Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Öldürmeyen Acı Güçlendirir Mi?

“Öldürmeyen acı güçlendirir.” derler. Oysa bazı acılar insanı güçlendirmez aksine içten içe aşındırır. Dışarıdan dimdik görünen bir bedenin içinde, yorgun bir ruhu taşıyor olabilir insan. Güç gibi görünen şey bazen sadece alışkanlıktır. İnsan kendini kimi zaman katlanmaya alıştırır. Çünkü insan çoğunlukla alışarak hayatta kalır.

Bağlanma ve Hayatta Kalma Refleksi

Bir bebek doğduğunda bakım verenine bağlanır. İyi ya da kötü, yeterli ya da yetersiz… Bağlanma bir tercih değildir; hayatta kalma biçimidir. Sevgi ile korku kimi zaman aynı evden, aynı kişiden gelir ve çocuk “iyi olanı” seçmez; var olanı seçer. Çünkü seçenek yoktur. Sevgi ve korku aynı kaynaktan geliyorsa sinir sistemi ikisini ayırt etmeyi öğrenmez. Yakınlık ile tehdit iç içe geçer. Bir gün sarılan, ertesi gün inciten bir ebeveyn ya da partner karşısında organizma şunu öğrenebilir: “Acı varsa ilişki vardır.” Zamanla acı reseptörleri güçlenir. Ruh, dayanıklı değil; nasırlı olur. Öldürmeyen acı bazen güçlendirmez, çürütür. Çünkü kronik stres, bedende birikir. Sinir sistemi sürekli tetiktedir. Kaslar hazırdır. Nefes yüzeyseldir. Kalp, görünmeyen bir tehlikeye karşı alarmdadır.

Umut ve Belirsizliğin Kıskacı

Sevgi garanti değildir ama tamamen de yok değildir. İşte bu aralık, insanı tutar. Sevginin bazen verilip bazen çekilmesi, insanı daha çok tutunmaya iter. Çünkü umut canlı kalır. Bu öğrenme yetişkinlikte sessizce çalışır: “Biraz daha sabredersem düzelir.”, “Biraz daha anlayış gösterirsem değişir.”, “Biraz daha susarsam gitmez.” Böylece insan, iyiliğin umuduyla kötülüğün içinde kalabilir.

Bedensel Kayıtlar ve Kronik Stres

Bu süreç yalnızca zihinsel değildir; bedenseldir. Kronik stres, bedeni sürekli alarm halinde tutar; kaslar gevşeyemez, zihin dinlenemez. Beden, görünmeyen bir tehlikeye karşı tetikte yaşar. Uzun süreli baskı ve belirsizlik, kas hafızasına yerleşir. Omuzlar düşmez, çene sıkılır, mide kasılır. Sakinlik geldiğinde bile içerde bir huzursuzluk kalır. Bazı insanlar huzurdan rahatsız olur. Çünkü bedenleri yıllarca gerilime alışmıştır. Sakinlik yabancı gelir. Tanıdık olan her zaman güvenli değildir ama güvenli sanılabilir. Tanıdık olan bazen sadece eskidir.

İlişkilerde Travmatik Döngüler

Romantik ilişkilerde de benzer bir döngü yaşanır. Bir gün yoğun ilgi, ertesi gün mesafe. Bir gün sevgi sözcükleri, ertesi gün küçümseme. Bu dalgalanma benliği yorar. Kişi neye inanacağını şaşırır. İçeride bir ses güçlenir: “Demek ki sorun bende.” “Yeterince iyi değilim.” “Fazla hassasım.” İçsel eleştirmen devreye girdiğinde sınır koymak daha da zorlaşır. Çünkü “dur” demek yalnızca karşıya değil, terk edilme ihtimaline de söylenmiş olur. Özellikle çocuklukta sevgi kaybı bir tehdit olarak kodlandıysa, yetişkinlikte sınır koymak sinir sistemi için alarm anlamına gelebilir.

Gerçek Gücün Tanımı

Oysa güç, her şeye dayanmak değildir. Güç, neye dayanmayacağını bilmektir. Sağlıklı bir ilişkide insanlar ne tamamen iyi, ne de tamamen kötürüdür. Biraz iyi, biraz da zorlayıcıdır. Kimse tamamen kusursuz değildir; kimse tamamen değersiz de değildir. Sağlıklı olan, bu gri alanı tolere edebilmektir. Travmatik bağlarda ise gri alan kaybolur. Ya idealize edilir ya yerin dibine sokulur. Bu iniş çıkış, kişiyi yıpratır. “Öldürmeyen acı güçlendirir” sözü, dayanıklılığı yüceltirken katlanmayı görünmez kılabilir. Oysa bazı acılar insanı güçlendirmez; sadece daha çok susmayı öğretir. Daha fazla tolere etmeyi. Daha az istemeyi. Bu güç değildir; alışmadır.

Farkındalıkla Gelen Dönüşüm

Çıkış çoğu zaman küçük bir farkındalıkla başlar: “Bu bana iyi gelmiyor.” Ve belki daha da zor olanıyla: “Buna katlanmak zorunda değilim.” “Dur” diyebilmek yalnızca başkasına söylenen bir söz değildir. Kendine yöneltilmiş eleştirel sese de söylenir. “Yeterince çabaladın.” “Her şey senin sorumluluğun değil.” diyebilmek, travmatik döngünün çözülmeye başladığı yerdir. Öldürmeyen her acı güçlendirmez. Ama fark edilen acı dönüştürülebilir. Gerçek güç, acıya alışmak değil; acının normalleşmesine izin vermemektir.

Sena Dokumacı, Çankaya Üniversitesi Psikoloji ve Siyaset Bilimi & Uluslararası İlişkiler bölümlerini tam burslu ve çift anadal olarak tamamlamış bir psikologdur. Ergen, yetişkin ve çiftlerle yürüttüğü çalışmalarda bağlanma örüntüleri, duygusal düzenleme güçlükleri ve ilişki dinamikleri üzerine odaklanmaktadır. Şema Terapi, Bilişsel Davranışçı Terapi, Varoluşçu Terapi ve EMDR eğitimleri almıştır. Klinik Psikoloji yüksek lisans eğitimine devam etmekte olup çalışmalarını travma ve ilişkisel örüntüler ekseninde sürdürmektedir. Psychology Times Türkiye’de psikolojiyi herkes için anlaşılır ve erişilebilir kılmayı amaçlamaktadır.

sena dokumacı
sena dokumacı
Sena Dokumacı, Çankaya Üniversitesi Psikoloji ve Siyaset Bilimi & Uluslararası İlişkiler bölümlerini tam burslu ve çift anadal olarak tamamlamış bir psikologdur. Ergen, yetişkin ve çiftlerle yürüttüğü psikolojik danışma süreçlerinde insanın içsel deneyimini, yaşam öyküsünü ve ilişkisel dünyasını merkeze alan bütüncül bir yaklaşım benimser. Duygusal kırılganlıkları, düşünce kalıplarını ve kişilerarası örüntüleri anlamaya yönelik merakı; danışanlarının kendileriyle yeni bir ilişki kurmalarına eşlik etmesini sağlar. Duygu düzenleme güçlükleri, ilişki dinamikleri ve yaşam doyumu gibi çeşitli alanlarda çalışmalar yapmaktadır. Varoluşçu Terapi, Bilişsel Davranışçı Terapi, Şema Terapi ve EMDR gibi çeşitli eğitimler almış ve eğitimlerinden aldığı kuramsal altyapıyı bütüncül bir çerçevede kullanmaktadır. Milli Savunma Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik yüksek lisans programındaki tez süreci ise mesleki çalışmalarını bilimsel temelde desteklemektedir. Psychology Times Türkiye’deki yazılarında psikolojiyi herkes için anlaşılır ve erişilebilir kılmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar