Cumartesi, Mart 14, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sevdiğimiz Adam Tanıdık Geliyorsa: İlişkilerde Baba Figürünün Partner Seçimine Etkisi

Hayatımıza giren o “özel” kişiyle ilk tanıştığımızda sanki onu yıllardır tanıyormuşuz gibi garip bir aşinalık hissine kapılırız. Çoğu zaman bu durumu “ruh eşi” ya da “kader” gibi romantik kavramlarla açıklamaya çalışsak da psikoloji biliminin bu konuda çok daha köklü ve sarsıcı bir açıklaması vardır: Zihinsel Konfor Alanımız.

İnsan zihni mutluluğu aramaktan önce güvenliği, güvenliği bulmaktan önce ise tanıdık olanı tercih eder. Çocukluk yıllarımızda kurduğumuz ilk bağ, sevgi ve ilginin “doğru” tanımı olarak bilinçaltımıza kazınır. Bu tanımın başrolünde ise genellikle baba figürü yer alır. Eğer sevdiğiniz adamın bakışında, ses tonunda, tartışma biçiminde ya da size sunduğu güven duygusunda (veya bazen mesafesinde) tanıdık bir tını varsa; muhtemelen zihniniz çocukluk albümünüzdeki o ilk sayfaları referans alıyordur.

Freud’un Tekrarlanma Zorlantısı ve Baba Figürünün Rolü

Freud, psikanaliz kuramında tekrarlanma zorlantısı (repetition compulsion) olarak adlandırdığı bir kavramdan bahseder. Bu bireyin geçmişte yaşadığı travmatik ya da çatışmalı deneyimleri bilinçdışı bir şekilde tekrar etmeye çalışmasıdır. Özellikle çocuklukta yaşanan duygusal yaralar ve baba figürüyle ilgili deneyimler, yetişkinlikte partner seçiminde tekrar ortaya çıkabilir.

Baba figüründen alınan sevgi, onay veya reddedilme deneyimleri, kişinin bilinçdışında “çözülmemiş meseleler” olarak kalır. Bu nedenle, kişi aynı türde ilişkiler ve partnerlerle bu sorunları yeniden yaşamaya çalışır. Amaç aslında bilinçdışı olarak bu yaraları iyileştirmek ya da farklı bir sonuç elde etmektir. Fakat çoğunlukla bu döngü, tekrar eden hayal kırıklıkları ve ilişki sorunlarına yol açar.

Bu yüzden, partner seçiminde baba figürüne benzeyen kişilere yönelmek, sadece “tanıdık olana güvenmek” değil aynı zamanda Freud’un dediği gibi geçmişle hesaplaşmaya yönelik bilinçdışı bir çabadır.

Neden “Tanıdık” Olanın Peşinden Gideriz?

Zihnimiz, mutluluktan ziyade öngörülebilirliği sever. Acı verici olsa bile bildiğimiz bir senaryo ne sunacağını bilmediğimiz “yabancı” bir mutluluktan daha güvenli hissettirir.

  • Duygusal Şablonlar: Eğer baba figürü mesafeli biriyse kişi yetişkinliğinde “ulaşılmaz” erkekleri çekici bulabilir. Çünkü sevgiyi kazanmak için çabalamak bildiği tek sevgi dilidir.

  • Tamamlama Arzusu: Bilinçaltı şöyle der: “Babam beni onaylamamıştı şimdi ona benzeyen bu adamı beni onaylamaya ikna edersem çocukluktaki o yarayı nihayet kapatabilirim.”

  • Güvenlik Yanılsaması: Tanıdık olan kaos yabancı olan huzurdan daha az korkutucu gelir.

Bu döngüyü kırmanın yolu o “tanıdıklık” hissinin yarattığı sahte güven duygusunu fark etmektir. Bir ilişkide kendimizi sürekli aynı çıkmaz sokakta buluyorsak o sokak muhtemelen çocukluğumuzun geçtiği mahalledir. Kendi hikayemizin farkına vardığımızda artık tanıdık olanın konforuna sığınmak yerine bize gerçekten “iyi gelenin” yeniliğine şans verme özgürlüğünü kazanırız. Geçmişin gölgesinden çıkmak kendi hayatımızın gerçek öznesi olmaya giden asıl yolculuktur.

Geçmişin Gölgesinden Çıkmak: Farkındalık ve Özgürleşme

İlişkilerde baba figürünün izini sürmek geçmişe takılıp kalmak ya da ebeveynleri suçlamak değil bir “duygusal miras tespiti” yapmaktır. Eğer partnerimizle kurduğumuz iletişim dili babamızla olan çözülmemiş meselelerimizin bir kopyasıysa burada bir “aktarım” söz konusudur. Sağlıklı bir yetişkin ilişkisi partneri olduğu gibi tüm eksik ve fazlalıklarıyla görebilmeyi gerektirirken; baba figürünün gölgesindeki ilişkilerde partner, sadece eski bir hesabın görüldüğü bir figüran haline gelir.

Bu döngüyü kırmanın yolu, o “tanıdıklık” hissinin vaat ettiği sahte güven duygusunu deşifre etmektir. Kendi hikâyemizin ve savunma mekanizmalarımızın farkına vardığımızda artık tanıdık olanın konforuna sığınmak yerine bize gerçekten “iyi gelenin” yeniliğine şans verme özgürlüğünü kazanırız. Geçmişin gölgesinden çıkmak, sadece doğru partneri seçmek değil konfor alanından çıkıp kendi hayatının gerçek öznesi olmaya giden asıl yolculuktur.

Nurşah ŞAHİN
Nurşah ŞAHİN
İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Psikoloji 3. sınıf öğrencisiyim.Aktif olarak bir kurumda stajyer psikolog olarak görev yapıyorum. İnsanların duygularını, düşüncelerini ve ilişkilerini anlamaya her zaman ilgi duydum. Bu ilgi hem psikolojiyi seçmeme hem de yazmaya yönelmemi sağladı. Yazarken en çok ilgimi çeken konular; ilişkiler, aile dinamikleri, çocuklarla iletişim ve bağımlılık. Yazmak benim için sadece düşüncelerimi paylaşmak değil, aynı zamanda insanlara bir şeyler katabilmek demek. Psikolojiyle yazıyı birleştirerek hem kendimi hem de başkalarını daha iyi anlamayı amaçlıyorum. Bu yolculukta her yazım bir adım, her kelime bir iz bırakma çabasıdır

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar