Bir odada alkış varken ne yapmak istediğimizi bilmek nispeten daha kolaydır. Takdir edildiğimizde, onaylandığımızda, “iyi” bulunduğumuzda benlik duygumuz güçlenir. Omuzlarımız biraz daha dikleşir, sesimiz daha kararlı çıkar. Ancak alkışlar kesildiğinde, gözler üzerimizden çekildiğinde geriye kalan şey çoğu zaman sessizliktir. İşte bu sessizlik, şema terapi açısından bakıldığında en çok onaylanma şemasını görünür kılar. Çünkü bu şema, kişinin kimliğini başkalarının tepkileri üzerinden kurmasıyla ilgilidir.
Onaylanma Şeması Nasıl Oluşur?
Şema terapiye göre erken çocukluk döneminde karşılanmayan temel duygusal ihtiyaçlar, kalıcı şemaların oluşmasına zemin hazırlar. Onaylanma şeması çoğu zaman çocuğun koşullu kabul gördüğü ortamlarda gelişir. Bu inanç zamanla otomatikleşir ve yetişkinlikte de kişinin ilişkilerine, iş yaşamına ve kendilik algısına sızar (Young, Klosko & Weishaar, 2003). Sevgi, ilgi ya da yakınlık; başarıya, uyuma ya da beklentileri karşılama şartına bağlandığında çocuk şunu öğrenir: “Olduğum halim yeterli değil, değerli olmak için bir şeyler yapmalıyım.”
Onaylanmanın Öğrettiği Gizli İnançlar
Onaylanma şeması yalnızca beğenilme isteğinden ibaret değildir; altında güçlü ve çoğu zaman fark edilmeyen inançlar taşır. “Herkesi memnun etmeliyim”, “Hayır dersem sevilmem”, “Değerim performansımla ölçülür” gibi kabuller kişinin iç dünyasında sessizce çalışır. Bu inançlar bireyin kendi ihtiyaçlarını geri plana atmasına, sınırlarını ihlal etmesine ve sürekli dış referanslara göre yaşamasına neden olur. Zamanla kişi, ne istediğini değil; başkalarının ondan ne beklediğini daha iyi bilir hale gelir.
Alkışla İnşa Edilen Benlik
Bu gizli inançların sonucu olarak benlik algısı dışarıdan gelen geri bildirimlerle şekillenir. Rogers’ın da vurguladığı gibi, koşullu kabul gören bireyler gerçek benliklerinden uzaklaşma riski taşır; çünkü değerli olabilmek için oldukları kişiden vazgeçmeyi öğrenmişlerdir (Rogers, 1961). Takdir edildiğinde kendini “iyi”, eleştirildiğinde ise “yetersiz” hisseden bir benlik yapısı oluşur. Öz-değer, içsel bir his olmaktan çıkar; başkalarının tepkilerine göre sürekli dalgalanan bir ölçü haline gelir.
Alkışlar Sustuğunda ne Olur?
Alkışlar sustuğunda çoğu zaman içsel bir boşluk ortaya çıkar. Bu boşluk bazen kaygı, bazen değersizlik, bazen de yoğun bir huzursuzluk olarak hissedilir. “Bir şey mi yanlış yaptım?”, “Yeterince iyi değil miyim?” gibi sorular zihni meşgul eder. Aslında tehdit altında olan durum değil, benliğin dayandığı zemindir. Onay geri çekildiğinde kişi yalnızca takdiri değil, varlık hissini de kaybetmiş gibi olur.
Alkış Olmadığında Hangi Mod Devreye Girer?
Şema terapi bu noktada devreye giren şema modlarını açıklar. Onaylanma şeması tetiklendiğinde bazı bireylerde aşırı uyumlu çocuk modu ortaya çıkar: daha çok çabalama, herkesi memnun etme, kendi sınırlarını yok sayma. Bazılarında ise kopuk korungan mod devreye girer; geri çekilme, duyguları bastırma ve görünmez olma eğilimi belirginleşir. Her iki durumda da kişi, kendi duygusal ihtiyaçlarıyla temasını kaybeder ve yine dış dünyaya göre şekillenmeye devam eder (Young et al., 2003).
Onayın Psikolojik Bedeli
Sürekli onay arayışı uzun vadede ciddi bir psikolojik bedel doğurur. Tükenmişlik, kronik yorgunluk, karar vermede zorlanma ve ilişkilerde doyumsuzluk sık görülür. Kişi ne kadar çabalarsa çabalasın, onay geçici olduğu için içsel bir tatmin oluşmaz. Alkış bittiğinde yeniden aynı boşluk ortaya çıkar. Bu döngü, benliğin giderek daha kırılgan hale gelmesine neden olur.
Onaydan Özerkliğe: Sağlıklı Yetişkin Modu
İyileşme, onay ihtiyacını tamamen yok etmekle değil; onunla daha sağlıklı bir ilişki kurmakla mümkündür. Sağlıklı yetişkin modu, kişinin değerini başkalarının tepkilerinden bağımsız olarak taşıyabilmesini ifade eder. Bu modda birey onaylanmak ister ama onaylanmadığında da dağılmaz. Kendi sınırlarını fark eder, duygularını regüle edebilir ve “Herkes beni beğenmese de ben buradayım” diyebilir. Bu beceri zamanla, farkındalık ve çoğu zaman terapötik bir ilişki içinde gelişir (Arntz & van Genderen, 2009).
Alkış Olmadan da Kendinle Kalabilmek
Alkışlar yokken kendinle kalabilmek, günümüz dünyasında neredeyse cesaret gerektirir. Sürekli görünür olmanın, beğenilmenin ve onaylanmanın teşvik edildiği bir kültürde içsel değere yaslanmak kolay değildir. Ancak gerçek özgürlük, herkes sustuğunda da kendinle baş başa kalabilmeyi göze alabilmekten geçer. Belki de asıl soru şudur: Alkışlar yokken sen kimsin değil; alkışlar yokken de kendinle kalmaya razı mısın?
Belki de bu yüzden alkışlar sustuğunda yaşanan rahatsızlık bir sorun değil, bir davettir. Dışarıdan gelen sesler azaldığında, içimizde uzun zamandır duyulmayı bekleyen başka bir ses belirir. O ses bize şunu sorar: Başkalarının beklentileri olmadan ne hissediyorum, ne istiyorum, nerede durmak istiyorum? Alkışsız kalabilmek, değersiz olmak değil; değeri ilk kez içerden kurmaya cesaret etmektir. Çünkü gerçek benlik, en çok sessizlikte kendini gösterir. Ve belki de asıl iyileşme, kimse bakmıyorken de kendin olmaya razı olduğun o anda başlar.
Kaynakça
-
Arntz, A., & van Genderen, H. (2009). Schema therapy for borderline personality disorder. Chichester, UK: Wiley.
-
Rogers, C. R. (1961). On becoming a person. Boston, MA: Houghton Mifflin.
-
Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema therapy: A practitioner’s guide. New York, NY: Guilford Press.


