Cumartesi, Mayıs 2, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

“Eve Gidince Babana Söyleyeceğim.” Peki Kim Bu Baba?

Babalık genellikle konuşulan bir şey gibi görünür ama aslında çoğu zaman eksik konuşulur. Daha çok ne yapılması gerektiği üzerinden anlatılır: çocukla ilgilenmek, sorumluluk almak, evin düzenine katkı sağlamak, “iyi baba” olmak. Ama bütün bu tanımların içinde daha az sorulan bir şey vardır: Bir erkek baba olduğunda, kendi içinde ne değişir?

Bu soru basit görünür ama aslında babalığın en az konuşulan tarafına açılır. Çünkü baba olmak sadece bir rol üstlenmek değildir; aynı zamanda bir kimliğin yavaş yavaş kurulmasıdır. Ve bu kurulum çoğu zaman doğum anında değil, çok daha sonra, gündelik hayatın içinde gerçekleşir.

Baba Olmak: Dışsal Rol, İçsel Kimlik

Birçok erkek için çocuk doğduğu anda “baba” olur ama bu daha çok dışsal bir tanımdır. İçsel olarak bu kelimenin karşılığı hemen oluşmaz. Evde bir bebek vardır, hayat değişmiştir, sorumluluk artmıştır ama zihnin içinde “ben artık baba oldum” hissi her zaman aynı hızda gelmez.

İlk dönemlerde bu fark daha da belirginleşir. Bebek çoğunlukla anneyle bir ritim içindedir. Beslenme, uyku, sakinleşme, temas… Bu doğal düzen içinde baba çoğu zaman ikinci hatta üçüncü planda hissedebilir kendini. Bu bir eksiklikten çok bir geçiş dönemidir. Ama yine de birçok erkek için bu durum içsel bir soruya dönüşür: “Ben bu ilişkinin neresindeyim?”

Görünür Olan ve Hissedilen Arasındaki Fark

Bu soru çoğu zaman açıkça söylenmez. Erkekler genellikle bu tür belirsizlikleri ifade etmekte zorlanır. Bunun yerine daha görünür davranışlara tutunurlar: yardımcı olmak, sorumluluk almak, işleri halletmek. Fakat bunlar her zaman içsel bir “babalık hissi” üretmez. Yani kişi yapar ama kendini o yapının içinde tam olarak konumlandıramaz.

İlişkinin Dönüm Noktası: Görülmek

Zaman ilerledikçe çocuk büyür. Bu büyüme sadece fiziksel değildir; ilişki de değişir. Bebek artık daha çok tepki veren, iletişim kuran, bakışlarıyla tanıyan bir varlığa dönüşür. İşte tam bu noktada bazı babalar için önemli bir kırılma yaşanır.

Çocuk artık sadece bakım alan bir varlık değildir; aynı zamanda ilişki kuran bir kişidir. Babaya bakar, gülümser, sesine tepki verir, onun varlığını ayırt etmeye başlar. Bu küçük gibi görünen anlar aslında babanın kendilik algısını etkiler. Çünkü baba ilk kez sadece “bakan” değil, “görülen” hale gelir.

Babalığın Psikolojik Kurulumu

Babalığın psikolojik tarafı tam da burada görünür olur. Bir erkek, çocuğu tarafından fark edildiğinde kendini de farklı hissetmeye başlar. Bu karşılıklı tanıma hali, ilişkide yeni bir zemin oluşturur. Artık baba sadece işlevsel bir figür değildir; çocuğun zihninde bir yere sahiptir.

Bu deneyim birçok erkek için oldukça sessiz ama güçlü bir değişim yaratır. Çünkü baba olmak, sadece çocuğa bir şey yapmak değil, çocuğun sana verdiği tepkiyle kendi yerini yeniden anlamaktır. Bu yüzden babalık, tek yönlü bir görev değil, çift yönlü bir ilişkidir.

Katılmak mı, Baba Olmak mı?

Günümüzde “ilgili baba” kavramı sık kullanılıyor. Bu önemli bir değişimi gösteriyor. Erkeklerin çocuk bakımına daha fazla katılması, ev içi sorumlulukları paylaşması, çocuğun günlük hayatında daha aktif olması geçmişe göre çok daha yaygın. Ancak burada önemli bir ayrım var: Katılmak ile “baba olmak” aynı şey değil.

Bir erkek çocuğun bakımına çok aktif şekilde katılabilir ama yine de kendini zihinsel olarak “yardım eden kişi” olarak hissedebilir. Bu ince fark, babalığın iç dünyasında önemli bir ayrım yaratır. Çünkü yardım eden kişi dışarıdan destek olur; baba ise içeriden bağ kurar.

Karşılıklı Tanınma ve Kimliğin Derinleşmesi

Bazı erkekler için babalık duygusu, çocuğun kendilerine verdiği tepkilerle güçlenir. Çocuk babayı tanıdıkça, ona yöneldikçe, onunla ilişki kurdukça baba da kendini daha gerçek bir yerden hissetmeye başlar. Bu karşılıklı ilişki güçlendikçe, baba sadece bir görev tanımı olmaktan çıkar.

Bu noktada önemli bir şey daha olur: Baba artık sadece “ne yapıyorum” üzerinden değil, “çocuğum beni nasıl görüyor” üzerinden düşünmeye başlar. Bu geçiş, babalığın daha derin bir seviyesidir. Çünkü burada artık davranış değil, ilişki algısı ön plana çıkar.

Bazı babalar için bu süreç daha hızlı gelişir, bazıları için daha yavaş. Bu farklılıklar doğaldır. Çünkü her ilişki kendi ritminde kurulur. Ama ortak bir nokta vardır: Çocuk, babayı bir kişi olarak tanımaya başladığında, baba da kendini yeniden tanımaya başlar.

Küçük Anların Büyük Etkisi

Belki de bu yüzden bazı anlar bu kadar belirleyici olur. Bir çocuğun kapıdan giren babasına bakması, ona gülümsemesi, kucağa gelmek istemesi ya da sadece sesine yönelmesi… Bunlar küçük anlar gibi görünür ama baba için oldukça temel bir deneyime dönüşebilir. Çünkü burada artık sadece bakım değil, bağ vardır.

İşte bu bağ kurulduğunda baba kendini ilk kez “içeride” hisseder. Hikâyenin dışında değil, içinde olduğunu fark eder. Bu fark çoğu zaman dramatik bir şekilde değil, gündelik hayatın sıradan akışında oluşur.

Sonuç

Bu yüzden babalık ani bir dönüşüm değil, yavaş bir yerleşimdir. Zamanla oluşur, deneyimle şekillenir, ilişkiyle derinleşir. Ve çoğu zaman çocuğun büyümesiyle birlikte daha görünür hale gelir.

Belki de en temel mesele şudur: Babalık sadece bir unvan değil, bir ilişkinin içinde kurulan kimliktir. Ve bu kimlik, ancak karşılıklı tanınma ile netleşir.

Bu nedenle bir çocuğa “eve gidince babana söyleyeceğim” denmesi aslında basit bir cümle değildir. Çünkü o cümlenin içinde bir varsayım vardır: Bir baba vardır ve çocuk onun kim olduğunu bilir.

Ama bu noktada soru yeniden geri döner:

Peki kim bu baba?

Bu soru yalnızca çocuğa değil, babanın kendisine de yöneliktir. Çünkü bazı erkekler için babalık, bir günde oluşan bir kimlik değil; zaman içinde, ilişki içinde ve çoğu zaman çocuğun bakışıyla yeniden kurulan bir varoluştur.

Kaynakça

Berman, S. (2020). Beyond remembering the forgotten parent: The conception of the father. Psychoanalytic Social Work, 28(1), 43–63. https://doi.org/10.1080/15228878.2020.1755700

İrem Yücel
İrem Yücel
İzmir’de doğup büyüdüm ve lise eğitimimi burada tamamladım. Lisans eğitimimi ODTÜ Psikoloji bölümünde 2022 yılında şeref öğrencisi olarak bitirdim. Klinik Psikoloji yüksek lisansımı Yakın Doğu Üniversitesi’nde yine şeref derecesiyle tamamlayarak, romantik ilişkiler, benlik saygısı ve otantiklik üzerine uzmanlık tezimi yazdım. İlgi alanlarım arasında romantik ilişkiler, çift terapisi, benlik saygısı ve güncel psikoloji çalışmaları yer alıyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar