Bazı çocuklar ebeveynlerini bırakmak, onlardan kısa süre de olsa ayrı kalmak istemezler. Biz bu örneklere genelde kreş önlerinde, çocuklar yalnız uyumak istemediğinde şahit oluruz. Bu gibi durumlar çoğu zaman ebeveynine (çoğunlukla birincil bakım verenine) duyduğu düşkünlük ya da “ebeveyne fazla bağlanma” olarak görülür. Oysa, psikolojik açıdan bakıldığında çocuk ebeveynlerini yalnızca sevdiği için yanında istemez. Bakım veren kişi aslında çocuk için duyguları düzenleyici biri olur. Çocuk korktuğunda, yorulduğunda ya da anlamlandıramadığı herhangi bir duygu yaşadığında kendi içinde denge kuramaz ve bu noktada ebeveyn devreye girer. Çocuk, duygu düzenlemesini ebeveynin varlığı üzerinden yapar.
Bu yüzden ayrılık bazı çocuklar için zorlayıcı olabilir. Çocuk ebeveynden uzaklaştığında aslında kendisini sakinleştirip duygularını düzenleyebildiği kaynaktan da uzaklaşmış olur ve tek başına bir düzen kurma çabasına girer.
Ayrılık Kaygısı: Bir Problem Değil, Gelişimsel Bir İhtiyaç
Çocuklarda var olan ayrılık kaygısı çoğu zaman bir problem olarak görülür. Kreş kapısında ağlayan ve annesini bırakmayan bir çocuk, gece tek başına uyuyamama… Aslında bunlar çoğunlukla gelişimsel olarak beklenen durumlardır. Bir bebek dünyaya geldiğinde kendi kendini sakinleştirebilecek bir sinir sistemi olmaz. Heyecan, korku, belirsizlik gibi hisleri ebeveyn üzerinden düzenler. Psikolojide buna ko-regülasyon denir. Yani çocuk önce ebeveynin yardımıyla sakinleşir, zaman içerisinde içselleştirerek kendi kendine duygularını düzenlemeyi öğrenir (Schore, 2001).
Buradaki sorun, çocuğun ebeveynini istemesi değildir. Sorun, tek başına kaldığında iç dünyasında ebeveyninin yanındaki gibi güvenli bir düzen kuramamasıdır. Bazı çocuklar iç dünyalarında bu düzeni sağlayabilirken bazıları sağlayamaz ve ayrılık kaygısı ortaya çıkar.
Neden Bazı Çocuklar Ayrılığı Daha Zor Yaşar?
Burada konuşulması gereken en kritik nokta belirsizliktir. Çocuklar, tutarlılık isterler. Vedaların tutarsız olması, bazen çocuğu bırakıp bazen vazgeçmek, vedalaşma esnasında uzun süre ayrılmamak çocuk için ayrılığın kendisinden daha zorlayıcıdır. Çocuklar çoğu zaman ayrılıktan değil, belirsizlik hissinden korkar.
Bir diğer önemli konu ise ebeveynin yaşadığı kaygıdır. Çocuklar ne söylediğinize değil nasıl bir his yaydığınıza bakarlar. Anne “seni almaya geleceğim” derken içten içe bir suçluluk ve tedirginlik hissediyorsa çocuk bu dengesiz belirtileri bir tehlike sinyali olarak algılar. Bu nedenle çoğu zaman çocuk için önemli olan ebeveynin gidip gitmediği değil, rahat gidip gitmediğidir. Ebeveyn rahat olduğunda çocuk da o güveni hissedecektir.
Çocukla kurulan aşırı koruyucu ilişki de ayrılığı zorlaştıran etkenlerden biridir. Çocuğun her ihtiyacının talep etmeden önden karşılandığı, hayal kırıklığıyla hiç karşılaşmadığı, çocuğa tek başına bir deneyim yaşama fırsatı sunulmayan ebeveyn-çocuk ilişkilerinde çocuk dış dünyayı bilinmez bir yer olarak algılar. Bu gibi durumlarda çocuk ebeveyne bağımlı olduğu için değil, dış dünyaya hazır olmadığını hissettiği için bir ayrılık kaygısı yaşar.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli ayrım bağlanma ve bağımlılık ayrımıdır. Güvenli bağlanmada çocuk ayrılırken zorlanır ancak kısa sürede iç dünyasında bunu dengeler, oyuna ve keşfe yönelir. Çünkü ebeveynin varlığının devam ettiğini bilir ve kendini tehdit altında hissetmez, güven duygusu baskındır. Bağımlı bir ilişkide yani aslında güvensiz bağlanmada (kaygılı, kaçıngan, düzensiz) ayrılık sonrası bir panik hali hakimdir. Çocuk sakinleşemez ve çevresiyle ilişki kuramaz. Yani aslında mesele, çocuğun ağlaması değil, ağladıktan sonra toparlanıp toparlanamamasıdır.
Bu noktalarda ebeveynlerin süreci kendileri için de kolaylaştırmak adına yaptıkları bazı davranışlar süreci daha da zorlaştırabilir. Çocuğa haber vermeden gitmek, çok uzun vedalaşmalar, “ağlarsan gelmem” gibi tehdit içeren sözler ya da bıraktıktan sonra suçluluk duyarak geri dönmek ve bir tutarsızlık sergilemek çocuğun kuracağı güven duygusunu zedeler. Çocuğun ihtiyacı ayrılık yaşanmaması değil, ayrılığın ön görülebilir ve tutarlı olmasıdır.
Sonuç
Çocuğu destekleyen şey çoğu zaman düşündüğümüzden daha basittir; kısa ve net bir veda, her gün tekrarlanan bir rutin, önceden çocuğa haber vermek ve duygusunu kabul etmek. Ağlayan bir çocuğa “ağlayacak bir şey yok” demek yerine “zor olduğunu biliyorum” demek çocuğun hislerini düzenlemesine yardım eder. Aslında çocuk ebeveyninden ayrılmayı öğrenmez, güvenli bağlanma çocuğun ebeveynden ayrılması değil ayrılsalar dahi ebeveynin varlığını zihninde devam ettirebilmesidir.
Ayrılık, sevginin bittiği veya azaldığı bir an değil ebeveynle olan ilişkinin çocuğun iç dünyasına yerleştiği andır. Çocuk ebeveynine hala ihtiyaç duyar ama geri döneceğinden emindir.
Kaynakça
Schore, A. N. (2001). Effects of a secure attachment relationship on right brain development, affect regulation, and infant mental health. Infant mental health journal: official publication of the world association for infant mental health, 22(1‐2), 7-66.


