Görünmeyen Bir Deneyim Olarak ‘Duygusal İhmal’
Çocukluk çağı duygusal ihmali çoğu zaman travmatik bir anı olarak hatırlanmaz. Çünkü bu dönem içerisinde yaşanan, yüksek sesli çatışmalar ya da açık yaralar değil; sessizliktir. Çocuğun duygularının fark edilmemesi, adlandırılmaması, karşılık bulmaması… Fiziksel ihtiyaçlar karşılanmış olabilir, çocuk okula gitmiştir, maddi olarak ihtiyaçları karşılanmıştır, hatta dışarıdan bakıldığında “iyi” bir çocukluk anlatısı da vardır. Bu nedenle duygusal ihmal, çoğu kişi tarafından bir eksiklik değil, hayatın olağan akışı gibi algılanır.
Oysa duyguların görülmemesi, çocuğun iç dünyasında derin bir iz bırakır. Çocuk, hissettiği şeylerin önemli olmadığını, paylaşılmaya değer görülmediğini öğrenir. Bu öğrenme, açık bir cümleyle verilmez; bakışların kaçırılmasıyla, konunun değiştirilmesiyle, sessizlikle aktarılır. Ve tam da bu nedenle, duygusal ihmal çoğu zaman fark edilmesi en zor deneyimlerden biridir.
Çocuklukta Öğrenilen Sessizlik:
Duygusal ihmal yaşayan çocuk için temel mesaj nettir: “Duygularınla yalnızsın.” Üzüntü anlaşılmadığında, korku yatıştırılmadığında, sevinç paylaşılmadığında çocuk, iç dünyasını kendi başına taşıması gerektiğini öğrenir. Bu durum zamanla bir tercih değil; bir alışkanlık hâline gelir.
Çocuk duygularını hissetmeyi ve anlamlandırmayı değil, onlardan uzak durmayı ve duygularını bastırmayı öğrenir. Hissetmemek daha güvenlidir, çünkü hissedilen duygular karşılık görmemiştir. Bu durum, çocuğun gelişen benliğinde önemli bir uyum biçimi yaratır. Çocuk hayatta kalmak ve ilişkisini sürdürebilmek için duygusal ihtiyaçlarını geri plana iter. Bu uyum biçimi, yıllar sonra yetişkinlikte bir karakter özelliği gibi algılansa da kökeninde öğrenilmiş bir kendini koruma vardır.
Yetişkinlikte Ortaya Çıkan Maskeler:
Çocuklukta öğrenilen bu sessizlik, yetişkinlikte kendini farklı biçimlerde gösterir. Ancak bu göstergeler çoğu zaman “sorun” olarak değil, kişilik özelliği olarak kabul edilir. İşte bu noktada “maske” kavramı anlam kazanır. Maskeler, kişinin dış dünyayla ilişkisini düzenlerken, iç dünyayla temasını sınırlar.
Aşırı Bağımsızlık Maskesi: Kimseye İhtiyaç Duymamak:
Duygusal ihmalin en sık görülen maskelerinden biri aşırı bağımsızlıktır. Bu kişiler yardım istemekte zorlanır, hatta bunu gereksiz bulur. “Kendim hallederim” onlara göre yalnızca bir cümle değil, derin bir inançtır. Çünkü çocuklukta ihtiyaçların karşılık bulmadığı bir ortamda, ihtiyaç duymamak hayal kırıklığını önleyen bir strateji hâline gelmiştir.
Bu maskenin altında genellikle güçlü bir kontrol ihtiyacı vardır. Kimseye ihtiyaç duyulmadığında, kimseye bağımlı olunmaz; dolayısıyla incinme riski de azalır. Ancak yetişkinlikte bu aşırı bağımsızlık, kişinin destek sistemlerinden faydalanmasını zorlaştırır ve yalnızlığı derinleştirir.
Duygusal Mesafe Maskesi: Yakın Ama Temassız Olmak:
Bir diğer yaygın maske duygusal mesafedir. Bu kişiler ilişkilerde vardır; konuşur, paylaşır, birlikte zaman geçirir. Ancak duygusal temas sınırlıdır. Yakınlık arttığında geri çekilme başlar. Duygular yerine mantık konuşur, meseleler büyük oranda çözülebilir ancak duygular hissedilmez.
Bu mesafe soğukluk ya da ilgisizlik değildir. Daha çok, duygusal temasın güvenli hissedilmemesinden kaynaklanır. Çünkü çocuklukta yakınlık, duygusal olarak düzenlenmemiştir. Yetişkinlikte de yakın olmak, tanıdık olmayan bir alan olarak deneyimlenir.
Sorunsuz Görünen Maske: Her Daim Güçlü Olmak:
Duygusal ihmal yaşayan birçok yetişkin, çevresi tarafından “çok güçlü” olarak tanımlanır. Şikâyet etmezler, zorlandıklarını dile getirmezler. Bu sorunsuz olma hali ise çoğu zaman takdir edilir. Ancak bu maskenin ardında, duygularını görünür kılmanın öğrenilememiş olması yatar. Bu kişiler için güçlü olmak her daim sorunsuz görünmek ile ilgili bir inanç olarak pekişmiştir.
Bu kişiler için “iyi olmak”, bir performans hâline gelir. Oysa iç dünyada bastırılmış ya da ifade edilmemiş pek çok duygu vardır. Tam da bu noktada sorunsuz görünmek, kişinin kendi duygularını da geri plana itmesine neden olur.
Yardım İstemekte Zorlanan Maske: Yük Olma Korkusu:
Yardım istemek, duygusal ihmal yaşamış yetişkinler için çoğu zaman zordur. Yardım istemek, yük olmakla ya da zayıflıkla eşleştirilir. Bu inanç, çocuklukta “yaşadığım duygularım başkaları için sorun oluşturuyor.” mesajının içselleştirilmiş hâlidir.
Bu nedenle kişi zorlandığında bile tek başına kalmayı seçer. Ancak bu yalnızlık, seçilmiş bir yalnızlıktan çok, öğrenilmiş bir yalnızlıktır.
Peki Bu Maskeler Neden İşe Yarar?
Bu maskelerin ortak bir özelliği vardır: Hepsi bir zamanlar işe yaramıştır. Yetişkinlikte problem gibi görünen bu maskeler, çocuklukta işlevsel olan uyum biçimleridir. Çocuklukta duygusal ihtiyaçların karşılanmadığı bir ortamda bu stratejiler, çocuğun işlevselliğini sürdürmesine yardımcı olmuştur. Bu nedenle bu maskeleri patolojik olarak etiketlemek, kişinin geçmişteki uyum çabasını görmezden gelmek anlamına gelir.
Maskeler Ortadan Kalktığında ne Olur?
Maskeler genellikle ani bir şekilde düşmez; daha çok yavaş yavaş çatlar. Bu çatlaklar çoğu zaman bir ilişki, bir kayıp ya da bir duraksama anında ortaya çıkar. Yetişkinlikte bu maskeler işlevini yitirmeye başladığında, kişi bir boşluk hissiyle karşılaşır. “Bir şeyler eksik ama ne olduğunu bilmiyorum” duygusu sıkça dile getirilir. Çünkü çocuklukta bu ihtiyaçların dili hiç öğrenilmemiştir. Maske çatladığında gelen duygu çoğu zaman rahatlama değil; belirsizliktir. Kişi kendini zayıf, yönsüz ya da tanımsız hissedebilir. Bu dönem, kişinin ilk kez kendi ihtiyaçlarıyla yüzleştiği bir eşik olabilir. Bu nedenle kıymetli bir içsel keşif kapısını aralar.
Terapötik Bakış: Maskeyi Kırmak Değil, Anlamak:
Psikolojik danışmanlık süreçlerinde temel amaç kişinin maskeleri hızlıca ortadan kaldırmak değildir. Tam tersi bir yaklaşımla, maskenin neyi koruduğunu anlamaktır. Çünkü her maske, geçmişte karşılanmamış bir ihtiyacın izini taşır. Terapötik ilişki, kişinin duygularının ilk kez görülüp taşınabildiği bir alan sunar. Bu deneyimle birlikte maske kendiliğinden yumuşamaya başlar. Kişi, ihtiyaçlarının görülüp taşınabileceğini yaşantısal olarak öğrendikçe, maskeye olan ihtiyaç azalır. Burada amaç maskeyi kırmak değil; ona teşekkür edip artık gerekli olmadığını fark edebilmektir.
Görülmeyen İhtiyaçlara Doğru:
Çocukluk çağı duygusal ihmali, yüksek seslerle değil; sessizce şekillendirir. Yetişkinlikte ortaya çıkan maskeler bir bozukluk değil, gecikmiş uyum biçimleridir. Bu maskeler yumuşadığında, altından zayıflık değil; uzun süre fark edilmemiş ihtiyaçlar çıkar. Ve çoğu zaman kişi, iyileşmekten önce ilk kez gerçekten görülmeye ihtiyaç duyar. Çünkü çoğu zaman iyileşme, güçlü olmakla değil; ilk kez gerçekten görülmek ile başlar.


