Cumartesi, Mart 14, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Partner mi Ebeveyn mi? İlişkilerde Duygusal Ebeveyinleşme

Hiç partnerinize bakıp içinizden şu cümleyi geçirdiniz mi? “Ben bu ilişkide sevgili rolünde miyim, yoksa bu kişinin annesi veya babası rolünde miyim?”

Romantik ilişkiler söz konusu olduğunda hem gündelik yaşamda hem de psikoterapi alanında duyduğumuz en sık cümlelerden biri “Artık sevgilimin annesi, babası gibi hissediyorum”. Bu cümle çoğu zaman bir şikâyetten daha fazlasını anlatır. İçinde yorgunluk, tükenmişlik ve giderek azalan bir arzu saklıdır. Kişi artık partneriyle yan yana duran bir eş olmaktan çok, onu toparlayan, yönlendiren ve taşıyan bir figüre dönüştüğünü fark eder. İlişki hâlâ sürüyor olabilir; fakat romantik bağın yerini sorumluluk duygusu almaya başlamıştır. Peki iki yetişkin arasında kurulan bir ilişki hangi noktada ebeveyn-çocuk dinamiğine evrilir? Roller nasıl yer değiştirir ve bu değişim neden çoğu zaman fark edilmez?

İlişkiler Roller Nasıl Kayar

Romantik ilişkiler, temelde eşitlik üzerine kuruludur. Ancak her birey ilişkiye kendi geçmişinden getirdiği bağlanma alışkanlıklarıyla girer. Çocuklukta erken olgunlaşmak zorunda kalan, ebeveyninin duygusal yükünü taşıyan ya da “uslu ve güçlü” olmakla sevildiğini deneyimleyen kişiler, yetişkinlikte de benzer bir konuma yerleşmeye daha yatkındır.

Bu kişiler için sevgi çoğu zaman bakım vermekle iç içedir. Partner üzgünse yatıştıran, kriz varsa çözen, sorumluluklar aksıyorsa üstlenen taraf olurlar. Başlangıçta bu durum “olgunluk” ya da “fedakârlık” olarak görülür. Ancak zamanla görünmez bir eşitsizlik oluşur. Diğer partner ise farkında olmadan daha etkisiz bir rolde kalabilir. Planlama, karar alma gibi alanlarda geri çekildikçe süreç tamamlanır: biri düzenleyen olur, diğeri düzenlenen. Bu bir suçlu arama meselesi değildir. Bu, çoğu zaman bilinçdışı bir uyumlanmadır.

Romantik Çekim Neden Azalır

Romantik ilişkide iki kişi birbirine eşlik eder; ebeveyn-çocuk ilişkisinde biri yön verir, diğeri takip eder. Birine baktığınızda hem “sorumlu olduğunuz kişi” hem de “arzuladığınız partner” olarak görmek zorlaşır. Çünkü psikolojik olarak bakım veren konumunda olduğumuz kişiye karşı cinsel çekim sürdürmek güçtür. Bu durum birçok çiftte “Artık onu seviyorum ama eskisi gibi hissetmiyorum” şeklinde ifade edilir.

Ayrıca ebeveyn rolündeki partner zamanla tükenmişlik yaşayabilir. Sürekli güçlü olmak, çözüm üretmek ve duygusal yük taşımak öfke birikimine yol açar. Çocuk rolündeki partner ise farkında olmadan yetersizlik ve bağımlılık duygularını pekiştirir. Bu da karşılıklı saygının zedelenmesine neden olabilir.

Peki Bu Döngü Nasıl Kırılır

Duygusal ebeveynleşme yalnızca karşı tarafın yetersizliğiyle açıklanamaz. Bazen güçlü olan tarafta da fark edilmeyen bir ihtiyaç vardır: kontrolü elde tutma ve vazgeçilmez olma arzusu. “Ben olmazsam dağılır” düşüncesi, kişiye görünmez bir güç alanı sağlar. Ancak bu güç, ilişkinin bedelini ağırlaştırabilir. Çünkü eşitliğin olmadığı yerde yakınlık da sınırlı kalır. Dolayısıyla mesele yalnızca partnerin sorumluluk almaması değil; diğer partnerin bırakmakta zorlanması da olabilir.

İlk adım farkındalıktır. İlişkide üstlendiğiniz rolü görmek, değişimin başlangıcıdır. İkinci adım sınır koymaktır. Her yetişkin kendi duygusundan ve sorumluluğundan mesuldür. Partnerinizin zorlanmasına izin vermek, onu terk etmek değil; gelişmesine alan açmaktır. Üçüncü adım ise şu soruyu sormaktır: “Ben neden güçlü olmak zorundayım?” Bazen ebeveyn rolünde kalmak, kontrolü elde tutma ve vazgeçilmez olma ihtiyacını da besler. Bu yönü görmek cesaret ister.

Sonuç

Romantik ilişki, iki yetişkinin yan yana durduğu bir bağdır. Birinin diğerini büyüttüğü ya da taşıdığı bir yapı uzun vadede hem arzuya hem de karşılıklı saygıya zarar verir. Kendinizi partnerinizin ebeveyni gibi hissediyorsanız, bu bir başarısızlık göstergesi değil; ilişkinin dinamiğine dair önemli bir işarettir. Belki de asıl soru şudur: Bu ilişkide eşit miyiz, yoksa biri büyürken diğeri küçük mü kalıyor?

Unutulmamalıdır ki sağlıklı yakınlık, birinin güçlü diğerinin zayıf olduğu bir düzende değil; iki kişinin de hem güçlü hem kırılgan olabildiği bir zeminde gelişir. Eşitlik, her şeyi yarı yarıya yapmak değil; sorumluluğu ve duygusal yükü paylaşabilmektir. Arzu ise ancak göz hizasında kalabildiğimizde canlı kalır. Bazen ilişkiyi kurtarmak, partneri büyütmeye çalışmaktan değil; onu kendi yetişkinliğine davet etmekten geçer. Ve bazen en iyileştirici adım şudur: Ebeveyn rolünden çıkıp yeniden partner olmayı seçmektir.

Esra VAROL
Esra VAROL
2001 doğumlu Esra Varol, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunudur. Aile danışmanlığı eğitimini, Gökhan Çınar’dan Tecrübe Akademi aracılığıyla almıştır. Bunun yanı sıra psikoloji alanında çeşitli sertifika programlarına katılmış; aile danışmanlığı, ilişki, çocuk, öğrenci ve yaşam koçluğu alanlarında eğitimler edinmiştir. Yazılarında; bireysel farkındalık, aile ve ilişki dinamikleri, çocuk ve gençlerle ilgili psikososyal süreçler ile günlük yaşamda karşılaşılan duygusal deneyimleri ele almaktadır. Psikoloji temelli bilgileri sade, anlaşılır ve hayatın içinden bir dille aktarmayı amaçlayan Varol, Psychology Times Türkiye & UK platformunda köşe yazarlığı yaparak okuyucuların kendilerini ve ilişkilerini daha yakından tanımalarına katkı sunmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar