Cumartesi, Şubat 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Partnerinizi Siz mi Seçtiniz Yoksa Ebeveynleriniz mi? Eş Seçiminin Bilinçaltı Haritası

Hiç kendinizi, “Neden hep aynı tür insanlara aşık oluyorum?” diye sorarken buldunuz mu? Ya da partnerinizin, en nefret ettiğiniz huyuyla babanıza veya annenize ne kadar benzediğini fark edip dehşete düştüğünüz oldu mu? Belki de o “ilk görüşte aşk” dediğimiz şey, kalbimizin değil, bilinçaltımızın “Ben bu hikayeyi tanıyorum!” deme şeklidir. Gelin, romantik ilişkilerin perde arkasındaki o sessiz yönetmene; çocukluğumuza ve ebeveynlerimize yakından bakalım.

İlk Aşkımız: Ebeveynlerimiz

Psikoloji bilimi bize şunu söyler: İnsan yavrusunun hayatta kalabilmek için bağlandığı ilk nesneler anne ve babasıdır. Bu ilk bağlanma, bizim “sevgi” tanımımızı oluşturur. Eğer çocukluğunuzda sevgi; “koşullu, eleştirel ve mesafeli” bir şekilde sunulduysa (Otoriter Ebeveynlik), yetişkinlikte size şefkat gösteren bir partner “sıkıcı” veya “sahte” gelebilir. Çünkü bilinçaltınız için sevgi, mücadele gerektiren bir şeydir.

Tam tersine, duygusal ihtiyaçlarınızın görüldüğü ve sınırların sağlıklı çizildiği bir evde büyüdüyseniz (Demokratik Ebeveynlik), yetişkinlikte de size saygı duyan, güvenli liman olabilen partnerlere çekilirsiniz. Çünkü sizin “sevgi haritanızda” güvenli yol işaretlenmiştir.

Tanıdık Olan “Güvenli” Gelir (Zehirli Olsa Bile)

Beynimiz belirsizliği sevmez. Kaotik bir evde büyüyen biri için, huzurlu ve sakin bir ilişki “tekinsiz” hissettirebilir. Freud’un Tekrarlama Zorlantısı dediği bu durumda, kişi çocukluğundaki o tanıdık kaosu yeniden yaratacağı partnerleri seçer. Örneğin; babası duygusal olarak erişilmez olan bir kadın, sürekli “ulaşılmaz, soğuk veya kararsız” erkeklerin peşinde koşabilir. Bu bir tesadüf değildir. Bilinçaltı, çocukken babasıyla çözemediği o denklemi, babasına benzeyen bu yeni adamla çözmeye ve bu sefer “kazanmaya” çalışmaktadır. Ancak sonuç genellikle hüsrandır.

Aslında bunu bir çeşit çocukluk stajı olarak düşünebiliriz. Tıpkı ilk staj yaptığımız yerin bize iş dünyasında en doğruyu öğrettiğini ve orada kendimizi güvende hissettiğimizi düşündüğümüz gibi, çocuklar da ilk ilişki stajlarını ebeveynleriyle yaparlar. Eğer bu staj saygı, sevgi ve güven dolu bir ortamda gerçekleşirse, çocuklar da ileride bu nitelikleri kendi ilişkilerine taşırlar. Babalar ve anneler çocuklarına sadece yol gösterici olmakla kalmaz, onların kaderinde de derin izler bırakır. Bu yüzden, ebeveynlerin çocuklarına gösterdiği saygı ve sevgi, çocuğun kader motifini olumlu yönde şekillendiren en güçlü etkenlerden biridir.

Günümüzde eş seçimi denildiğinde aklımıza gelen ilk şey özgür iradedir. Kafelerde tanışır, uygulamalarda sağa kaydırırız. Görücü usulü, modern insanın gözünde tozlu raflara kalkmış, eski bir yöntem gibi görünebilir. Ancak psikoloji biliminin penceresinden baktığımızda, durumun pek de öyle olmadığını fark ederiz. Belki de en “kendi seçimimiz” dediğimiz ilişkiler bile, aslında bilinçaltımızdaki o görünmez görücülerin onayından geçmiş birer senaryodur. Geleneksel görücü usulünde aileler masaya oturur ve bir karar verir; modern dünyada ise aileler fiziksel olarak orada olmasa da, onların zihnimize ektiği “ebeveyn tutumları” o masanın tam ortasında durur. Bu bir nevi modern görücü usulüdür.

Toplumsal Cinsiyet Rollerinin Görünmez Tuzağı

Eş seçimimiz sadece duygusal yaralarımızla değil, evde gördüğümüz “kadın” ve “erkek” rolleriyle de şekillenir. Araştırmalar, çocukluğunda annesinin babasına karşı aşırı itaatkar, fedakar ve kendi benliğinden vazgeçmiş olduğunu gören bireylerin, kendi ilişkilerinde de benzer dinamikleri aradığını gösteriyor.

Bir erkek çocuğu, evdeki her kararı babasının verdiğini görerek büyüdüyse, güçlü ve kararları ortak alan bir kadın partnerle çatışma yaşayabilir. Çünkü onun “eş haritasında” kadın figürü, yönetilen ve uyum sağlayan kişidir. Benzer şekilde, “Zıt kutuplar birbirini çeker” veya “Aşk her şeyi affeder” gibi romantik inançlar aslında çocuklukta öğrendiğimiz ve sorgulamadan kabul ettiğimiz senaryoların birer yansımasıdır.

Zinciri Kırmak Mümkün mü?

İyi haber şu ki; bu harita kaderimiz değil, sadece başlangıç noktamızdır. Zinciri kırmanın ilk adımı farkındalıktır. Şu soruları sormakla başlayabilirsiniz:

  1. Partnerim, ebeveynlerimin hangi olumlu veya olumsuz özelliklerini taşıyor?

  2. İlişkideki hangi davranışım, çocukken evde gördüğüm bir sahnenin tekrarı?

  3. Bu seçimi “özgür irademle” mi yapıyorum, yoksa “tanıdık acıya” mı çekiliyorum?

Partnerinizi seçerken ebeveynlerinizin sesini kısmak ve kendi kalbinizin sesini açmak sizin elinizde. Unutmayın, çocukluğunuz kaderiniz olabilir ama yetişkinliğiniz sizin eserinizdir.

KAYNAKÇA

Bakioğlu, F., & Türküm, A. S. (2019). Romantizm ve eş seçimi tutum ölçeğinin Türkçe uyarlaması: Geçerlik ve güvenirlik çalışması. Gaziantep University Journal of Educational Sciences.

Baumrind, D. (1991). The influence of parenting style on adolescent competence and substance use. Journal of Early Adolescence.

Zeyneloğlu, S., & Terzioğlu, F. (2011). Toplumsal cinsiyet rolleri tutum ölçeğinin geliştirilmesi. Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dergisi.

Hatfield, E., & Sprecher, S. (1986). Measuring passionate love in intimate relationships. Journal of Adolescence.

Nazlı Albayrak
Nazlı Albayrak
Nazli Albayrak, Demiroglu Bilim Universitesi Psikoloji Bolumu son sinif ogrencisidir. Psikopatoloji, sosyal psikoloji ve noropsikoloji alanlarina ilgi duymakta; bireysel belirtilerin biyolojik, bilissel ve toplumsal baglamlarla iliskisini ele alan yazilar kaleme almaktadir. Klinik psikoloji odakli egitimleri kapsaminda oyun terapisi ve cinsel islev bozukluklari alanlarinda calismalar yurutmektedir. Yazilarinda psikolojik bilgiyi yuzeysel genellemelerden uzak, elestirel ve dusundurucu bir perspektifle okurla bulusturmayi amaclar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar