Deprem bireyleri sadece bedensel olarak değil, aynı zamanda psikolojik iyi oluş açısından da etkiler. Depremi yaşamış kişilerin sadece evleri, eşyaları yok olmamıştır. Aynı zamanda bir doğal afet bireylerin elinden sevdiklerini, anılarını, çocukluklarını alıp enkazın altına bırakmıştır. İnsanlar bu dönemde hep güçlü olmak ister. Güçlü olmak o an için bir kaçış da olabilir ya da elinde kalanları kurtarma çabasıdır. Viktor E. Frankl (1946) “En karanlık anlar ruhun en güçlü kaslarını çalıştırır.” demiştir. Deprem de bir travmadır ve travmalar karanlıktır. Travma anında bile güçlü kalma çabası, düşüncelerinde bulunan yardım etme duygusunun etkisiyle gelişmektedir.
Travma ve Yas Süreci Nedir?
Travma Yunancada “yara” anlamına gelmektedir. İnsanların veya bütün canlıların psikolojik ve bedensel iyi oluşunun tamamına karşı ciddi, tehdit edici bir olaydır. Bireylerin üstesinden gelemediği, beklenmedik bir anda olan sarsıcı ve dezavantajlı durumlardır. Doğal afetler, savaşlar, tacizler, ayrılıklar insanlarda travmaya sebebiyet verebilmektedir. Bu olaylar bireylerin ruhsal bütünlüğünü oldukça etkilemektedir ve aynı zamanda travma yaşayan kişiler bu durum karşısında güçsüz kalabilir, devamında yas sürecine girebilirler.
Yas süreci ise sevilen bir kişinin kaybı olabilir; bu sadece ölüm değil, aynı zamanda o kişiyle yolları ayırmak da olabilir veya hayati bir yaşam değişikliği sonucunda bireyin kendiliğinden yaşadığı kapsamlı tepkilerdir. Bireyden bireye travma anı ve yas süreci farklılık göstermektedir.
Depremde Yas Süreci ve Yas Evreleri
Elisabeth Kübler–Ross (2014), yas sürecine verilen tepkilere yol göstermek amacıyla yas sürecini kişilik kaybına uyum sağlaması adına beş evreli bir model olarak tasarlamıştır (Özel & Özkan, 2020). Bu model sırasıyla inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenmedir.
İnkâr evresinde insan zihni aniden olan acıyı tolere edebilmek için gerçeği yumuşatır, kabullenmek istemez. Bu evre ilk evredir ve benlik kendini savunmaya geçer. Bu evrede birey “Hayır, deprem olmadı, bu benim başıma gelmiş olamaz.” veya “Hayır, bu gerçek olamaz, benim bütün sevdiklerim bir gecede enkazın altında kalmış olamaz.” diyebilir.
Öfke evresinde birey, kayıp sonucu kontrol altında tutamadığı duygularını diğer insanları suçlayarak kontrol edebilmeye çalışmaktadır. Bu evrede birey “Kimse yardıma gelmedi, ihmal edildik.” diyebilir.
Pazarlık evresinde birey gerçek olanı değiştirme çabasındadır. Keşkeler başlar; örneğin “Keşke o binanın temelinin zayıf olduğunu öğrendiğim an oradan taşınsaydık.” veya “Keşke onun yanında kalsaydım.” gibi. Bu evrede kırgınlık vardır. Birey aslında yaşanan depremi (travmayı) zihinsel pazarlıkla anlamlandırma çabası içerisindedir.
Depresyon evresinde ise kaybın verdiği acı, sessizlik ve içe çekilme hâkimdir. Bu evrede bireyin farkındalığı arttıkça iyileşme daha çok gerçekleşir. Daha çok “O gün bir şey oldu, ben de o enkazın altında kaldım.” veya “Bundan sonra artık mutlu olabileceğimi düşünmüyorum.” gibi umutsuz cümleler vardır.
Son olarak kabullenme evresinde, artık kayıp kabullenilmiştir, yeni yaşam süreci başlamıştır. Bu aşamada birey “O enkazın içinde güçsüz düştüm, evet, ama artık kendimi buldum.” diyebilir; yani artık daha emin, daha sağlam adımlarla devam etmektedir. Kübler–Ross ve Kessler’e (2005) göre, “Kabullenme yaranın ortadan kalkması değildir. Kişinin kayıp ile beraber hayatını devam etmeyi öğrenmesi ve varoluşunu tekrardan inşa etmesidir.”
Enkazdan Sonra Hayat
Deprem bireylerin iç dünyasında silinmez bir acı bırakır. Bazen bu acılar görünmez, bazen de yaşamın orta yerinde bulunur. Görünmeyen acılar insan ruhunun merkezinde yer almaktadır. Travma ve yas süreci her birey için farklı olsa da insan ruhu bilinenden daha güçlüdür.
Travmanın ilk zamanları bireyler kaybetmiş, umutsuz ve paramparça hisseder. Bir daha yaşamına devam edemeyeceğini düşünebilirler. Devamında yaralar (travmalar) kabuk bağlar; izler kalır ama kanamaya meyilli olan acılar birey için zayıflık değildir. Çünkü insan olmanın temelinde duygular vardır; zaten bu duygular insanı oluşturmaz mı?
Birey tekrardan yaşamayı öğrenir; zamanla ve daha sağlam adımlarla, iradelerinin farkında oldukları müddetçe hayata daha sıkı sarılmaktadırlar. Çünkü geçmişe göre daha temkinlidirler. Kaybı unutmaz ama onunla yaşarlar. Artık bireyler için yeni umutlar, yeni filizlenmeler vardır. Tekrardan yaşama güçleri ellerindedir. İyileşmek onlar için artık acılarını, kayıplarını, çocukluklarını unutmak değildir; yaşadıklarına rağmen ayakta durma çabasıdır.
Kaynakça
Frankl, V. E. (2019). İnsanın Anlam Arayışı. Okuyan Us Yayınları.
Özel, Y., & Özkan, B. (2020). Kayıp ve Yasa Psikososyal Yaklaşım. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 12(3), 358.
Kübler–Ross, E., & Kessler, D. (2005). On Grief and Grieving. Scribner.


