Cuma, Ocak 16, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sessizlik Nedir? Sessiz Olmak Mı Yoksa Sessiz Bir Ortama Girmek Mi?

Sessizlik nedir? Türk dil kurumuna göre sessizlik ortalıkta gürültü olmama durumu, sükût demek anlamına geliyor. Sessizliğe verilmiş cevap bu kadar net ve kısadır. Üstelik anlaşılır şeffaf ve tutucudur. Tutucu dememin maksadı da daha fazla akılda kalınabilir olması yönündedir. Peki derinlere inildiğinde neden sessizlik kavramını daha çok anlamak istiyoruz? Bu merak nereden geliyor olabilir? Bir şeyleri çok sık tecrübe ettiğimizden kaynaklı sonradan buna yönelik gelen bilme, anlama ve anlamlandırma merakı sebebiyet vermektedir.

Sessizlikte Uyum Ararız

Evet, sessizlikte uyum ararız. O uyumu bulduğumuz zaman ister mutlu ister mutsuz olalım yine de orada o sessizliğin içinde durgun olmaya teslim ederiz kendimizi. Sessizlik iki çarşımda bulunur ve iki anlam çağrıştırır. Bunlar; uyum içindeki sessizliğin uyumsuzluğu ve uyumsuzluk içindeki sessizliğin uyumudur. Bize çağrıştırdığı anlamlar ise şöyledir: Uyum içindeki sessizliğin uyumsuzluğu bize keyif veremez. Çünkü o sessizlik bize uyumlu değildir. Aksine bize huzursuzluk vermektedir. Düşünün ki gecenin karanlığında aniden basan bir sessizlik bizi ancak tedirgin edecektir. Her gece veya gündüz alışık olduğumuzun yan komşumuzun aniden kesilen sesleri de yine aynı şekilde bize kaygı verecektir. Bir fabrikada çalışanların alışık olduğu seslerin aniden kesilmesi de bütün çalışanları tereddüt edecektir. Bunların hepsi bize uyumsuz olacak sessizlik türünün örnekleridir. Burada bilincimiz için olumlu bir süreç işlenmeyecektir. Bilincimiz sadece bize tetikte durmamız gerektiğini yansıtacaktır. Algılarımız buna açık olacaktır. Uyumsuzluk içindeki sessizliğin uyumu ise şöyledir: Olumlu bir süreçtir. Burada biz arayışa çıkarız. Bu sessizliği insan arıyor. İnsanın aradığı bu sessizlik insanın gürültülü bir alandan sessiz bir alanı tercih etmesiyle uyum ortaya çıkıyor. Bu uyum, insanın doğayla, toplumla ya da bir grup insanla birebir uyumsuz olduğu söylenemez. Burada her bir farklılık bir sessizliğin manasını çağrıştırıyor. İnsan burada dinlenmek istiyor. Dinlenmek ise bazen bir gözlemdir. İçsel gözlem ise bu sükûtun içinde başlar.

Sessizliğin Çağrıştırdığı Anlamlar

İnsanın aradığı şey uyumsuzluğun içindeki sessizliğin uyumudur. İnsan mutlu ya da mutsuz olsun burada bir uyum aramaktadır. Uyumsuz olandan bir uyum ile bir çıkış yoludur. Her iki anlamda da insan huzuru bulmanın peşindedir. Sessizliğin çağrıştırdığı anlamlar olumsuz olarak belirlenir. Olumsuz olan uyumun içinden çıkan olumlu sessizliğin uyumsuzluğu olacaktır. Burada kastedilen o ana aktör insandır. Edilgen olan sessizliktir ve etken ise buna karşı tavırlarımızdır. Askıda bıraktıklarımızı -etmeye- programlandırmaya zorluyor. Edilgen olan sessizliktir ve etken olan buna karşı tavırlarımızdır. O halde şöyle bir soru soralım: Biz sessiz bir ortamı seçtiğimiz için mi sessiz kalıyoruz? Hâlbuki tam aksini düşündüğümüzde biz sessiz olduğumuz için mi sessiz bir ortamı seçiyoruz? Eğer böyleyse bu bizim için olumlu bir süreç olacaktır. Çünkü kendi isteğimiz ile sessizliği seçiyor ve sessiz bir ortamı arıyoruz. Burada iyi olacağımızı, düşünce ve bedenimiz için bir konforu seçeceğimizi tahmin ediyoruz.

Nietzsche’ye Sessizlik Bir Güç Müdür?

Eğer bir insan sırf salt kendini tanıyor ve böyle bir seçim arayışına giriyorsa bu hem kendisi için ve hem de ruhsal açısından psikolojisi için olumlu bir süreç olacaktır. Peki neden? Nietzsche’ye göre sessizlik sadece konuşmamak değil, nasıl susmayı da öğrenmenin asıl nihayetine ermektir. İşte burası bize sessizliğin anlamını verecektir. Sessizliğin anlamı sessizliğe zorlamak değildir. Sessizlikten, sessiz kalmak istediğinden memnun duymak demektir. Bu acı da olsa bundan anlam bulmak sessizliğin anlamıdır. İşte o zaman insan sessizlikte anlam bulmuş oluyor. Bir bireyin başka algıların-duyguların farkına varabilmesi demektir. Bilinci zorlayan sürecin nihayetine yavaş da olsa erme aşamasıdır. Bu zor olabilir, ancak zor olan aslında sessizliğin anlamını bulamamaktır. Burada kendin için o uyumu yakalayamamaktır. Nietzsche felsefesinde sessizlik bir kış uykusu gibidir. Ancak bu, sessizliğin sadece bir bölümüdür. Nietzsche’ye göre sessizliğin diğer parçası yani diğer aşaması çileci sessizliktir. Aradaki bölümü ise yani aşamayı ise tefekkür olarak anlamlandırmıştır. Bu parçaların her biri bir insan için aşamadır. Bu aşamalardan sonra insan kendi saf, kendi biricikliğine şahit olabilir. Nietzsche’nin sessizliğinde güç yatar. Ona göre sessiz kaldığında, sessizliğe gittiğinde anlama çabasına giriyorsun. Kendini haklı çıkarma çabasından da kurtulmuş oluyorsun. Hiçbir şeyi kanıtlamak zorunda değilsin. Ona veya buna açıklama yapmak zorunda değilsin. Hiçbir şeyi kanıtlamak zorunda olmayan bir insan sessizliğin gücüne inanmıştır. Sessizlik insana bu imajı aşılıyor ve insan burada kabullenmenin rolünü üstleniyor. Bu kabullenme bir zorlayıcı değildir. Kendinden kabullenyorsun. O güç burada başlıyor. Sadece sessiz olduğunda değil, sessiz bir ortamda tabiatın bu denli büyük bir gücünü keşfetmiş oluyorsun.

Sessizliğin Altında Yatan Güç

Nietzsche’ye göre zayıflık bir örtünün altında gizleniyor. Haykıran kişi içindeki zayıflığı anlatıyordur. Oysa gerçekte güçlü değildir. Kendini yüksek sesle kanıtlamaya çalışan aslında zayıflığını kamufle etmektedir. Zayıflığını gizlemektedir. Bu gerçek bir güç değildir. Sessizlikle bağdaşan şey bir ustalıktır. Usta olan sessizliğin dezavantajlarından çok avantajlarını görür. Ona yönelir ve onu keşfeder. Sessizlikte rutin belirlenir, anlamlar teşvik edici olur ve bunlar farkındalığa götürmektedir. Nietzsche’ye göre sessizlikten korkmamak gerekir. Bu dostane bir bağdır. Sessizliği kendine dost eden gerçek dostları keşfeder ve kendinden kabullenmenin sırrını fark eder. Burada karanlıkta dahi olursa kendisi yine bir çıkış yolunu bulacaktır. Çünkü düşünüyor, fark ediyor ve olduğu yerde sabit olsa bile fikirleri değişebiliyor, çözüme odaklanır programlandırır ve planını kurabiliyor.

İnsanın Kendisi İçin Seçtiği O Sessizlik: Nietzsche ve Carl Gustav Jung

Derin bir anlam taşıyan şeylerden güç çıkar. Güç gerçekten derinlik demektir. Yani Nietzsche sessizliğin içindeki derinlikten bahseder. Nietzsche’ye göre sessizliğin farkına varmayı bilen, bunu kabul eden başkalarını da kontrol edebilir. Başkalarının bilincini de kontrol edebilir. Başkaları öfkelendiğinde, kızdığında bunlara karşı çıkmak yerine, kızmak yerine sağlıklı bir iletişim kurabilir. Burada kişiyi veya çevresindekileri olumsuz bir durumdan kurtarabilir. Peki bunun sessizlikle nasıl bir bağlantısı kurulabilir? Nietzsche’ye göre sessiz kalan ve sessiz duran ve açıklama yapma gereğinde bulunmayan birey bilinçleri, bireylerin tutumlarını, kişilerin durumlarını-eylemlerini, kişilerin iletişimini, iletişim şekillerini, jest ve mimiklerini fark eder. O sessiz durur ve gördüğü her şeyi fark eder. Çünkü içgörü süreci açılmıştır. O arkadan bakan bir bakıştır. Bu bakış çok şeyi fark eder. O bakış başkalarının fark edemediği, gözlemlenmediği şeyleri fark eder. Buna benzer olanı Carl Gustav Jung da söyler. Jung’a göre sessizlik bir anlamanın alanını açmaktadır. Sessiz olduğunda aslında rahatlık alanını açmış oluyorsun. Bu, Jung’un bireyin son zihinsel gelişiminin son safhasındaki nihayet -bireyleşmenin- alanına girmektedir. Zihinsel gelişimin ve anlamanın ve farkındalığın son aşaması olan bireyleşme bir uyanmadır. Sessizlik ise bu alanı açan en büyük aşamadır. Jung’a göre kendimizle yüzleşmeliyiz; gölge tarafımızı bilmeliyiz. -Gölge- tarafımızdan haberdar olmalıyız ve bunu kabul etmeliyiz. Sosyal maskeden yani -personadan- uzaklaşmalıyız. Ona göre -persona- sosyal maskedir. Jung sosyal maskeye -persona- demiştir. Bir içsel dinginliğimize ermeliyiz. Bu bir öz farkındalıktır. Bu bireyleşme de sessizliktir. Sessizlik -olmanın- anlamına kavuşabilmenin mümkün olanına erme aşamasıdır.

Mücahit Özcanan
Mücahit Özcanan
Hakkâri, Yüksekova ilçesinin Beşpınar köyünde 5 Mart 1992 tarihinde dünyaya gelmiştir. İlköğrenimini kendi doğduğu köyünde tamamlayarak ortaöğretimini ise taşımalı sistemde olan bağlı köylerde bulunun Vezirli Köyü Mehmetçik Ortaokulunda tamamlamıştır. Liseyi yıllarını da Yüksekova Cumhuriyet mahallesinde bulunan Atatürk Anadolu Lisesinde tamamlamıştır. 2015’te tercih ettiği felsefe bölümünü Çankırı Karatekin Üniversitesinde 2019 yılında mezun olarak bitirmiştir. Felsefe bölümünün yanı sıra psikoloji, sosyoloji ve dini ilimler ile ilgili denemeler yazmıştır. Bu alanda kendini geliştirerek felsefe alanında bir yıllık yüksek lisans sürecini tamamlamıştır. İlimle uğraşmış ve bu konuda ilk kitabı olan "Felsefi Lisanla Varoluşa Dair"adlı eserin 1 Ocak 2021 tarihinde bastırmıştır. Bu kitaptan oldukça etki altında kalan yazar bütün insanların aslında ilgilenmek istediği en derin konularla bütün kesime hitap etmektedir. Hemen ardından ikinci kitabı olan "Ben Susamam İtiraf Ediyorum" u bastırmıştır. Bu kitap ise bir araştırma, inceleme ve aynı zamanda belki de bir ilk olan bütün diğer kitap türlerinin; romanın, hikâyenin, günlüğün, otobiyografinin, biyografinin ve sosyobilimin, denemenin, incelemenin ve psikolojinin içinde harmanlandığı özgün bir lisanla yazılmıştır. Bunun en büyük amacı veya yazarın vermek istediği en büyük mesajın kendisinin de belirtmiş olduğu "ben, belki de bir ilki gerçekleştiriyorum; çünkü ben, bütün kitap türlerinin içinde harmanlandığı bir kitabı bastırıyorum" ifadeleriyle özgün bir lisandan bahsedilmiştir. Aynı zamanda blog yazarı olan yazarımız bir şair olarak da biliniyor. 2023 yılının başında ‘Gök Kubbeden Şiirler’ adlı şiir kitabını da bastırmıştır. Poland Development University’de klinik psikolog yüksek lisans sürecini tamamlamaktadır. Başkent Psikolojik Akademisi’nde yaşam koçluğu, aile çift terapi ve NLP eğitimini de tamamlamıştır. Şimdilerde sosyolojik, psikolojik ve felsefik tarzda iki kendi kitabını tamamlamak üzere çalışmalar yürütmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar