Pazar, Nisan 26, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

“Çocuktur, Yapar” Yanılgısı: Suça Sürüklenen Çocuklarda Göz Ardı Edilen Sinyaller

Toplumda sıklıkla karşılaştığımız bir söylem var: “çocuktur yapar” Evet; çocuklar yaramazlık yapar, sınırları zorlar, kuralları ihlal eder ve okulda sorunlar yaşayabilir. Çocuk ve ergenlerin doğasında bu davranışlarla yaygın olarak karşılaşmamız gelişimlerinin de doğal bir parçasıdır. Ancak bu tarz durumlara ve daha fazlasına her zaman “çocuktur yapar” gözüyle bakmak ciddiye alınması gereken bazı tehlike sinyallerini göz ardı etmemize neden olabilir. Burada ayırt edilmesi gereken en önemli nokta; davranışın sıklığı, şiddeti ve altında yatan duygusal ihtiyaçtır. Sürekli tekrar eden, yoğunlaşan, içten içe bir tuhaflık olduğunu fark ettiğiniz ve başkalarına zarar verme riski taşıyan davranışlar artık “çocukluk veya ergenlik hali” olarak değerlendirilemez. Bu noktada görmezden gelmek değil aslında göz göre göre yaklaşan tehlikeyi fark etmek gerekir.

Normal Davranış mı, Tehlike Sinyali mi?

Çocuklar ve ergenler çoğu zaman duygularını açıkça ifade edemezler. “Kırıldım”, “kızgınım”, “yalnızım” ya da “anlaşılmıyorum” demek yerine, bu duyguları davranışlarıyla yansıtırlar. Bu nedenle aslında çocukların birçok davranışı onların içinde bulunduğu ruh halini anlattıkları bir iletişimdir. İçe kapanma, ani öfke patlamaları, kurallara aşırı tepki, empati kurmakta zorlanma ya da şiddet içeren davranışlar… Ebeveynlerin bu iletişim biçimini fark edememesi ya da bu davranışlarını yalnızca “problemli” olarak etiketlemesi, çocuğun vermeye çalıştığı mesajın kaçırılmasına neden olur. Oysa bu davranışlar bir şeylerin yolunda gitmediğine dair önemli sinyallerdir. Bu sinyaller anlaşılmadığında ise süreç çoğu zaman farklı bir yönde ilerler.

Suça Sürüklenen Çocuklar ve Erken Uyarı İşaretleri

Gelelim en kritik noktaya: Çocukların akran zorbalığına yönelmesi, daha ileri düzeyde suça karışması ve nadiren de olsa ölümcül sonuçları olabilen saldırı davranışları sergilemesi çoğu zaman “beklenmedik” olaylardır. Oysa bu durumlar genellikle bir anda ortaya çıkmaz. Peki çocuklar bu noktaya gelene kadar fark etmek imkansız mı? Tam tersine suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman erken dönemde çeşitli sinyaller verir. Sorun bu işaretlerin gözden kaçması, yeterince ciddiye alınmaması ya da geçici bir süreç olarak görülmesidir. Yapılan birçok araştırmada suça sürüklenen çocukların bireysel, ailesel ve okul ortamında gözlemlenebilen benzer davranışları bulunmaktadır.

Araştırmalarda suça sürüklenme riski taşıyan çocukların bireysel olarak ebeveynlerini zorlayan mizaç özelliklerine sahip oldukları, sıklıkla dürtüsel davrandıkları, empati eksikliği yaşadıkları, düşük tahammül seviyesine sahip oldukları ve psikolojik rahatsızlıkları olduğu görülmektedir. Özellikle DEHB, antisosyal davranışlar, davranım bozukluğu ve karşıt olma-karşı gelme bozukluğu gibi psikiyatrik tanılar çocuğun davranışlarını düzenlemesini zorlaştırarak suça yönelimi artırmaktadır. Ailede ise düşük sosyoekonomik koşullar, parçalanmış aile yapısı, yetersiz ebeveyn denetimi, tutarsız disiplin, ihmal ve istismar, aile içi şiddet ile ebeveynin suç öyküsü bulunması da önemli belirleyicilerdir. Okul ortamında düşük akademik başarı, okula uyum sağlayamama, devamsızlık ve akran zorbalığı gibi faktörler de suça sürüklenen çocukların verdiği önemli sinyallerdendir.

Psikolojik Desteğin Önemi

Ne yazık ki hâlâ toplumun en büyük ön yargılarından biri psikolojik destek almaktır. Birçok aile çocuklarındaki psikolojik göstergeleri göz ardı etmekte, psikiyatrist veya psikoloğa gitmek ancak çocuklarının durumu çok kötüleştiğinde bir seçenek olarak görülmektedir. Suça sürüklenme riski taşıyan çocuklar çoğu zaman ilk olarak okulda, rehberlik servisi ve öğretmenleri tarafından fark edilir; tehlike sinyalleri gösteren bu davranışlar aileye bildirilir ve profesyonel destek almaları önerilir. Ancak çocuklarında psikolojik bir sorun olabileceğini kabul etmekte zorlanan bazı aileler, bu uyarıları yeterince ciddiye almayabilir. Psikolojik destek almaya yönelik önyargılar çoğu zaman “Benim çocuğum mu sorunlu?” ya da “Bu davranışlar gayet normal” şeklinde düşüncelerle kendini gösterir. Bu bakış açısı, çocuğun aslında suça sürüklenmeden kurtarılabilmesini önemli ölçüde engeller. Bu durumun araştırıldığı önemli bir çalışmada, cinayet suçu işlemiş 25 çocuğun %96’sında psikiyatrik bozukluk bulunmasına rağmen, yalnızca %14’ünün ruh sağlığı hizmeti aldığı görülmüştür. Bu durum, erken dönemde müdahale edilmediğinde ruhsal sorunların giderek ağırlaşabileceğini ve önlenebilir risklerin zamanla ciddi sonuçlara dönüşebileceğini göstermektedir (Myers ve ark., 1995).

Ruh sağlığı, fiziksel sağlık kadar önemlidir ve ihmal edildiğinde ciddi sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle çocukların psikolojik destek alması ya da gerektiğinde psikiyatrik ilaç kullanması, bir zayıflık ya da etiketlenme değil; çocuğun iyilik halini korumaya yönelik bilinçli ve koruyucu bir ebeveynlik yaklaşımıdır.

Görmek, Anlamak ve Zamanında Müdahale Etmek

Neden ‘suça sürüklenen çocuk’ diyoruz? Çünkü bir çocuğun suç davranışına ulaşma süreci çoğu zaman öncesinde verdiği sinyallerin görülmemesi, anlaşılmaması ya da yeterince dikkate alınmamasıyla ilerler. Bu nedenle suça sürüklenen çocukların gelişimsel, ailesel ve çevresel koşullarını anlamak; çocuklar bu noktaya gelmeden önce etkili şekilde müdahale edebilmek ve olası riskleri azaltarak hem bu çocukları hem de zarar görebilecek diğer çocukları koruyabilmek açısından son derece kritiktir.

Suça sürüklenen çocukları önlemek için en önemli adım erken müdahale adımıdır. Bu müdahale de aile içi iletişimle mümkündür. Sürekli eleştirilen, yeterince dinlenmeyen ve ihmal edilen çocuk zamanla kendini ifade etmekten uzaklaşarak ya içine kapanır ya da duygularını daha sert yollarla dışa vurur. Buna karşılık, yargılanmadan dinlendiği ve anlaşıldığı bir ortamda çocuk kendini güvende hisseder ve bu durum birçok davranış sorununu önleyici bir etki sağlar.

Erken müdahalenin kritik önem taşıdığı diğer nokta psikolojik desteğin önemini göz ardı etmemektir. Bu noktada “çocuktur yapar”, “bir sorun çıkaran benim çocuğum mu?” gibi düşüncelerle psikolojik problemleri normalleştirmek risk sinyallerinin gözden kaçmasına neden olabilir.

Bir çocuğu görmek; ruhsal dünyasını fark etmek, anlamak için çaba göstermek ve zamanında harekete geçmek çocuğunuzun yalnızca davranışlarını değiştirmekle kalmaz ona yeni bir yaşam inşa eder.

Kaynakça

Eyüboğlu, M. ve Eyüboğlu, D. (2018). Suça sürüklenen çocuklarda psikiyatrik bozukluklar, sosyodemografik özellikler ve risk faktörleri. Klinik Psikiyatri Dergisi, 21(1), 7-14.

Hill-Smith, A. J., Hugo, P., Hughes, P., Fonagy, P. ve Hartman, D. (2002). Adolescents murderers: abuse and adversity in childhood. Journal of adolescence, 25(2), 221-230. https://doi.org/10.1006/jado.2002.0462

Myers, W. C., Scott, K., Burgess, A. W. ve Burgess, A. G. (1995). Psychopathology, biopsychosocial factors, crime characteristics, and classification of 25 homicidal youths. Journal of the American Academy of Child & Adolescent Psychiatry, 34(11), 1483-1489. https://doi.org/10.1097/00004583-199511000-00015

ceren tuna
ceren tuna
Ceren Tuna; çocuk, ergen ve yetişkin psikoterapisi alanlarında yetkinliğe sahip bir psikolog ve yazardır. Psikoloji lisansının ardından Klinik Psikoloji yüksek lisans eğitimini de tamamlayarak uzmanlığını elde etmiştir. Bilişsel Davranışçı Terapi ve Çocuk Merkezli Oyun Terapisi eğitimlerine sahip olan Tuna; duygusal düzenleme, ilişkisel sorunlar, kaygı ve depresyon alanlarında profesyonel çalışmalar yürütmektedir. Klinik deneyimlerini güncel ve bilimsel yaklaşımlarla harmanlayarak gelişimsel süreçler, ebeveynlik, psikolojik sorunlar ile çocuk, ergen ve yetişkin ruh sağlığı üzerine içerikler üretmektedir. Psikolojik bilginin herkes için erişilebilir ve günlük hayatta uygulanabilir olması gerektiğine inanan Tuna, çalışmalarında bu vizyonu merkeze almaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar