Pazartesi, Ocak 26, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Heybemizdeki Dostlar

İnsan, doğası gereği sosyal bir varlık olarak dünyaya gelir. Henüz ilk nefesimizle başlayan bu sosyalleşme süreci, zamanla yerini kelimelere ve derin bağlara bırakır. Kendimize benzeyen, ruhumuza dokunan insanlarla yakınlık kurar ve onlara ‘dost’ sıfatını yakıştırırız. Bugün; ister hâlâ yanımızda olsun ister yollarımız çoktan ayrılmış olsun, hayatımıza dokunan tüm dostlarımızın kulağını çınlatacağız.

Yola Kiminle Çıktık?

Hayata başlarken yanımızda olan insanlar çoğu zaman tesadüfidir. Aynı mahallede büyüdüğümüz, aynı sınıfı ve hatta aynı sırayı paylaştığımız ya da aynı dönemde benzer duygulara temas ettiğimiz kişilerle dostluklar kurarız. Bu bağlar; henüz hayatın ağır yüklerini sırtlanmadığımız, yolumuzun ve yönümüzün henüz netleşmediği o masum zamanlara aittir. O günlerde yan yana, aynı hızda yürümek çok basittir; çünkü beklentiler sade, ihtiyaçlar ise benzerdir. Yola kiminle çıktığımız çoğu zaman bilinçli bir seçim değil, hayatın bize sunduğu doğal bir eşlik etme halidir.

Dostluk kurmaya başladığımız o ilk yıllarda tek gayemiz belki de sadece bir oyun arkadaşı bulmaktır. Hangi çocuk oyun oynamayı sevmez ki? Zaman ilerledikçe dertlerimiz de birbirine benzemeye başlar; aynı yaşlarda benzer sınavlardan geçer, benzer kaygıları taşırız. Ancak hayat ilerledikçe ve yaşam haritamız artık bizim bile tek bir bakışla kavrayamayacağımız kadar büyüdüğünde, karşımıza keskin yol ayrımları çıkar. İnsan denilen varlığın bu karmaşık yol haritasında, asıl dostluklar işte o yol ayrımlarında şekillenir.

Her Yolculuğa Herkes Eşlik Edemez

Zaman ilerledikçe ortak dertler yerini farklı önceliklere bırakır; artık her şey eskisi gibi aynı kalmaz. Birisiyle dost olabiliriz ancak her bireyin kendine has bir yol haritası vardır. Buradaki temel mesele, haritalarımızın ne kadar benzediği ve ne ölçüde aynı yollara çıktığıdır. Eğer haritalar birbirine benzemiyorsa, işte o zaman yol ayrımı gelmiş demektir ve veda çanları çalmaya başlar. Çocukluğun o düz zeminleri yerini dik yokuşlara; tasasız mola yerleri ise ağır sorumluluklara bırakır. Bu değişim, dostlukların da en büyük sınavıdır.

Herkes aynı tempoya uyum sağlayamaz, herkes aynı yöne bakmak istemez ve aslında buna mecbur da değildir. Hatta bazen aynı yöne baksanız dahi, bir başkasıyla aynı şeyi göremezsiniz. Bazı dostluklar tam da bu noktada sessizleşir. Kopuşlar illa büyük kavgalarla ya da yüksek sesli vedalarla yaşanmak zorunda değildir. Bazen yan yana yürüyen iki insanın arasına, hiç fark etmeden mesafeler girer. Bu durum çoğu zaman yanlış anlaşılır; oysa her yolculuğun doğası, kendi eşlikçilerini de beraberinde belirler.

Değişen İhtiyaçlar, Değişen Eşlikçiler

İnsan değiştikçe ve büyüdükçe ihtiyaçları da evrilir. Bir dönem sadece anlaşılmak yeterliyken, hayatın bir başka evresinde güven; bir diğerinde ise mesafe çok daha kıymetli hale gelebilir. Karşımızdaki dost, bu yeni ihtiyaçlara yanıt verebildiği sürece ilişki canlı kalır. Ancak ihtiyaçlar dönüştüğünde, eski ilişki artık aynı karşılığı vermeyebilir. Bu noktada yaşanan hayal kırıklığı, çoğu zaman karşı tarafa değil, aslında değişimin kendisine yöneliktir.

Dostlukların her evrede aynı işlevi görmesini beklemek, insanın kendi dönüşümünü yok sayması anlamına gelir. İlkokulda yanımızda olanla lisedeki, veyahut üniversitedeki dostlukların farklı olması doğaldır; çünkü senin ihtiyaçların gibi onunki de, dünya da, her şey değişir. Kimsenin bugünü ile yarını aynı kalmaz. Öte yandan, insanın kalbine işleyen asıl dostluklar şu şekilde oluşur: Zaman, mekân ve mesafe fark etmeksizin; gereksinimler, bakış açıları ve bağlar aynı frekansta buluştuğunda o dostluğu artık sen taşımazsın; o dostluk sizi taşımaya başlar.

Aynı Yolda Farklı Hızlar

Bazı insanlar hızlı yürür; bazıları ise durup etrafa bakmayı tercih eder. Hayat yolunda ortaya çıkan bu hız farkı, dostluklar için en önemli ayrışma noktalarından biridir. Biri acele ederken diğeri beklemek ister; biri durmadan ilerlemeyi arzularken diğeri bulunduğu yerde kalmakta huzur bulur. Bu fark, dostluğu değersiz kılmaz; yalnızca eşlik süresini sınırlar. Aynı yolda farklı hızlarda yürümek, bir noktadan sonra yan yana kalmayı imkânsız hale getirir. Bu zorlanma çoğu zaman ‘bir şeyler bozuldu’ hissiyle tanımlanır; oysa bazen sadece ritimler uyuşmaz.

Her insan farklıdır; tıpkı gökyüzünden süzülen her kar tanesinin birbirinden benzersiz oluşu gibi… Uzaktan bakıldığında hepsi birbirine benzer ancak her biri kendi içinde bambaşka bir mucize taşır. Dostluklar da böyledir; her bağ aynı ritimde atmaz. Bir dostumuzdan beklentimiz, bir diğerinden beklediğimizden çok farklı olabilir. Hayatta her şey değişir; değişmeyen tek şey ise kalpten kalbe kurulan o görünmez bağdır. Fakat bazen o bağ kopmasa bile, beklentiler değiştiğinde insanlar sessizce yoldan ayrılırlar.

Zamanı Dolan Dostluklar

Bazen bazı dostluklar, hayatımızdaki görevini tamamlamıştır. Daha önce de belirttiğim gibi; herkes hayatımıza tesadüfi bir biçimde girse de, yaralarımızı tesadüfen sarmazlar. Bazı insanlar hayatın belirli dönemlerinde bize destek olur, eşlik eder ve güç verirler. Ancak her ilişkinin süresiz olması gerekmez; böyle bir şart yoktur. Tıpkı biriyle dost olduğumuzda bir senet veya sözleşme imzalamadığımız gibi… Vadesi dolan gidebilir, vadesi başlayan ise gelebilir; bunu önceden kestiremeyiz.

Buna rağmen, zamanı dolan dostluklar çoğu zaman bir suçluluk duygusuyla hatırlanır. ‘Devam edebilirdik, keşke biraz daha çabalasaydık’ gibi düşünceler zihnimizi meşgul eder. Oysa bir ilişkinin bitmesi, onun geçmişteki anlamını yitirdiği anlamına gelmez. Bazı dostluklar sadece bir dönemi, bir evreyi atlatmak için vardır; o süreci beraber aşmakla görevini yerine getirir. Bazı dostlar, sadece ‘o an’ ihtiyacımız olduğu için hayatımızdadır. Onların gidişi senin suçun değil, o bağın zamanının dolmasıdır.

Yer Açmak: Eksilmek mi, Hafiflemek mi?

Hayat yolculuğunda bazı dostlukların geride kalması, ilk bakışta bir eksilme gibi hissedilir. Oysa bu durum bazen hafiflemektir. Daha az ama daha uyumlu bağlarla ilerlemek, insanın kendisiyle temasını güçlendirebilir. Herkesi yanında taşımaya çalışmak, hem yükü ağırlaştırır hem de yönü bulanıklaştırır. Olgunluk, her dostluğu korumakta değil; hangi bağların hâlâ yol arkadaşı olduğunu fark edebilmekte gizlidir.

Hayat yolunda yanımıza aldığımız dostluklar, bizi bir yere götürmek zorunda değildir. Bazen sadece bir süreliğine yürüyüşe eşlik ederler. Ve bu eşlik, süresi ne olursa olsun, yolculuğun anlamlı bir parçasıdır.

Sonuç olarak; hayat, her durağında farklı bir şarkının çaldığı uzun bir yolculuktur. Bazı dostlar nakaratlarda bize katılır, bazıları ise sadece kısa bir soloda eşlik eder. Önemli olan o bağın ne kadar sürdüğü değil, kalbimizde bıraktığı izin derinliğidir. Yolun sonunda yanımızda kaç kişinin kaldığından ziyade, geçtiğimiz yolların hatırasına ne kadar sadık kaldığımız kıymetlidir. Bugün; ister hâlâ elimizi tutanlar olsun, ister çoktan başka yollara sapanlar; bizi biz yapan o büyük insanlık korosundaki her sese teşekkür etmeliyiz. Çünkü dostluklar bizi bir yere götürmek zorunda değildir; bazen sadece “orada olmaları”, karanlık bir yolda çakılan tek bir kibrit çöpü gibi, tüm yolculuğu anlamlı kılmaya ve bağ kurmaya yeter.

Büşra Nur Büyükbezci
Büşra Nur Büyükbezci
Ben Büşra Nur Büyükbezci, psikoloji lisans eğitimimin son yılındayım. Gelişim psikolojisi ve çocuk-ergen psikolojisi alanlarına özel bir ilgi duyuyorum. Duygu odaklı terapi ve sanat terapisi üzerine aldığım eğitimler sayesinde, duyguların ifadesi ve anlamlandırılması konusunda derinleşmeye çalışıyorum. Yazılarımda çoğunlukla yaşamın içinden kaygılara, insan olmanın kırılgan yanlarına ve içsel dünyamıza dokunuyorum. Daha önce bireysel olarak yazdığım metinlerle çeşitli yarışmalarda dereceler aldım. Psikolojiyi sadece bir bilim dalı değil, aynı zamanda insan ruhuna açılan bir kapı olarak görüyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar