Bu yazı Osamu Dazai’nin İnsanlığımı Yitirirken adlı eseri ve Jung’un bakış açısı ele alınarak yazılmış olup yazıyı daha iyi anlamak adına kitabı okumuş olmanızı öneririm. Kitap yazarın hayatı ile de dikkat çekici bir biçimde paraleldir. Osamu Dazai’nin İnsanlığımı Yitirirken adlı romanı, topluma uyum sağlayamayan bir bireyin değil, daha en başından dünyaya ait hissetmeyen birinin hikâyesini anlatır.
Persona ve Gölge Nedir?
Persona ve gölge, Jung’un kolektif/ortak bilinçdışı kuramında yer alan önemli arketipler arasındadır. Persona; kişinin dışarıya karşı taktığı maske olarak tanımlanır. Persona dış dünya ile uyum kurmamızı sağlar. Dış dünyada iletişim kurarken okulda, işte vs. birçok farklı maske kullanırız. Maske gereğinden fazla kullanılırsa kişi artık maskesine dönüşmeye başlar. Gölge; insanın dünyaya geldiği zamandan bu yana var olan, ilkel ve hayvani isteklerin kaynağını oluşturmaktadır. İnsanın, toplum ve medeniyet tarafından hoş karşılanmayacağı için bilinçdışına bastırdığı ilk benlik olarak tanımlanır. Jung’u göre insan bu karanlık ‘gölgeyi’ de tamamen yok saymamalı ve onunla bir arada yaşamanın kendince bir yolunu bulmalıdır. (Fordham, 1996; Jung).
Persona’nın Doğuşu: İnsanlığa Katlanma Çabası
Romanın kahramanı Oba Yozo, başkaları gibi yaşamayı beceremediğini düşünür. İnsanların gündelik hayata, ilişkilere, tartışmalara bu kadar kolay katlanabilmesine şaşırır. ‘Buna nasıl tahammül ediyorlar? Her günü pes etmeden, umutsuzluğa kapılmadan, intihar etmeden, hatta siyaset tartışmaya devam ederek nasıl atlatıyorlar?’ Ona göre asıl tuhaf olan, bu hayatın herkes için bu kadar “normal” görünmesidir. Çocukluğundan itibaren onu bir başarısızlık timsali olarak algılayan aristokrat bir ailede büyürken, insan ilişkilerindeki yapaylığa yakından tanık olmuştur. Bu deneyimler Yozo’da insanlara karşı güvensizlik hatta insaniyete karşı bir tiksinti uyandırır. Yozo bu yüzden insanlıktan korkmaktadır.
Persona: Kendisi Olamamanın Maskesi
Yozo çocukluğundan itibaren kendisine bir ‘soytarı’ rolü oluşturur. Dışarıdan bakıldığında uyumlu, neşeli ve zararsız görünür. Bu şekilde hayatta var olmaya çalışır. İnsanları güldürüp insanların özellikle de babasının beklentilerini bu rol ile karşılamaya çalışır. Yozo’nun bu dış dünyaya gösterdiği maske ile iç dünyası arasındaki uçurum giderek büyür. Hatta bu durumu şu şekilde açıklar: ‘Dış dünyam durmaksızın gülümseyen yüzümü gösterirken, iç dünyam ölüydü.’ Toplum içinde kabul görebilmek için geliştirdiği bu maske, zamanla onu koruyan bir araç olmaktan çıkar ve Yozo artık kendisi değil de insanların ondan beklediği kişi olmaya başlar.
Bastırılan İnsanlık: Gölge
Yozo’nun kendisi ile bağdaştıramadığı ve bu yüzden bastırdığı yanları gölgesini oluşturmaktadır. Yozo’nun gölgesi zayıflık, çaresizlik ve de insanlara duyduğu derin güvensizlikle, korkudur. Dünya ona göre güvenli değil; kuralları belirsiz, tepkileri öngörülemez bir alandır. Bu algı, Yozo’nun kendi kırılganlığını tehdit olarak görmesine neden olur. Yozo bu yönlerini kabul edememekte ve bunları maskeleyerek bastırmaktadır: Zayıflığını bastırır, korkusunu inkâr eder, savunmasızlığını gizler çünkü bu yönü ile yüzleşirse maskesi düşecektir.
Bastırılan her duygu gibi, bu duygular da bilinçdışında güçlenir ve farklı biçimlerde kendilerini gösterir: Alkol ve madde kullanımı gölgesinin yarattığı gerilimi bastırmasının çabasıdır. Yozo yaşamak ister, fakat yaşamanın ağırlığını taşıyamaz. Jung’a göre gölgeyle yüzleşmeyen birey, zamanla onun tarafından yönetilmeye başlar. Yozo’nun kendini “yaşayan bir ceset” gibi hissetmesi, bu içsel yabancılaşmanın ifadesidir. Yozo Yoshiko’nun tecavüze uğradığı anda donakalır. Bu gölgenin bilinci ele geçirdiği ana bir kanıttır. Yozo böyle bir anda ne kaçabilir ne de durumla yüzleşebilir haldedir.
Anima: Yakınlık Korkusu ve Kadın İmgesi
Jung’un anima kavramı, erkeğin bilinçdışındaki kadın imgesini ifade eder. Bu içsel kadın öğesi, bir erkeğin bilinç dışında arketipsel bir rol oynar. Erkek, bu imaj yardımıyla kadının doğasını kavrar. Animanın doğurduğu ruh halleri erkeklerde duygusal davranışlar ve sezgiler uyandırabilir. Bu imge, gerçek kadınlardan çok, erken ilişkilerle ve özellikle anneyle kurulan bağla şekillenir (Serrican, 2015).
Yozo’nun insanlara duyduğu korku, kadınlarla ilişkilerinde daha belirgin hâle gelir. Özellikle kadınları daha anlaşılmaz daha karmaşık bulmaktadır. Yakınlık, onda güven değil; kaygı uyandırır. Bu yüzden de duygusal bir talebi olmayan kadınlar ona kendini daha da güvende hissettirir. Yozo için hayat kadınları bu talep için biçilmiş bir kaftandır. Yozo hayat kadınlarını ne “insan” ne de “kadın” kategorisine dahil eder. Onları akıldan, toplumsal rollerden ve beklentiden uzak bulur. Tam da bu nedenle, onların kucağında teselli bulabildiğini dile getirir. Yozo’nun animası, besleyici ya da dönüştürücü olmaktan çok; korku, teslimiyet ve çözülme temaları etrafında şekillenir.
Tsuneko ile yaşanan çifte intihar girişimi, Yozo’nun animasının yıkıcı yönünü gözler önüne sermektedir. Tsuneko anaç ve olgun bir roldedir. Bu yüzden de Yozo’nun bilinçdışında anne figürüyle iç içe geçmiş, hem şefkat hem de yok oluş çağrısı taşıyan bir anima temsiline dönüşmüştür. Tsuneko ölürken Yozo’nun hayatta kalması ile animayla kurulan bu ölümcül bağ yarım kalmıştır. Yozo için bu, kurtuluşu değil; daha derin bir suçluluk ve değersizlik duygusunu getirmiştir.
Yozo’nun evlendiği tek kadın Yoshiko ise animanın masumiyet ve saflıkla yüklü başka bir yüzünü temsil eder. Yozo Yoshiko’nun bakire ve saf olmasından etkilenir. Ancak Yozo, bu masumiyetle baş edebilecek bir benlik bütünlüğüne sahip değildir. Evlilikten rahatsızlık duymaya ve Yoshiko’nun yanında hiçbir şey hissetmemeye başlar. Evlilik, Yozo için bir bağlanma değil; kırılgan benliğini geçici olarak sabitleme çabasıdır.
Benliğin Çöküşü
Yozo Jung’un bireyleşme sürecini tamamlayamaz. Persona çöker ancak altında sağlam bir benlik yoktur. Yozo gölgesi ile yüzleşerek onunla yaşamayı öğrenememiştir ve de anima ile bütünleşememiştir. Bu nedenle de Yozo ne toplumdan tam anlamıyla kopabilmiş ne de topluma dahil olabilmiştir. “Hepinizden nefret ediyorum ama tek başıma da canım sıkılıyor.” demesi de buna örnek verilebilir. Yozo’nun intihara yönelen yapısı, ani bir dürtü ya da patolojik değildir. Jungcu açıdan bu, bireyleşememiş bir benliğin, yaşamdan sessizce çekilme arzusudur. Ölüm, Yozo için bir son değil; dayanılmaz hâle gelen insanlığının durdurulmasıdır.
Yozo gerçekten insanlığını mı yitirmiştir, yoksa ona hiçbir zaman sahip olamamış mıdır?
Analitik psikoloji ekseninde hazırlanan bu metin için kullanılan kaynaklar şunlardır:
-
Fordham, F. (1996). Jung Psikolojisi, İstanbul: Say Yayınları.
-
Jung, C. G. (2015c). Dört Arketip, İstanbul: Say Yayınları.
-
Serrican, E. (2015). Carl Gustav Jung’un analitik psikoloji kuramındaki arketip kavramının edebiyata yansıması. International Journal of Social Sciences and Education Research, 1 (4), 1205-1215.


