“Yanında konuştuk ama o daha çocuk, anlamaz ki…”
“Ne söylediğimizi duydu ama o daha kendi konuşamıyor, ne anlasın…”
“Boşver, duysa da bir anlam ifade etmez nasılsa…”
Hepimiz zaman zaman yetişkinlerin konularını çocukların yanında konuşmuş, konuşulan ortamlarda bulunmuş, bu meşhur cümleleri kurmuş veya duymuşuzdur. Çoğunlukla bu cümleleri iyi niyetle, çocuğu korumak amacıyla kurarız. Konuşulan konuların içeriğinin yaşlarına uygun olmadığını düşünsek de onların anlamadığını veya anlatılanları yorumlayamayacağını varsayarak yanlarında konuşmanın olumsuz bir etkisi olmadığına inanırız. Ancak çocuklar bulundukları ortamdaki duyguyu çok iyi gözlemler ve hissederler. Yetişkinlerin konuştukları konuları zihinlerinde tam anlamıyla canlandıramasalar bile yüz ifadelerinden, beden postürlerinden, ses tonlarından, jest ve mimiklerinden konuşulan konuya dair bir “duygu” fikrini oluştururlar. Bir diğer deyişle, zihinlerinde oluşan anahtar kelimeler, yetişkinlerin duyguları, ortamdaki duygu yoğunluğu konuya dair bir fikir edinmelerini sağlar.
Sessizlik Her Zaman Sakinlik Değildir
Şöyle bir senaryo düşünelim: Anne ve baba salonda kendi aileleri hakkında bir konuşma içerisindeler. Konuşulan konu ve tema hakkında anne gergin, yerinde oturmakta güçlük çekiyor, sürekli bir hareket halinde, zaman zaman sesi yükseliyor, sık ve hızlı nefes alıp veriyor. Baba ise bu konu hakkında konuşmak istemiyor, kısa konuşuyor ve anne ile göz teması kurmuyor. Çocuk da salonda, halının üzerinde oyuncakları ile oynuyor ve sessiz görünüyor.
Bu senaryoda, çocuk dışarıdan bakıldığında sessizce oyuncakları ile oynuyor ve ortamdan etkilenmiyor gibi görünebilir. Ancak anne ile babanın arasındaki olumsuz havayı, annenin gerginliğini ve babanın rahatsızlığını fark etmiştir. Anne ve baba çocuğun anlamadığını, ne konuştukları hakkında çocuklarının bir fikri olmayacağını düşünebilir, ancak çocuğun konuşulan konudan bağımsız olarak anne ve babanın ruh hali ve duygu değişimlerine hassasiyeti vardır. Çocuklarının “sakin” bir şekilde oyun oynamayı sürdürdüğünü ve etkilenmediğini düşünseler de aslında sessizlik ile sakinlik birbirine karıştırılıyor olabilir.
Biz yetişkinler, “sakin” diye düşündüğümüz bu çocukların bazen en derin duygularla baş etmeye çalıştığını her zaman fark etmeyiz. Sessizlik, her zaman iç huzuruna işaret etmez. Bazen çocuğun duygularını ifade edemediği, içinde taşıdığı ve bastırdığı anlamına gelebilir. Henüz konuşmayı tam anlamıyla öğrenmemiş bir çocuk bile, çevresindeki duygusal atmosferi sezebilir. Bu bir süper güç değil, gelişimsel bir gerçekliktir. Araştırmalar, çocukların özellikle erken yaşlarda duygulara karşı son derece hassas olduklarını ve ebeveynlerinin ruh hâlini kendi iç dünyalarına yansıttıklarını göstermektedir (Siegel & Bryson, 2012).
Annenin huzursuzluğu, babanın sessizliği, evin içindeki o “gergin hava” çocuklar tarafından hissedilir. Belki ne olduğunu anlayamazlar ama bir şeylerin ters gittiğini mutlaka fark ederler.
“Hiçbir Şey Demedi” Demek, Hiçbir Şey Hissetmediği Anlamına Gelmez
Birçok ebeveyn, çocuklarının yaşadıkları olaylara tepkisiz kaldığını düşünür. “Biz dün çok kavga ettik ama o odasında oyun oynadı”, “Sabah abisi/ablasıyla çok tartıştık o kahvaltısını yaptı hiç sesini çıkarmadı”, “Komşu ile kapıda gerginlik oldu ama o sakince yanımda bekledi, hiçbir şey demedi” ve bunun gibi çoğaltılabilecek birçok örnek, size de eminim tanıdık geliyordur.
Peki gerçekten mi? Gerçekten ses çıkarmadıkları için, sessizce yanınızda durdukları veya oyunlarına devam ettikleri için bu olaylardan hiç etkilenmiyorlar mı?
Çocuklar bazen duygularını dışa vurmak yerine içe atarlar. Çocukların mizaç özellikleri, yetişme koşulları, ebeveyn tutumları bu tutumda etkili olsa da nihayetinde çocuğun yaşadığı, deneyimlediği zor duygular ile baş etme yöntemi olarak bu davranışta bulunduğunu akılda tutmak gerekli. Özellikle de çocuklar duygularını ifade etmeleri için güvenli bir alan bulamazlarsa daha çok içe atma eğilimde olabiliyorlar. Bu tür durumlarda çocuklarda:
- Alt ıslatma
- İçe kapanma, sessizleşme
- Oyunlara yoğun kaçış
- Uyku sorunları
- Davranış değişiklikleri
- Duygudurum değişiklikleri
gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Yani çocuk o anda, yaşanan veya konuşulan herhangi bir şeye tepki vermiyor ve “sorun çıkarmıyor” gibi görünse bile, bu durum çocuğun mevcut olaya karşı bir duygu geliştirdiği ancak “duygusunu bastırdığı” anlamına gelebilir. Çocuktaki değişimin yoğunluğuna ve uzunluğuna göre yaşadıklarından etkilenme hali yorumlanabilir.
Oyun, Çocuğun Anlatma Şeklidir
İçe atma eğilimde olan çocukların, zorlandıkları yaşam deneyimleri ile baş etmek için bir yol olarak oyunu kullandıklarını söyleyebiliriz. Bu söylem tüm çocuklar için geçerli olmakla birlikte, duygularını sözel olarak ifade edemeyen veya henüz kavramsallaştıramayan çocuklar için de çok sağlıklı bir yol olarak görülebilir. Çocukların dili oyun, resmi hikâyedir. Henüz duygularını kelimelere dökemeyen çocuklar, iç dünyalarını bu yollarla dışa vurur.
Mesela bir çocuk, anne ve babanın huzursuzluğu ile baş edemediğinde tekrarlı bir şekilde aynı oyunu kurduğunu görebilirsiniz:
“Bu küçük köpek kulübesinde saklanıyor çünkü evde bir dev var, bağırıyor.”
Bu sadece bir hayal ürünü değil, çocuğun yaşadığı duygunun metaforudur. Oyun, çocuk için hem rahatlama hem de anlatma aracıdır. Yetişkinler olarak bu dile kulak vermek, çocuğun ne yaşadığını anlamanın en etkili yollarından biridir (Landreth, 2012).
Peki Ebeveynler Ne Yapabilir?
Çocuğun sessizliğini fark etmek, ilk ve belki de en önemli adımdır. Çocuğun olan biteni anlamadığını, etkilenmediğini düşünmek yerine, tepkilerini gözlemlemek gereklidir. Sessizliği, sakinliği de olası bir tepki olarak görmek faydalı olabilir. Ardından yapılabilecekler çocuk için güvenli bir duygusal zemin oluşturmak içindir, örneğin:
- Duyguları isimlendirin:
“Bugün biraz gerginim çünkü iş yerinde zor bir gün geçirdim. Ama şimdi senin yanındayım ve bu bana iyi geliyor.”
“Az önce biz biraz huzursuz olduk, şimdi daha iyiyiz.”
“Konuştuğumuz şeyler pek de iyi hissettirecek türden şeyler değil, bazen zor konuları konuşurken duygularımızı yönetmek de zor olabiliyor.” - Açık uçlu sorular sorun:
“Sence kalbin şu an ne hissediyor?”
“Az önce olanlardan sonra bana anlatmak istediğin bir şey var mı?” - Zor zamanlarda dürüst olun ama basit ifadeler kullanın:
“Evet, bugün biraz üzgünüm ama bu duyguyu birlikte atlatacağız.”
“Şu anda biraz gerginim ama bu duyguyu yönetebilirim.”
“Huzursuz olduğumu söyleyebilirim ama geçecek.” - Oyun oynayın:
Sadece ‘çocuk oyalamak’ için değil; onun dünyasına girebilmek için. Bazen bir çay partisi ya da bir arabayla yapılan yarış, çocuğun duygularını anlatmak için kullandığı sahnedir. Çocuğun izin verdiği kadar oyununa katılın, duygularına eşlik edin.
Sonuç
Çocuklar bizim kadar konuşkan olmayabilir. Konuşulanları, yaşananları bir yetişkin kadar anlamayabilir ancak duygu okuma kapasiteleri bizimkinden daha açık olabilir. Onlar sessizlikte konuşur, oyunla anlatır, gözleriyle soru sorar. Yeter ki biz duymaya, görmeye, hissetmeye niyet edelim.
Öyle ki;
Çocuklar her şeyi anlar. Sessiz kaldıklarında bile…
Kaynakça
Siegel, D. J., & Bryson, T. P. (2012). The whole-brain child: 12 proven strategies to nurture your child’s developing mind. Constable & Robinson.
Landreth, G. L. (2012). Play therapy: The art of relationship (3rd ed.). Routledge/Taylor & Francis Group.


