Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kaçınma mı, Direnç mi? Terapi Odasında Görünenin Arkasındaki Mekanizma

Psikoterapi sürecinde, danışanların önemli bir kısmında zorlayıcı duygulara veya yaşantılara yaklaşıldığında geri çekilme eğilimi görülür. Bu durum sıklıkla “direnç” olarak adlandırılır. Oysa çoğu zaman bu geri çekilme, bilinçli bir inat ya da değişime kapalı olma hali değil; bedenin öğrenilmiş bir korunma refleksidir. Geçmişte yoğun stres ya da travmatik deneyimler yaşayan bireylerde, benzer duygusal temalara yaklaşıldığında sinir sistemi alarm tepkisi üretir. Zihin devam etmek isterken beden geri çekilmeyi seçebilir. Bu içsel çatışma, terapötik ilerlemenin önünde bir engel gibi görünse de aslında güvenlik ihtiyacının bir göstergesidir.

Gelecek Tehdidi Şimdide Yaşamak: Flashforward Mekanizması

Kaygı ve travma yaşayan bireylerde, tehdit algısı yalnızca geçmiş anılarla sınırlı kalmaz. Henüz yaşanmamış olası senaryolar da bedende gerçek bir tehlike varmış gibi algılanabilir. EMDR literatüründe “flashforward” olarak tanımlanan bu mekanizma, kişinin gelecekte olabilecek en kötü ihtimali zihninde canlandırması ve buna bugünün gerçekliğiymiş gibi bedensel tepki vermesiyle karakterizedir. “Bu konuya girilirse çökerim” ya da “bu duyguya temas edilirse kontrol kaybolur” gibi düşünceler, bedende çarpıntı, kas gerginliği ve kaçınma eğilimini tetikler. Bu durum, terapötik derinleşmenin önünde direnç gibi görünen bir kaçınma yaratabilir. Oysa burada olan şey, geçmişte öğrenilmiş çaresizlik deneyimlerinin geleceğe projekte edilmesidir.

Öğrenilmiş Alarm: Epigenetik Perspektifi Günlük Hayattan Okumak

Epigenetik, genetik yapının değişmeden, bedenin stres ve tehdit algısıyla ilişkili sistemlerinin yaşam deneyimleriyle ayarlanabilmesini ifade eder. Uzun süreli stres, ihmal ya da travmatik yaşantılar, sinir sisteminin “tehlike var” düğmesini daha çabuk basan bir ayara geçmesine neden olabilir. Bu durum, kişinin genetik olarak “kaygılı” olduğu anlamına gelmez; bedenin bir dönem işe yarayan bir hayatta kalma stratejisini öğrenmesi ve bunu genellemesidir.

Bu öğrenilmiş alarm halini günlük hayattan basit örneklerle düşünmek mümkündür. Uzun süre güvensiz bir ortamda yaşamış bir kişi, yeni ve güvenli bir ortama geçtiğinde bile kapı seslerine irkilerek tepki verebilir. Çocukluğunda sık sık eleştirilen biri, yetişkinlikte patronunun nötr bir geri bildirimini bile tehdit gibi algılayabilir. Trafikte daha önce ciddi bir kaza yaşamış bir sürücü, benzer bir kavşaktan geçerken bedeninde otomatik bir kasılma hissedebilir. Bu tepkiler “abartı” değildir; bedenin geçmişte öğrendiği alarm refleksinin bugüne taşınmasıdır.

Sinir Sistemi, bu tür otomatik tepkilerin biyolojik düzeyde de bir hassasiyet eşiği oluşturabileceğini düşündürür. Yani stresle ilişkili sistemler, geçmiş koşullara göre daha kolay aktive olacak şekilde ayarlanmış olabilir. Bu ayar, kişinin her durumda tehlike altında olduğu anlamına gelmez; bedenin, tehlike ihtimaline karşı daha çabuk hazırlık yapmasıdır. Ancak bu hazırlık hali uzun süre devam ettiğinde, kişi kendini sürekli gergin, tetikte ve yorgun hissedebilir.

Bu öğrenilmiş alarm, yalnızca geçmiş anılara bağlı kalmaz; belirsiz gelecek senaryolarıyla da tetiklenebilir. Örneğin daha önce ciddi bir kayıp yaşamış bir kişi, sevdikleri geciktiğinde “başına bir şey gelmiş olabilir” düşüncesine hızla kapılabilir. İş yerinde daha önce ağır eleştirilmiş biri, basit bir toplantı öncesinde “yine küçük düşürüleceğim” beklentisiyle bedensel gerilim yaşayabilir. Bu örneklerde beden, geçmişte yaşanan tehdidi geleceğe taşıyarak alarm üretir.

Psikoterapi sürecinde hedeflenen şey, bu öğrenilmiş alarmı yok saymak ya da bastırmak değildir. Aksine, alarmın neden ve nasıl çalıştığını anlamak ve bedene yeni güvenli deneyimler sunmaktır. Zaman içinde kişi, geçmişte tehdit olarak kodlanan birçok uyaranın bugün aynı tehlikeyi taşımadığını bedensel düzeyde deneyimledikçe, alarmın çalma eşiği de yavaş yavaş yükselebilir. Bu, epigenetik düzeyde “ayarların” tek seferde değil, tekrar eden güvenli deneyimlerle kademeli olarak yumuşayabileceği fikriyle uyumludur.

Psikoterapi Ne Yapar: Direnci Kırmak mı, Güvenliği Yeniden Öğretmek mi?

Psikoterapinin amacı direnci zorla ortadan kaldırmak değildir. Aksine, geri çekilmenin hangi güvenlik ihtiyacına hizmet ettiğini anlamak ve bedene yeni deneyimler sunmaktır. Terapötik ilişki içinde, zorlayıcı duygulara küçük dozlarda temas edilmesi ve ardından regülasyonun mümkün olduğunun deneyimlenmesi, sinir sistemine yeni öğrenmeler kazandırır. Flashforward senaryolarının her zaman gerçekleşmediğini bedensel düzeyde deneyimlemek, alarm sisteminin yeniden kalibre edilmesine katkı sağlar. Bu süreçte değişim, dramatik yüzleşmelerden ziyade, tolere edilebilir küçük adımlarla gerçekleşir.

Küçük Deneyimler, Büyük Düzenlemeler

Psikoterapide güvenli bir ilişki içinde zorlayıcı deneyimlere yaklaşmak, bedensel düzeyde “kaçmadan da güvende kalınabildiği” bilgisini güçlendirir. Duygu yükseldiğinde kaçınmak yerine kısa süre kalabilmek, zor bir konu açıldığında hemen kapatmak yerine birkaç cümle daha ifade edebilmek, sinir sistemine yeni bir eşik öğretir. Epigenetik perspektiften bakıldığında, tekrar eden güvenli deneyimlerin stres yanıt sistemlerinin işleyişini zaman içinde yumuşatabileceği düşünülmektedir.

Sonuç: Direnç, Patoloji Değil; Anlaşılması Gereken Bir İşarettir

Psikoterapide gözlenen kaçınma ve direnç davranışları çoğu zaman değişime karşı bir isteksizlik değil, öğrenilmiş bir güvenlik ihtiyacının ifadesidir. Flashforward mekanizması, geçmişte yaşanan tehditlerin geleceğe taşınmasıyla bedende bugün de alarm üretir. Epigenetik bakış açısı ise bu alarmın biyolojik düzeyde hassaslaşmış olabileceğini anlamaya yardımcı olur. Psikoterapi, bu mekanizmaları bastırmak yerine, güvenli deneyimlerle yeniden düzenlemeyi hedefler. Bu yaklaşım, değişimin zorlayarak değil, bedenin Güvenlik Algısını dönüştürerek mümkün olduğunu gösterir.

Kübra Yılmaz
Kübra Yılmaz
Psikolog Kübra Yılmaz, lisans eğitimini %100 İngilizce olarak Psikoloji alanında tamamladı. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), EMDR, Deneyimsel Oyun Terapisi, Kısa Süreli Çözüm Odaklı Terapi ve Sanat Terapisi gibi farklı ekollerde eğitimler aldı. Süpervizyon süreçleriyle mesleki gelişimini çocuk, ergen ve yetişkin terapileri alanında sürdürüyor. Terapötik süreci, kişinin kendini tanıma ve yaşamına yön verme yolculuğu olarak ele alıyor. Yazılarında; ilişkiler, kaygı, sınırlar ve gelecek kaygısı gibi konuları, sade, anlaşılır ve bilimsel temele dayalı bir dille aktarıyor. İçeriklerinde hem duygusal farkındalık hem de zihinsel esneklik kazandırmayı hedefliyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar