1. Resmi Göremeyen Çocuk
Aile içinde konuşulması zor bazı travmatik konular vardır. Açıkça dile getirilmezler; ancak etkileri uzun süre hissedilir. Çocukluk travmaları yalnızca olağanüstü olaylar ya da yabancılarla yaşanan durumlarla sınırlı değildir; çocuğun bakım vereniyle kurduğu ilişki içinde de gelişebilir. Fiziksel ve cinsel travmalar daha görünürken, duygusal travmalar çoğu zaman fark edilmez. Bu deneyimler çoğu zaman dağınık bir yapbozun parçaları gibidir. Tek tek bakıldığında anlamlı görülmezler ve dışarıdan sıcak, işlevsel görünen aile düzeni bu nedenle uzun süre sorgulanmadan korunur.
Bu düzenin içinde, ebeveyn-çocuk arasındaki rol değişimi ya da karmaşasıyla ortaya çıkan duygusal ensest yer alabilir. Çocuk, bakım verene ruhsal olarak bağımlı olduğu için yaşadıklarında bir yanlışlık hissetse bile elindeki parçaları bir araya getirecek araçlara sahip değildir. Önceliği resmi görmek değil; bakım vereniyle ilişkiyi sürdürebilmektir. Bu nedenle kendisinden beklenen duygusal rolleri doğal kabul eder ve uyum sağlar. Çoğu zaman bu parçalar bir araya gelmez; hatta yetişkinlikteki yakın ilişkilere de taşınır.
2. Parçaların Zorla Birleşmesi
Yaşına uygun olmayan bir yapbozu tamamlaması beklenen çocuğun karşısındaki yetişkinin ona eşlik ettiğini zanneder ama gerçek çok daha farklıdır. Makalelerinde Slavin ve Pollock, çocuğun bakım verenin ruhsal ihtiyaçlarını karşılamak zorunda kaldığı durumlarda kendi arzusunun zehirlendiğinden bahseder. Özellikle duygusal ensest bağlamında, ebeveynin doyurulmamış ihtiyaçları çocuğun arzu alanını işgal eder. Bu durumda çocuk, sevgi ve bağlılığı sürdürebilmek için kendi bedensel ve ruhsal sınırlarını askıya alır, diğerinin talepleri için yaşar. Arzu hem çekici hem de tehditkar bir deneyime olarak algılanır. Çünkü yakınlık artık haz ve suçluluk arasında birbirine benzeyen ama tam uymayan yapboz parçalarına dönüşmüştür.
Ferenzci de çocuklarla yetişkinlerin aynı dili konuşamadıklarından bahsetmiştir. Çocuğun sevgi ve şefkat dilinde kurduğu ilişki, patolojik yetişkinin gözünde tutkunun, gücün ve duygusal doyum arayışıyla karşılık bulduğunda; bu iki dilin karıştığı noktada travma ortaya çıkar. Henüz yetişkine direnebilecek savunmaları olmayan çocuk, aşırı korku altında hayatta kalabilmek için aşırı uysal, kendini feda eden, sınır koymakta zorlanan bir bağlanma stili geliştirir.
Benzer şekilde, Reisner, çocuğun “baştan çıkarıcı” olduğu ya da sürece bilinçli olarak katıldığı yönündeki varsayımların yetişkinin sınır ihlallerini görünmez kıldığından bahsetmiştir. Çünkü gelişimsel olarak çocuk, bakım vereniyle ilişki içindeki güç asimetrisini dengeleyecek araçlara sahip değildir. Çocuk o sırada parçaların uymadığını görse bile yetişkinin anlamlandıramadığı aşırılıkları karşısında hayır deme şansı yoktur. Parça oraya ait olmasa dahi oraya zorla sığdırılır. Böylece çocuk kendi yapbozunu yapan biri olmaktan çıkıp yetişkinin acısını, yalnızlığını ya da duygusal ihtiyaçlarını taşıyan birine dönüşür.
3. Dışarıdan Bir Gözle Parçalara Bakmak
Sınırların bulanık olduğu bu ilişki biçiminde nelerin duygusal ensest olduğunu görmek için yapbozu kenarlardan yapmaya başlamak, çerçeveyi çizmek için kritik bir öneme sahiptir. Duygusal ensestte çocuk, ebeveynin duygusal/ilişkisel ihtiyaçlarını karşılayan yedek bir eş haline gelir. Kendi ihtiyaçlarının ihmal edilmesi pahasına, ebeveynin duygusal dertlerini, evlilik sorunlarını dinleyen, onu teselli eden, yatıştıran, moral vermeye çalışan kişi olur. Ebeveynleri çatıştığında rahatsız hissetse bile arabulucu rolüne sokulan kişidir. Hatta gerektiğinde bir ebeveyni diğerine karşı koruma rolünü üstlenmesi beklenir.
Parçalar bir araya gelirken çocuğun dünyasında neler yaşanır? Yaşından büyük sorumlulukları omuzlamaya çalışan çocuk, ailenin huzuru, ebeveynin ihtiyaçları için kendi duygusal ihtiyaçlarını bastırır. Ebeveynlerinden ayrışmakta zorlanabileceği gibi yaşıtlarıyla sağlıklı ilişkiler kurmakta da zorlanabilir. Hatta yaşından çok daha olgun görünen bu davranışlar toplum tarafından onaylanabilir. Çocuk ise geriye dönüp baktığında bu bulanık ilişkilerin içinde kaybolmuş ya da çocukluğunu yaşayamamış hissedebilir. Çoğu zaman ise çocuk özel hissetmekle ile istismar edilmek arasındaki farkı ayırt etmekte zorlanabilir.
4. Yapboz Tamamlandığında Ne Olur?
Parçaların birleşip resmi açığa çıkarması her zaman çocuk için rahatlatıcı bir durum olmaz. Aksine, resmin bütününe bakmak öfke, üzüntü ve yas duygularını da beraberinde getirir. Yaşananların adlandırılması ve yaşanmamışlıkların görülmesiyle geçmişin ağırlığını da ortaya çıkarır. Diğer bir yandan parçaların birleşmesi ve resmin ortaya çıkması, sınırların netleşmesi, “Bu kimin duygusu?” sorusuna cevap bulabilmek için de önemli bir yere sahiptir.
Kaynakça
-
Çimşir, E., & Akdoğan, R. (2021). Childhood emotional incest scale. PsycTESTS Dataset. https://doi.org/10.1037/t84219-000
-
Ferenczi, S. (1988). Confusion of tongues between adults and the child. Contemporary Psychoanalysis, 24(2), 196-206. https://doi.org/10.1080/00107530.1988.10746234
-
Herman, J. L. (1997). Trauma and recovery: The aftermath of violence–from domestic abuse to political terror.
-
Reisner, S. (2003). Trauma: The seductive hypothesis. Journal of the American Psychoanalytic Association, 51(2), 381-414. https://doi.org/10.1177/00030651030510021701
-
Slavin, J. H., & Pollock, L. (1997). The poisoning of desire. Contemporary Psychoanalysis, 33(4), 573-593. https://doi.org/10.1080/00107530.1997.10747006


