Pazar, Şubat 15, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Her Şey Tamken Eksik Hissetmek

Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda görünürken, içeride hissedilen boşluk çoğu zaman anlaşılması en zor duygulardan biridir. Kişinin işi vardır, ilişkileri vardır, fiziksel olarak güvendedir ve yaşamında “olması gereken” pek çok şey yerli yerindedir. Buna rağmen iyi hissetmez. Bu durum genellikle şu cümleyle ifade edilir: “Aslında her şey yolunda ama ben iyi değilim.” İşte tam da bu çelişki, modern psikolojinin üzerinde giderek daha fazla durduğu bir ruhsal deneyime işaret eder.

Bu hissi yaşayan bireyler çoğu zaman kendilerini suçlar. Çünkü ortada açıklayıcı bir neden yok gibidir. Oysa psikoloji bize, iyi hissetmemenin yalnızca dış koşullarla açıklanamayacağını uzun zamandır göstermektedir. Öznel iyi oluş, yalnızca yaşam koşullarının toplamı değil; bireyin ihtiyaçlarının, duygularının ve yaşamla kurduğu anlam ilişkisinin bir ürünüdür.

İyi Olma Hali ve Öznel Deneyim

Öznel iyi oluş kavramı, bireyin yaşamını bilişsel ve duygusal olarak nasıl değerlendirdiğini ifade eder. Diener’e göre (1984), iyi oluş yalnızca olumlu duyguların varlığı değil, olumsuz duyguların anlamlı bir şekilde işlenebilmesiyle de ilişkilidir. Bu nedenle “her şeyin yolunda olması”, kişinin içsel dünyasında da aynı karşılığı bulmak zorunda değildir.

Modern toplumda mutluluk çoğu zaman görünür başarılarla ölçülür: üretken olmak, ilişkide olmak, hedeflere ulaşmak. Ancak bu göstergeler, bireyin duygusal ihtiyaçlarının karşılandığını garanti etmez. Özellikle duyguların bastırıldığı, ihtiyaçların ertelendiği ya da kişinin kendiyle temasının zayıfladığı durumlarda, dışarıdan iyi görünen bir yaşam içsel bir boşluk hissi ile birlikte var olabilir.

Anlam Eksikliği ve Varoluşsal Boşluk

Viktor Frankl’ın varoluşçu yaklaşımı, bu durumu açıklamak için önemli bir çerçeve sunar. Frankl’a göre insan yalnızca haz arayan ya da başarı odaklı bir varlık değil, anlam arayan bir varlıktır. Yaşamda anlam duygusu zayıfladığında, koşullar ne kadar iyi olursa olsun kişi içsel bir boşluk yaşayabilir. Frankl bu durumu “varoluşsal boşluk” olarak adlandırır.

Her şeyin “tam” olduğu hissedilen yaşamlar, bazen bireyin kendisinden uzaklaştığı yaşamlar olabilir. Kişi başkalarının beklentilerine uygun bir hayat kurmuş, toplumsal normlara uyum sağlamış; ancak kendi değerleriyle temasını kaybetmiş olabilir. Bu noktada eksik hissedilen şey somut bir nesne değil, kişinin kendisiyle kurduğu bağdır.

Sürekli İyi Hissetme Baskısı

Günümüzde bu boşluk hissini derinleştiren önemli faktörlerden biri de sürekli iyi hissetme baskısıdır. Pozitif psikoloji kavramlarının popülerleşmesiyle birlikte, olumsuz duygular çoğu zaman problemli, aşılması gereken ya da bastırılması gereken durumlar olarak algılanmaktadır. Oysa araştırmalar, olumsuz duyguların psikolojik esneklik ve ruhsal bütünlük açısından önemli bir işlevi olduğunu göstermektedir (Kashdan & Rottenberg, 2010).

Kişi üzgün, sıkılmış ya da boş hissediyorsa, buna bir an önce çözüm bulması gerektiği mesajını alır. Bu da duygunun kendisini anlamaktan çok, ondan kurtulmaya odaklanmayı beraberinde getirir. Sonuç olarak kişi, neden iyi hissetmediğini anlamadan, iyi hissetmesi gerektiğini düşünerek daha da yabancılaşabilir.

Duygusal Bastırma ve Yabancılaşma

Her şey yolundayken iyi hissedememenin bir diğer önemli açıklaması duygu düzenleme süreçlerindeki zorlanmalardır. Gross’un duygu düzenleme modeli, duyguların sürekli bastırılmasının uzun vadede psikolojik iyi oluşu azalttığını ortaya koymaktadır (Gross & John, 2003). Kişi yıllar boyunca güçlü olmak, sorun çıkarmamak ya da uyumlu olmak adına duygularını geri planda bırakmış olabilir.

Bu durumda eksik hissedilen şey çoğu zaman belirli bir duygu değil, duygularla temas kurabilme kapasitesidir. Kişi yaşamına devam eder, sorumluluklarını yerine getirir; ancak içsel olarak donuk, uzak ya da kopuk hisseder. Bu donukluk, çoğu zaman fark edilmediği için uzun süre devam edebilir.

Bu deneyim her zaman bir psikopatolojiye işaret etmez. Ancak uzun süreli boşluk hissi, anlamsızlık, keyif alamama ve suçluluk duyguları depresif süreçlerle ilişkili olabilir. Bu nedenle bu hissin normalleştirilmesi kadar ciddiye alınması da önemlidir. Terapi süreci, bu noktada kişiye “neden böyle hissettiğini” açıklamaktan çok, bu hissin ne anlatmak istediğini keşfetme alanı sunar.

Sonuç

Her şey tamken eksik hissetmek, çoğu zaman bir bozukluk değil; kişinin kendisiyle yeniden temas kurma ihtiyacının bir işaretidir. Bu boşluk, bastırılmış duyguların, ertelenmiş ihtiyaçların ve sorgulanmamış yaşam tercihlerinin sessiz bir çağrısı olabilir.

Her şey yolundayken iyi hissedememek, modern yaşamın en görünmez ama en yaygın deneyimlerinden biridir. Bu durum, kişinin nankörlüğü ya da yetersizliğiyle değil; insan olmanın karmaşık duygusal yapısıyla ilgilidir. Eksik hissedilen şey bazen daha fazlası değil, daha gerçek bir temas, daha anlamlı bir bağ ve kendine daha dürüst bir bakıştır.

Kaynakça

  • Diener, E. (1984). Subjective well-being. Psychological Bulletin, 95(3), 542–575.

  • Frankl, V. E. (2006). İnsanın Anlam Arayışı. Okuyan Us Yayınları. (Orijinal çalışma 1946).

  • Gross, J. J., & John, O. P. (2003). Individual differences in two emotion regulation processes: Implications for affect, relationships, and well-being. Journal of Personality and Social Psychology, 85(2), 348–362.

  • Kashdan, T. B., & Rottenberg, J. (2010). Psychological flexibility as a fundamental aspect of health. Clinical Psychology Review, 30(7), 865–878.

Seçil Sönmez
Seçil Sönmez
Psikoloji lisans ve Klinik Psikoloji yüksek lisans eğitimini tamamlayan Seçil Sönmez, psikoterapi alanında çeşitli klinik deneyimlere sahiptir. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) yaklaşımı üzerine uzmanlaşmış olup, bu alandaki uygulamalarını bilimsel araştırmalarla desteklemektedir. Psikoloji alanında güncel literatürü yakından takip ederek araştırmalar yapmakta, akademik ve uygulamalı içerikler üretmektedir. Seçil Sönmez, psikolojik bilgiyi toplumla buluşturmayı amaçlayan içeriklerine devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar