez. Tanıdık demek; daha önceden deneyimlenmiş, kişinin nasıl baş edebileceğini az çok bildiği durumdur. Örneğin çocukluğunda veya önceki ilişkilerinde ihmal edilmiş, onay beklemiş, eleştirilmiş bireyler; bunlar karşısında hissettiği olumsuz duyguları ‘Daha önce yaşadım, nasıl baş edeceğimi biliyorum’ şeklinde kodlar.
Özetle tanıdık olan her şey olumlu değildir fakat öngörülebilir olduğu için daha kontrol edilebilir hissedilir. Belirsizlik zihin için tehdittir. Dolayısıyla birey sağlıklı ama yabancı ilişki deneyimi yerine, tanıdık ama sağlıksız ilişkiyi bilinçdışı olarak tercih edebilir.
Tekrarlanma Zorlantısı ve İlişki Döngüleri
‘Aynı hikayeyi farklı insanlarla yaşıyorum’ düşüncesi gerçek hayatta nasıl ortaya çıkar? Sigmund Freud’a göre insan zihni, çözülmemiş duygusal deneyimleri bilinçdışı bir şekilde tekrar etmeye eğilimlidir. Bunu ‘tekrarlanma zorlantısı’ diye adlandırmıştır. Tabii ki de bunun tek açıklaması bu değil; bağlanma biçimleri, öğrenilen kalıplar ve tanıdık duygulara yönelme eğilimi de bu sürecin bir parçası. Ama bazen insan, “Belki bu sefer farklı olur, bu sefer değiştirebilirim” umuduyla tekrar tekrar benzer duyguların içine girebilir.
Bu Döngü Neden Sürekli Devam Eder?
Çünkü kişi çoğu zaman bunun bir döngü olduğunu fark etmez. ‘Bu iş yeri sorunlu, insanlar kötü’ şeklinde bireysel atıflar yaparlar. Bazen gerçekten de öyledir ama aynı duygular sürekli dönüp duruyorsa o zaman sorulması gereken soru ‘Neden sürekli kendimi aynı duygunun içinde buluyorum?’ olabilir. Fark edilene kadar döngü devam eder çünkü kişi sadece insanları değiştirir, seçimleri hep aynıdır.
İyileşmek Unutmak Değildir
Değişen insanlar olur ama hisler aynı kalır çünkü duyguların temeli çoğu zaman anda değil dünde atılmıştır. Yazının başında bahsettiğim ‘bastırma’ mekanizmasının, zamanla bizi nasıl aynı hislerin döngüsüne hapsettiğini görüyoruz. Dolayısıyla bu döngünün çıkış yolu, yaşananları daha da derine itmek veya unutmayı ummak değildir.
İyileşmek yaşanmamış gibi davranmak, silmek değil; yaşandığını kabul edip, hatırladığında sana eşlik eden duyguları yeniden düzenlemektir. Geçmiş değişmez ama şu anıma etkisi değişebilir, iyileşmek budur.


