Son yıllarda teknolojinin gelişmesiyle birlikte hayatımıza giren başlıca sorunlardan bir tanesi yalnızlaşmaya başlamaktır. Bireyler akıllı telefon, sosyal medya ve çeşitli uygulamalar sayesinde birçok bağlantıya sahip olurken, herkesin hayatını deneyimleyebiliyor, her an istediği bilgiye ulaşabiliyor olsa da çok yakınımızdaki insanlarla kurulan bağın kalitesi giderek yüzeysel bir hal almaya başlamaktadır. Evlilikler, arkadaşlıklar ve iş ilişkileri birer görev listesi ve performans tablosuna dönüşmektedir. İnsanlar, farkında olmadan birer nesneye indirgediği arkadaş veya ebeveynlerini bir bütün olarak görmekten daha çok bir “sağlayıcı” veya ”statü getirici” gibi belirli fonksiyonlar üzerinden değerlendirmektedir. İnsanın ilişkilerinde yaşanan krizlere ışık tutan Martin Buber’ in Ben- O (Ich – Es) ve Ben-Sen (Ich – Du) tutumu, temelde bireylerin kurduğu tüm ilişkilerin varoluşsal olduğunu savunmaktadır. Buber’e göre insan, bir araç/nesne ile değil, kendisi ile iletişim kurması gereken bir varlıktır. Ben ve Sen adlı kitabında insanın ilişkiler içerisine doğduğunu; kendisini ifade etmesi gereken, toplumda yer edinmesini ve hayatını devam ettirebilmek için insanlarla ilişki kurmasını, ilişki kurabilmek için de diyalog kurması gerektiğini savunmaktadır (Tüzer ve Ulutürk Erkaya,2023).
Ben – O (Ich – Es)
Ben – O kelimesindeki “Ben” bir egoyu temsil eder ve ego O’ nu kullanıp tecrübe edeceği bir nesne olarak görür (Buber,2017). Birey karşısındaki insanı, derinliğine inmeden, yalnızca tecrübe edinmek için kullanacağı bir bağlantı olarak görmektedir. Ben o’ya birey olarak değil nesne olarak bakar, o’yu araştırarak, sınıflayarak, ölçerek ve var olan diğer o’larla karşılaştırarak ona sahip olup, onu kullanmaktadır (Tüzer,2009;Tüzer ve Erkaya,2023). İnsanlardan bir şey ister, onlardan bir şeyler öğrenir, kimi zaman yalnızlık giderir, bazen de hizmet beklemektedir. Ben ve O karşılık içermediği için gerçek bir ilişki olmadan da insan varlığıyla kurulabilen tek taraflı, sıradan bir tecrübeye denk gelmektedir. Bu tecrübe içinde insanlar Ben’in amacı değil bir aracı olarak karşımıza çıkmaktadır (Tüzer ve Ulutürk Erkaya,2023).
Ben – Sen (Ich – Du)
Ben – Sen ilişkisinde “Ben” bir bireydir ve karşısındakini de bir birey olduğunun farkındadır. Buber’e (2017) göre, Ben – Sen ilişkisinde kişi karşıdadır ve iletişim bir birey ile kurulmaktadır. Çünkü “Sen”, nesne olmaktan çok uzaktır. “Sen” , “Ben” ile karşı karşıyadır ve onunla bir aracı olmadan, özgürce ve kendiliğinden gelişen bir iletişim kurmaktadır. Bu ilişkide Sen denildiğinde Sen’e kendimizi açarken o da, Sen diyerek bize bütün varlığı ile kendini açmaktadır (Tüzer ve Ulutürk Erkaya,2023).
Sürekli Ben – O ve Kaybolan Sen
İki “Sen” gerçekte bir “Ben “olduklarının farkındalığını kaybetmeden bir köprü kurarak, birbirlerinin gözünden dünyayı görmekte iken, “Ben- O” (Ich – Es) hiçbir zaman karşılıklılık sağlayamadığı için “Ben” tamamen yalnızdır. O, kendine hiçbir zaman ben ile karşılıklılık yaratmamaktadır. “Ben” kendi zihninde bir dünya yaratır. Çünkü Ben’in derdi yalnız kendisidir. Benim isteklerim ve benim tercihlerim… O, her zaman kendini ayrı tutarak ve insan da dahil olmak üzere her şeye bir nesne olarak sahip olmak istemektedir. Ancak insanın gerçek, özgür ve yaratıcı olarak varoluşu için Ben –Sen ilişkisindeki Ben’i yaşatması gerekmektedir. Bireyin kendisini bir şahıs olarak fark etmesi, bir bakımdan da öteki karşısında olmanın verdiği sorumluluk sayesinde olmaktadır. İnsan, Ben olarak varoluşunun zirvesine yalnızca öteki’ nde var olan her şey onu ilgilendirdiğinde ulaşmaktadır (Çınar,2006;Tüzer ve Ulutürk Erkaya,2023).
Ben – Sen’e Dönüş Çağrısı
O, temelinde yalnızca ben barından bir tutum olarak karşımıza çıkar ve karşısındaki insanı araç olarak kullanmaktadır. Ancak “Sen” diyen kimse bir nesne veya araca sahip değildir. Çünkü nerede bir birey varsa orada başka bir birey daha vardır ve o diğer tüm o’larla birbirine bağlantılıdır. (Tüzer ve Ulutürk Erkaya,2023). O, varlığını diğer bireylerle bağlantı kurarak devam ettirmektedir. Fakat Sen denilen yerde bir nesne varlığı yoktur. Çünkü Sen’in sınırları yoktur. Sen bir şey sahibi olmadan yalnızca ilişki içerisinde durarak var olmaktadır. Hayatı karşımızdaki kişi ile fark eder, Ben olmak için bir Sen’e ihtiyaç duyarız. Ben, BEN olmak için SEN der (Buber,2017; Tüzer ve Ulutürk Erkaya,2023). Diyalog bu varoluşun en temel anahtarıdır.
Kaynakça
Buber, Martin. Ben ve Sen, çev. İnci Palsay, İstanbül: Köpernik Yayınları, 2017. Çınar, A. (2006). Martin Buber’de Varoluş ve Etik:’Ben-Sen’İlişkisi. Değerler Eğitimi Dergisi, 4(12), 9-27. Tüzer, A., & Erkaya, G. U. (2023). İNSANIN NESNELEŞTİRİLMESİ VE DOSTLUK BAĞLAMINDA MARTİN BUBER’İN DİYALOG FELSEFESİ. FLSF Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, (36), 25-44. Tüzer, Abdüllatif. “Varölüşçü Düşünür Martın Büber’in Diyalög Felsefesi ve Bü Felsefi Yaklaşımın Eğitim Açısından Uzanımları”, FLSF Dergisi, Sayı: 8, 2009


