“Güvenli alan” kavramı son yıllarda hem psikoloji literatüründe hem de gündelik dilde sıkça kullanılan bir ifade haline geldi. Çoğu insan için bu kavram, huzurlu, sakin ve çatışmadan uzak bir ortamı çağrıştırır. Sanki güvenli olan her ilişki otomatik olarak rahatlatıcı ve dingin olmalıdır. Ancak psikolojik açıdan bakıldığında güvenli alan yalnızca huzurlu bir atmosfer anlamına gelmez. Güvenli alan aynı zamanda kişinin tanıdık bulduğu duygusal iklimdir.
İnsan zihni, özellikle erken çocukluk döneminde deneyimlediği ilişkileri bir tür içsel harita olarak kaydeder. Bu harita bize insanların nasıl davrandığını, ilişkilerin nasıl ilerlediğini ve çatışmaların nasıl yaşandığını öğretir. Bu nedenle bazı duygusal ortamlar sağlıklı olmasa bile tanıdık oldukları için zihinde öngörülebilir ve “anlaşılır” hissedilebilir. Dolayısıyla psikolojik güvenlik her zaman dışarıdan görüldüğü gibi huzurlu bir deneyim değildir. Bazen güvenli hissettiren şey, yalnızca alışık olunan ilişki düzenidir.
Tanıdık Olan İle Sağlıklı Olan Aynı Şey Olmayabilir
Psikodinamik kuram, erken dönem ilişkilerin yetişkinlikteki ilişki örüntülerini şekillendirdiğini uzun süredir vurgular. Çocukluk döneminde bakım verenlerle kurulan ilişkiler, bireyin zihninde “ilişkiler nasıl çalışır” sorusunun cevabını oluşturur. Psikanalist Donald Winnicott, erken ilişkilerde oluşan duygusal atmosferin bireyin iç dünyasında kalıcı izler bıraktığını belirtir. Benzer şekilde bağlanma kuramının kurucularından John Bowlby, çocukluk deneyimlerinin bireyin zihninde içsel çalışma modelleri oluşturduğunu ileri sürer. Bu modeller, kişinin hem kendisini hem de başkalarını ilişkiler içinde nasıl algıladığını belirler. Bu nedenle çocuklukta sürekli eleştiriye maruz kalan biri yetişkinlikte en küçük eleştiriyi yoğun bir reddedilme olarak yaşayabilir. Sürekli terk edilme korkusuyla büyüyen biri ise sağlıklı bir ilişkide bile terk edilme ihtimalini araştıran bir zihinsel alarm sistemi geliştirebilir. Başka bir deyişle insan yalnızca sevgiyi değil, sevilme biçimini de öğrenir.
Sessizlik Neden Tedirgin Edebilir?
Kaotik aile ortamlarında büyüyen çocuklar için duygusal atmosfer çoğu zaman öngörülemezdir. Tartışmalar, yükselen sesler ya da ani duygusal patlamalar gündelik hayatın bir parçası olabilir. Bu tür ortamlarda çocuklar zamanla duygusal ipuçlarını aşırı hassasiyetle okumayı öğrenir. Çünkü çevredeki gerilimi erken fark etmek, psikolojik olarak kendini korumanın bir yolu haline gelir. Böyle bir bağlamda sessizlik her zaman huzur anlamına gelmeyebilir. Bazen sessizlik yaklaşan bir tartışmanın habercisi olabilir. Bu deneyim tekrarlandıkça zihinde şu örtük ilişki kurulabilir: Sessizlik güvenli değildir; sessizlik fırtına öncesidir. Yıllar sonra birey yetişkin ilişkilerinde benzer bir duygusal atmosferle karşılaştığında, zihin eski haritaları devreye sokabilir. Sakinlik ve uyum, alışık olunmayan bir deneyim olduğu için tedirgin edici hissedebilir.
Tekrar Zorlantısı: Tanıdık Olanı Yeniden Üretmek
Psikodinamik düşüncede bu tür süreçleri açıklamak için kullanılan kavramlardan biri tekrar zorlantısı dır. Bu kavram ilk olarak Sigmund Freud tarafından tanımlanmıştır. Freud’a göre insan zihni, geçmişte yaşadığı duygusal deneyimleri farklı biçimlerde yeniden üretme eğilimi gösterebilir. Bu tekrar çoğu zaman bilinçli değildir. Kişi farkında olmadan tanıdık ilişki dinamiklerini yeniden kurabilir. Modern psikodinamik yaklaşımlar bu fikri daha da genişletmiştir. Nesne ilişkileri kuramında önemli isimlerden biri olan Otto Kernberg, bireyin erken dönem ilişki temsillerinin yetişkin ilişkilerinde tekrarlandığını vurgular. Bu tekrar yalnızca davranışlarda değil, aynı zamanda duygusal beklentilerde de ortaya çıkar. Bu nedenle bazı insanlar huzurlu bir ilişki içinde bile açıklayamadıkları bir huzursuzluk yaşayabilir. Ortada belirgin bir sorun yokken gerginlik hissetmek, küçük meseleleri büyütmek ya da ilişkide çatışma yaratabilecek davranışlara yönelmek bu dinamiğin bir parçası olabilir.
Güvenli Alan Paradoksu
Buradaki paradoks şudur: İnsan bazen kendisini gerçekten güvende hissettirecek olan deneyime değil, alışık olduğu ilişki düzenine yönelir. Bu durum özellikle kaotik veya öngörülemez aile ortamlarında büyüyen bireylerde daha görünür olabilir. Çünkü zihin için öngörülebilirlik çoğu zaman rahatlatıcıdır. Tanıdık olan, sağlıklı olmasa bile zihinde belirli bir düzen hissi yaratır. Paradoksal biçimde kişi, huzur yerine tanıdığı duygusal atmosferi yeniden üretmiş olur. Ancak aynı zamanda kişi kehaneti olarak gördüğü kaotik ilişkileri de bilinçsiz olarak yaratmayı başardığı için durumun içinden asla çıkamayacağını bunun onun kaderi olduğu görüşüne varabilir. Bilinçsiz eylemleri ile kendini haklı çıkarmış olur. (Bknz: « self-fullfilling prophecy »)
Huzur Bazen Öğrenilmesi Gereken Bir Deneyimdir
Gerçek güvenli alan çoğu zaman ilk anda tanıdık gelmeyebilir. Hatta bazı insanlar için başlangıçta yabancı ve tedirgin edici bir deneyim olabilir. Çünkü psikolojik güvenlik yalnızca çatışmanın olmaması değil; aynı zamanda kişinin farklı bir ilişki deneyimine tolerans geliştirebilmesidir. Başka bir ifadeyle bazı insanlar için gerçek güvenli alan şu farkındalıkla başlar: Sessizlik her zaman bir fırtınanın habercisi değildir. Bazen gerçekten sadece sessizliktir. Ve belki de psikolojik iyileşmenin önemli bir kısmı, huzurun da tıpkı diğer ilişki biçimleri gibi zamanla öğrenilebilen bir deneyim olduğunu fark etmekten geçer.


