Pazar, Şubat 22, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Neden Belirsizliğe Tahammül Edemiyoruz? Belirsizliğe Karşı Belirsiz Duygular

Merhaba sevgili Psychology Times okuyucusu, Nasılsın? Umarım iyisindir.

Bugünlerde—aslında uzun zamandır—hem birçok insanda hem de dürüst olmak gerekirse kendimde fark ettiğim bir durum var: belirsizliğe tahammülsüzlük.

Sanırım biz insanlar genel olarak belirsizliği sevmiyoruz. Çoğu zaman ona dayanmakta zorlanıyoruz. Bu yüzden bugün sana şu soruyu sormak istiyorum: Neden belirsizliğe tahammül edemiyoruz?

Biraz düşünmeni isteyeceğim. Hiç bir mesajına geç cevap verildiğinde, cevap gelene kadar zihninin kendi kendine senaryolar yazdığını fark ettin mi? Bir başvurunun sonucunu beklerken için daraldı mı? Günlük plan yapmadığında, sanki boşlukta kalmış gibi hissettin mi? En basit işleri bile sıraya koymadan rahat edemediğin oldu mu?

Eğer bu sorulardan en az birine “evet” diyorsan, aramıza hoş geldin.

Aslında hayatımız belirsizliklerle dolu. Ancak belirsizliğe tahammülü düşük olanlar için—yani çoğumuz için—bu durum zaman zaman oldukça yorucu ve hatta çekilmez hâle gelebiliyor.

Belirsizlik Neden Bu Kadar Zor?

Belirsizliğe tahammülsüzlüğü olan kişilerde zihinsel olarak bazı ortak örüntüler görülür. Olumsuz senaryolar sık sık devreye girer, en küçük ihtimaller bile felaketleştirilir. Zihin, henüz gerçekleşmemiş olanı sanki kesinleşmiş gibi ele alır. Bu durum tekrarlandıkça kaygı da giderek yoğunlaşır.

Bunun birkaç temel nedeni vardır. Beynimiz belirsizliği çoğu zaman bir tehdit olarak algılar. Kontrol ihtiyacı artar. Zihin boşlukta kalmayı sevmez; mutlaka bir anlam üretmek ister. Ve evet, bu durum bazılarımızda daha yoğun yaşanır. Geçmiş deneyimler, kaygıya yatkın bir yapı, yüksek kontrol ihtiyacı ve çocuklukta daha öngörülemez ortamlarda büyümek belirsizliğe tahammülü zorlaştırabilir.

Duygularla Barışmak ve Kabul

Burada bir duralım. Şu an “Kaygıya yatkınsam bunu nasıl değiştireceğim?”, “Kontrol ihtiyacımı nasıl bırakacağım?”, “Çocukluğumu mu değiştireceğim?” diye düşünüyor olabilirsin.

Sakin ol. Bu düşünceleri yok etmeye ya da kenara itmeye çalışmayacağız.

Çünkü düşüncelerden kaçmak çoğu zaman daha kolay olan yoldur. Ancak amacımız—daha önce de söylediğim gibi—onlardan kaçmak değil, onlarla yürümeyi öğrenmektir. Belirsizliğin yarattığı düşüncelerle tüm mesaimizi savaşarak, bastırarak ya da onları susturmaya çalışarak geçirmek zorunda değiliz. Sadece onları kenara atmamak, “olmaması gerekiyormuş” gibi davranmamak yeterli.

Yaşamak, hatta insan olmak; duygularla iç içe olmaktır. Kaygılanmak, endişelenmek, belirsizlik hissetmek… Bunların hiçbiri anormal değildir. Aksine, insan olmanın doğal parçalarıdır. Sorun bu duyguların varlığı değil; onlarla sürekli bir mücadele hâlinde olmamızdır. Belki de yapmamız gereken şey, bu duyguları hayatımızdan çıkarmaya çalışmak değil, onları hayatımıza entegre etmeyi öğrenmektir.

Düşünceler korkulması gereken şeyler değildir. Düşünce, sadece düşüncedir. Gerçeğin kendisi olmak zorunda değildir. Bu yüzden kaçtığımız düşünceleri bir anlığına yanımıza almayı deneyebiliriz. “Bana ne anlatmaya çalışıyorsun?”, “Gerçek olma ihtimalin ne kadar?” diye sorabiliriz.

Zihinsel Senaryolar ve Seçimlerimiz

Ve biraz da alternatiflerimize bakalım.

Bir örnek düşünelim: Bir e-posta attınız ve size üç gün içinde dönüş yapılacağı söylendi. Üç gün geçti ama hâlâ cevap yok.

Birinci senaryoda zihin şöyle konuşabilir: “Bana zaten hiçbir yerden dönüş olmuyor. Kesin olumsuz. Ben başarısızım. Bu bir felaket.” Ve bu düşüncelerle geçen saatler, günler…

İkinci senaryoda ise şunu söyleyebilirsiniz: “Evet, henüz dönüş gelmedi ama bu mutlaka kötü bir şey olduğu anlamına gelmez. Belki işler aksadı, belki süreç uzadı.” Ve hayatınıza devam edersiniz.

Dördüncü günün sabahında, her iki senaryoda da e-posta gelir. Peki hangisini yaşamak isterdiniz? Kaygı, stres ve öfkeyle geçen saatleri mi, yoksa beklerken hayatına devam edip gelen güzel haberi karşılamayı mı?

Süreç Odaklı Yaklaşım ve İlerleme

Elbette her senaryonun sonu her zaman istediğimiz gibi olmayabilir. Ama burada önemli olan şu: Belirsizlik karşısında hayatınızı nasıl yaşayacağınızı siz belirlersiniz.

Ve sevgili okur, “öğrenelim” dediğimde bunun bir anda olan bir şey olmadığını da hatırlatmak isterim. Bu bir süreçtir. Adım adım ilerlersin. İlk denemende yapamaman, başaramadığın anlamına gelmez. Olmadı diye vazgeçip arkanı dönmene gerek yok. Denemeye devam edebilirsin.

Kaygıyla yaşamak da bir seçenektir. Kaygıyla yaşamayı öğrenmek de.

Önemli olan kaygıdan kaçmak değil, onunla yan yana yürüyebilmektir. Ve bunu yapabilecek olan kişi, en başından beri bu yazıyı okuyan sensin.

Okuduğun için teşekkür ederim. Aydınlık günler dilerim.

Derya Göktepe
Derya Göktepe
Derya Göktepe, 22 Haziran 2004 doğumludur. Lisans eğitimine Trakya Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü’nde devam etmekte olup, 4. sınıf öğrencisidir. Ortaöğretim eğitimini Manisa Akhisar’da bulunan nitelikli bir Anadolu Lisesi’nde tamamlamıştır. Eğitim hayatı boyunca akademik gelişimini önemsemiş, insan davranışlarını anlama ve bireylere psikolojik destek sunma alanlarına özel ilgi duymuştur. 
 Üniversite eğitimi süresince yalnızca akademik derslerle sınırlı kalmayarak, mesleki gelişimini destekleyen birçok uygulama ve etkinlikte aktif rol almıştır. Kendi bölümüne ait Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölüm Topluluğu’nda üç yıl boyunca Başkan Yardımcılığı görevini yürütmüş; bu süreçte etkinlik planlama, organizasyon yürütme, ekip koordinasyonu ve sorumluluk alma konularında önemli deneyimler kazanmıştır. Bu görev kapsamında hem akademik hem de sosyal içerikli etkinliklerin planlanmasında ve uygulanmasında aktif sorumluluk üstlenmiştir. 
 Ayrıca lisans eğitimi sürecinde gerçekleştirdiği stajlar aracılığıyla psikolojik danışmanlık alanında saha deneyimi edinmiş, teorik bilgisini uygulamayla destekleme fırsatı bulmuştur. Danışanla çalışma, gözlem yapma, mesleki etik ilkelere uygun hareket etme ve profesyonel sınırlar konularında farkındalığını artırmıştır. 
 Küçük yaşlardan itibaren müziğe ilgi duyan Derya Göktepe, iki farklı enstrüman çalabilmekte ve şarkı söyleyebilmektedir. Sanatla kurduğu bu ilişki, duygusal farkındalık, kendini ifade edebilme ve empatik yaklaşım becerilerini destekleyen önemli bir alan olmuştur. Müzik, onun için yalnızca bir ilgi alanı değil; aynı zamanda bireyin iç dünyasını anlamaya katkı sunan bir ifade biçimidir. 
 İnsan odaklı yaklaşımı, empati becerisi, sorumluluk bilinci ve mesleki gelişime verdiği önemle; psikolojik danışmanlık alanında yetkinliğini artırmayı hedeflemekte, gelecekte bireylerin psikolojik iyi oluşlarına katkı sunabileceği bir mesleki yol izlemeyi amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar