Bazı insanlar daha çocukken “Bu sokak bana tanıdık geliyor” der. Kimileri ilk kez tanıştığı birine açıklayamadığı bir yakınlık hisseder. Bir başkası ise rüyasında hiç gitmediği ülkelerin sokaklarını adım adım tarif edebilir. Bu anlık tanıdıklıklar, deja-vu’lar ve açıklanamayan hisler çoğu zaman insanı aynı soruya götürür: “Bu gerçekten reenkarnasyon olabilir mi?” Psikoloji ise reenkarnasyonu doğaüstü bir gerçeklik olarak değil; insan zihninin duygularını, travmalarını ve anlam arayışını ifade ettiği bir metafor olarak ele alır. Çoğu zaman geçmiş bir hayat sandığımız şey, bu hayatta iyileşmemiş bir duygunun sembolik yankısıdır.
Ölümden Korkan Zihin, Sonsuzluk Hikâyesi Yazar
İnsan zihni, sonluluk fikriyle yüzleşmekte zorlanır. Ernest Becker’ın Ölümün İnkarı adlı eserinde anlattığı gibi, ölüm kaygısı insan davranışlarının en derin motivasyonlarından biridir. Reenkarnasyon inancı ise bu kaygıya yumuşatıcı bir anlam katar: Ölüm bir son değil, bir dönüşümdür. “Bir sonraki hayat” fikri, kişiye hem kontrol hissi verir hem de yaşamın rastgele olmadığı duygusunu güçlendirir. Böylece belirsizlik, döngüsellik ve umutla sarılır.
Geçmiş Yaşam Hikâyeleri: Bilinçdışının Sembolleri
Terapötik süreçlerde bazı danışanlar geçmiş yaşamlarına ait sahneler gördüklerinden, farklı dönemlerde yaşadıklarından ya da eski kimlikler taşıdıklarından bahseder. Psikoloji bu deneyimleri genellikle üç başlık altında açıklar.
Birincisi, bilinçdışının metafor üretme gücüdür. Jung’a göre kolektif bilinçdışında herkesin paylaştığı arketipsel imgeler bulunur. Bu imgeler bazen rüyalarda, bazen sanatsal üretimlerde, bazen de “geçmiş yaşam” gibi algılanan deneyimlerde ortaya çıkar. Zihin, duygusal yükü yüksek bir hissi anlatmakta zorlandığında onu sembolik bir sahneye dönüştürebilir. “Eski hayatımda savaşçıydım” diyen birinin, bugünkü hayatında sürekli mücadele etmek zorunda hissetmesi tesadüf olmayabilir.
İkincisi, travmanın parçalı anılarıdır. Travmalar genellikle bütün değil, kopuk kopuk ve zamansız fragmanlar halinde geri döner. Bu parçalar kişiye yabancı, tanıdık olmayan ama duygusal olarak yoğun gelebilir. Kişi bu sahneleri “Başka bir hayattandı” diye yorumlayabilir. Oysa çoğu zaman bu, zihnin travmayı yeniden işlemeye çalıştığı bir süreçtir.
Üçüncüsü ise sahte anı oluşumu ve dissosiyasyondur. Bellek sabit ve değişmez değildir. Stres, yoğun kaygı ve dissosiyatif durumlar; gerçekmiş gibi hissedilen ama sonradan inşa edilmiş sahnelerin oluşmasına neden olabilir. Kişi bu sahneleri geçmiş yaşamlara bağladığında, aslında bugünkü benliğini korumaya çalışıyor olabilir.
Kültürün Rolü: Neden Bazı Toplumlarda Daha Güçlü?
Birçok kültürde ölüm sonrası yaşam ve yeniden doğuş inançları güçlüdür. Antropolojik verilere göre, toplumsal belirsizlik ve kriz dönemleri arttıkça insanlar yeniden başlama fikrine daha fazla sarılır. Reenkarnasyon, bireyin yaşadıklarını anlamlandırmasına hizmet eden bir zihinsel çerçevedir.
Bu çerçeve üç temel psikolojik ihtiyaca cevap verir: adalet duygusu, ikinci şans ihtiyacı ve benlik sürekliliği.
“Bu dünyada haksızlık olduysa, diğer hayatta dengelenir” düşüncesi adalet duygusunu destekler. “Bu hayatta olmadıysa, başka bir hayatta olur” inancı umudu besler. “Ben sadece bu bedenden ibaret değilim” hissi ise benliğe süreklilik kazandırır. Böylece reenkarnasyon, sadece metafizik bir inanç değil, aynı zamanda dayanıklılık mekanizması olarak işlev görür.
Terapide Reenkarnasyon Anlatıları
Bir danışanın “Geçmiş hayatımda kayıp yaşamışım” demesi, bugünkü yaşamında yoğun bir kayıp korkusuna ya da yas sürecine işaret ediyor olabilir. “Eski hayatımda cadıydım, dışlandım” diyen biri, bu hayatta yaşadığı dışlanma ve yalnızlık duygusunu sembolik bir hikâyeye taşımış olabilir.
Bu yüzden terapide asıl soru, “Bu gerçekten oldu mu?” değil, “Bu hikâye sende hangi duyguyu uyandırıyor?” sorusudur.
Terapist için geçmiş yaşam anlatısı, danışanın iç dünyasına açılan bir kapı gibidir. Hikâyenin metafizik doğruluğu tartışılmak zorunda değildir; çünkü psikolojik gerçeklik, kişinin o an hissettiği acı, umut, korku ve anlam arayışıdır.
Sonuç: Zihin Bazen Yaralarını Reenkarne Eder
Reenkarnasyonun gerçek olup olmadığı, psikolojinin nihai olarak cevaplayacağı bir soru değildir. Psikoloji için daha önemli olan, bu inancın insana ne sağladığıdır. Reenkarnasyon; ölüm kaygısını azaltır, duygusal süreklilik sunar, travmayı dönüştürmeye yardım eder ve kişinin yaşamına bir hikâye örgüsü kazandırır. Belki de reenkarnasyon, insan ruhunun kendini iyileştirmek ve anlamlandırmak için kullandığı en kadim dillerden biridir.
Kaynakça
-
Becker, E. (2018). Ölümün İnkarı. Aylak Kitap.
-
Jung, C. G. (2016). Analitik Psikoloji Üzerine Yazılar. Pinhan Yayıncılık.
-
Örnek, S. V. (2012). 100 Soruda Türk Folkloru. Gerçek Yayınları.
-
Yalom, I. (2019). Varoluşçu Psikoterapi. Kabalcı Yayınları.
-
Fromm, E. (2016). Özgürlükten Kaçış. Say Yayınları.


