Cuma, Nisan 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Doğa Temelli Psikoloji

İlkokulda sınıfımız okulun tek izci sınıfıydı. O zamanlar bu durum çok havalı olmasının yanısıra biraz da meşakatliydi. Çünkü biz ekstra okul bitiminde veya haftasonları okula gider, okulun bahçesinde çadır kurmaya çalışırdık. Sınıf öğretmenimiz bizlere izcilik kültüründen bahseder, birbirimize destek olmanın önemini anlatırdı. Birgün ilk defa ailemden ayrılarak, sınıfımdaki diğer izci arkadaşlarımla ve öğretmenimizle Bursa Uludağ’da ormanın derinliklerinde kamp kurmuştuk. Çadırın içerisinde arkadaşlarımla oynadığımız oyunlar, ormanın o kendine has kokusu, doğada nasıl hayatta kalacağımız, arkadaşlarımızla sırt sırta vererek ekip çalışmasını öğrenmemiz ve birbirimizden sorumlu olduğumuzu hissetmemiz… Aslında çocuk yaşta deneyimlediğimiz bu maceralar, sadece eğlenceli bir kamp değil, doğrudan karakterimizi ve öğrenme kapasitemizi şekillendiren bir süreçti. Alan yazınında bu yaklaşıma “Macera Terapisi” adı veriliyor; zira doğada küçük gruplarla karşılaşılan görevler ve aşılması gereken zorluklar, bireylerde problem çözme, otonomi geliştirme ve işbirliği gibi becerileri kalıcı olarak inşa ediyor. İzcilik ve doğa bize de küçük yaşta çok şey öğretmişti.

Doğanın Zihinsel Restorasyon Gücü

Şu an bir psikolog olarak doğanın insan üzerindeki etkilerini araştırmaya başladığımda, ormanda geçirdiğimiz o zamanların arkasında muazzam bir bilimsel gerçeklik yattığını fark ettim. İnsan doğada vakit geçirirken yavaşlamaya, başkalarını da düşünmeye, geçmişin pişmanlıkları veya geleceğin kaygılarından uzaklaşıp “anda” kalmaya başlıyor. 1989 yılında Rachel ve Stephen Kaplan tarafından geliştirilen “Dikkat Restorasyon Teorisi” ile açıklanan bu duruma göre, şehir hayatının yarattığı üst düzey zihinsel yorgunluk doğada onarılıyor ve bireyin odak seviyesi normal zamandakinden çok daha fazla artıyor. Üstelik orman havasını solumak, ağaçların ve suyun sesini dinlemek stres seviyesinde belirgin azalmalara ve duygu durum bozukluklarına son derece iyi geliyor. Tüm bunları gördüğümde aslında doğada vakit geçirmenin sıradan bir eylem olmadığını, beynimizi ve ruhumuzu iyileştiren derin bir süreç olduğunu görüyorum.

Teknoloji Çağı ve Ekopsikoloji

Ancak günümüze, teknoloji çağına döndüğümüzde tablonun ne kadar değiştiğini acı bir şekilde fark ediyoruz. Yapay zekanın oldukça gelişmiş durumda olması ve her işimizi kolaylıkla yerine getirmesinin yanı sıra bizleri şehirleşmenin ve betonlaşmanın yoğun etkisine maruz bıraktı. Ekopsikoloji tanımı tam da bu noktaya parmak basar: İnsanın doğal çevresinden ve ekolojik köklerinden kopması, ruhsal olarak yorulmasına ve mutsuzlaşmasına neden olmaktadır.

Teknolojisiz bir hayatı düşünemez hale geldik.

Akıllı cihazlara mecburmuşuz gibi hissetmek, onlardan ayrı kaldığımız her an bizi strese sokmaya ve yoksunluk belirtileri göstermemize sebep oldu. Teknolojisiz bir hayatı düşünemez hale geldik. Doğada, ekransız bir şekilde vakit geçirme düşüncesi bile bazı kişiler için tek başına devasa bir kaygı unsuru barındırabiliyor. Hatta tıp dünyası, doğadan ve açık havadan bu denli kopuk yaşamanın getirdiği psikolojik ve fiziksel sorunları “doğa eksikliği sendromu” olarak adlandırıyor.

Dijital Esaret ve Sosyal İzolasyon

Özellikle ekranların ve teknolojinin tam ortasına doğan yeni nesil çocukları düşündüğümüzde durum daha da çarpıcı. Onlar için telefon veya tablet olmadan bir hayat sürmek belki de mümkün olamayacak bir hayal gibi. Oysa çok yakın zamana kadar bu durum oldukça normaldi. Elbette amacımız “şu anda teknolojisiz yaşayalım, ondan tamamen uzak duralım” gibi ütopik bir düşünce değil. Fakat internetsiz kalma ihtimalini düşündüğümüzde bile ortaya çıkan o büyük kaygı durumunun, ne kadar bağımlı hale geldiğimizi anlamak adına önemli bir gösterge olduğunu düşünüyorum.

Pandemi süreciyle birlikte hayatımıza giren online eğitimler ve toplantılar, evimizden çıkmadan her işimizi halledebilme lüksünü sundu. İlk bakışta bu durum bizi mekândan bağımsızlaştırıp daha da özgürleştirecekmiş gibi görünse de, aslında bizi ekranlara zincirleyerek tam tersi bir esarete, büyük bir sosyal izolasyona ve ruhsal bunalımlara itti.

Belki de şimdi, o ilkokul günlerinde ormanda kurduğumuz çadırdaki gibi birbirimize ve toprağa yeniden dokunma, bizi hapsettiğini fark etmediğimiz o dijital duvarları yıkma vaktidir. Unutmayalım ki; doğadan uzaklaştıkça kendimizden uzaklaşıyor, ormana geri döndükçe kendi özümüze dönüyoruz.

Doğanın İyileştirici Gücünü Günlük Hayata Dahil Etme Yolları

Peki, dijital dünyamanın kapısını aralayıp doğanın iyileştirici gücünü günlük hayatımıza nasıl dâhil edebiliriz? Şehirden tamamen kopmadan da uygulayabileceğiniz birkaç pratik öneri:

  • Beş Duyuyla Shinrin-Yoku: Her hafta sonu bir ormana veya büyük bir kent parkına gidin ve telefonunuzu sessize alın. Orman banyosunda amaç spor yapmak değil, duyuları uyandırmaktır. Gökyüzüne bakın, ağaçların ve yaprakların renk tonlarını inceleyin. Rüzgarın sesine, kuşların cıvıltısına odaklanın. Çıplak ayakla toprağa veya pürüzlü bir ağaç kabuğuna dokunarak doğanın ritmini hissedin.

  • Toprağa Dokunun: Doğayla bağ kurmak için her zaman devasa ormanlara ihtiyacınız yok. Evinizin balkonunda veya pencere kenarında saksılara tohum ekin, çiçek dikin ve toprakla uğraşın. Bitkilerin bakımını yapmak (sulama, kuru yaprakları temizleme), büyüme süreçlerine şahit olmak hem stresi azaltır hem de size başarma hissi vererek zihinsel bir restorasyon sağlar.

  • Kendi Küçük Maceralarınızı Oluşturun: Ailenizle veya arkadaş grubunuzla doğa yürüyüşleri, tırmanışlar veya kısa süreli çadırlı kamplar planlayın. Doğada grupla birlikte hareket etmek, ateş yakmak veya yön bulmak gibi küçük zorlukların üstesinden gelmek, hem sosyal bağlarınızı güçlendirir hem de günlük hayatın stresinden uzaklaşarak problem çözme becerilerinizi tazeler.

  • “Anda” Kalın: Doğada yürüyüş yaparken etrafınızdaki kozalakları, kurumuş yaprakları, dalları veya taşları toplayın. Bu materyallerle toprağın üzerinde geçici sanat eserleri, şekiller veya desenler oluşturun. Bu basit eylem, zihninizi geçmişin pişmanlıklarından ve geleceğin kaygılarından çekip tam olarak “şimdiye” dönmenize yardımcı olacaktır.

Sonuç Olarak

Özetle; çocukluk anılarımızdaki o izci kampının bize hissettirdiği huzur ve güven, tesadüfi bir nostaljiden ibaret değildir. Zihinsel sağlığımız ve sürdürülebilir iyi oluşumuz doğa ile olan bağlarımızı güçlendirmemize ve psikolojik olarak doğa ile yeniden birleşmemize bağlıdır. Ekranların ve betonların arasına sıkıştığımız bu dijital çağda, hissettiğimiz o derin yorgunluk ve kaygı, doğadan kopuşumuzun en net göstergesidir. Doğanın karmaşık, estetik ve dinlendirici yapısı, teknolojik dünyanın yarattığı bu “doğa eksikliği” hissini onarmak için elimizdeki en güçlü ve en doğal reçetedir.

KAYNAKÇA

Balmumcu, A., & Peki̇Nce, G. D. (2023). Effects of forest bath (Shinrin-Yoku) and forest therapy (Shinrin-Ryoho) on women’s health. Psikiyatride Guncel Yaklasimlar – Current Approaches in Psychiatry, 15(1), 62–69.

Kaplan, R., & Kaplan, S. (1989). The experience of nature: a psychological perspective. Cambridge: Cambridge University Press.

Şirin, A. B., & Canel, A. N. (2019). Psikolojik danışma sürecinde yeni bir model: macera terapisi / A new model for the psychological counseling: Adventure Therapy. Kalem Uluslararasi Egitim Ve Insan Bilimleri Dergisi, 9(1/16), 47–65.

Kütük, H., & Canel, A. (2024). Psikolojik danışmanlıkta özgül bir alan: ekopsikoloji. Eğitim Bilimleri Dergisi.

Karaşah, B. (2022) Yenı̇ bı̇r doğa-temellı̇ turı̇zm: orman banyosu(shı̇nrı̇n-yoku) ve bı̇r rota önerı̇sı̇, Turkish Journal of Forest Science, 6(2), 553-565.

cihan karakuş
cihan karakuş
Cihan Karakuş, Psikoloji lisans eğitimini tamamlamış, aynı zamanda aldığı pedagojik formasyon ile rehber öğretmen unvanı kazanmıştır. Üniversite yıllarından bu yana gönüllülük faaliyetlerinde yer almış, edindiği teorik bilgileri sahada aktif olarak uygulamaştır. Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ile İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyelerinde staj deneyimi edinmiş; belediyeler, valilikler, kaymakamlıklar ve eğitim kurumlarıyla ortak projelerde görev almıştır. Özellikle bağımlılık alanına yönelmiş, bu alanda eğitimler verip çeşitli çalışmalarda bulunmuştur. Şu anda Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ekolüyle danışan görüşmeleri yürütmekte; bağımlılıkla baş etme, kitle psikolojisi ve pozitif psikoloji gibi konular üzerine yazılar kaleme almaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar