Cuma, Ocak 16, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bir Cümleyle Tanı Koymayı Bırakalım: Psikoloji Popülerleşti Ama Etiketler Ağırlık Yapıyor

“İnsanları hemen narsist, şizofren diye damgalama 2025’te kalsın lütfen.” Çok sevdiğim ve saygı duyduğum bir meslektaş arkadaşımın 2026 yılına geçtiğimizdeki bir paylaşımdan bir cümle. Zihnimde çok yankılandı ve çokça yer etti.

Aslında bu cümle tek başına son yıllarda yaşadığımız büyük bir sorunu özetliyor. Psikoloji konuşulur oldu, ruh sağlığı görünür hale geldi, terapi normalleşti. Bunların hepsi çok kıymetli gelişmeler. Ama madalyonun bir de diğer yüzü var: Her davranışı bir “tanı” ile açıklama alışkanlığı. Birine kızdık mı “narsist”, düzeni sevdi mi “OKB’li”, duygusu değişti mi “bipolar”. Sanki insan olmak yetmezmiş gibi, mutlaka bir etiket yapıştırmamız gerekiyormuş gibi davranıyoruz.

Özellikle son 5–6 yılda psikoloji sosyal medyanın en popüler alanlarından biri haline geldi. Kısa videolar, postlar, testler… “5 maddede asosyal kişilik bozukluğu”, “Bipolar mısın?”, “ADHD (DEHB) belirtileri sende var mı?” İçerikler hızlı tüketiliyor, kolay anlaşılıyor ve kulağa tanıdık geliyor. Ama burada ciddi bir problem var: Klinik tanılar bu kadar basit değil. Bir davranışı görmek, bir cümle duymak, hatta birkaç ortak özellik yakalamak tanı koymak için asla yeterli değil.

Tanılar; süre, şiddet, işlevsellik kaybı ve bağlamla değerlendirilir. Yani birinin titiz olması onu OKB yapmaz. Duygularının iniş çıkışlı olması bipolar bozukluk anlamına gelmez. Kendini anlatması, sınır koyması ya da eleştiriye kapalı olması otomatik olarak narsizm değildir. Bunlar insan davranışlarıdır. Üstelik çoğu zaman yaşadığımız stres, ilişkisel çatışmalar ya da hayatın dönemsel zorluklarıyla doğrudan ilişkilidir.

Etiketlerin İnsan İlişkileri Üzerindeki Görünmez Etkisi

Etiketlemenin en büyük zararlarından biri, insanları tek bir kelimeye indirgemesidir. “O narsist” dediğiniz anda, artık karşınızdaki kişinin hikâyesini, geçmişini, niyetini ya da değişme ihtimalini görmez olursunuz. O kişi artık karmaşık bir insan değil, sabit bir tanıdır. Bu da empatiyi öldürür. İlişkileri keskinleştirir. “Böyle çünkü narsist” deyip geçmek, anlamaya çalışmaktan çok daha kolaydır.

Bir diğer önemli zarar, ruhsal bozuklukları yaşayan insanlar üzerindedir. Şizofreni, bipolar bozukluk, OKB gibi tanılar zaten toplumda yeterince damgalanıyor. Bu kelimelerin hakaret gibi, aşağılama amacıyla ya da gelişigüzel kullanılması, bu tanılara sahip kişilerin daha da görünmez olmasına neden oluyor. İnsanlar yardım almaktan çekiniyor, çünkü etiketlenmekten korkuyor. Oysa ruh sağlığı alanında asıl amaç, insanları tanılarla hapsetmek değil; onları desteklemek ve güçlendirmektir.

Tanı Koymak Bir Sorumluluktan Kaçış Yolu Mudur?

Ayrıca bu etiketleme hali, sorumluluktan kaçmanın da bir yolu olabiliyor. Bir ilişkide sorun mu var? “O narsist.” Bir arkadaşlık zor mu? “Zaten bipolar.” Böyle dediğimizde hem karşı tarafı sabitliyoruz hem de ilişkiye kendi katkımızı görmezden geliyoruz. Oysa ilişkiler iki kişiyle yaşanır ve çoğu problem tanıdan çok iletişimle ilgilidir.

Psikolojinin popülerleşmesi kötü değil, hatta çok değerli. Ama popüler bilgi ile klinik bilgi aynı şey değil. Farkındalık, etiket dağıtmak değildir. Herkesin biraz kaygılı olduğu, bazen takıntılı düşündüğü, zaman zaman iniş çıkışlar yaşadığı dönemler olabilir. Bu bizi hasta yapmaz, insan yapar.

Belki artık şunu hatırlamanın zamanı gelmiştir: Tanılar, insanları anlamak için vardır; yargılamak için değil. Her davranışı bir bozuklukla açıklamak yerine, “Bu kişi ne yaşıyor?”, “Bu davranış hangi koşullarda ortaya çıkıyor?” diye sormak çok daha insani bir yerden bakmaktır.

Kısacası, insanları cümle içinde tanı koyarak tüketmeyi 2025’te gerçekten geride bırakalım. Psikolojiyi konuşalım, ruh sağlığını önemseyelim ama birbirimizi etiketlemeden, küçültmeden ve tek kelimeye sığdırmadan. Çünkü hiçbirimiz sadece bir tanıdan hatta tek bir tanımdan ibaret değiliz.

Ceren Hazar
Ceren Hazar
Klinik psikolog Ceren Hazar, her insanın biricikliğine inanır. Psikoloji lisansının ardından klinik psikoloji yüksek lisans eğitimini tamamlarken, Bilişsel Davranışçı Terapi ve yeme bozuklukları konusunda uzmanlaşmıştır. Her kişinin ihtiyaçlarının farklı olabildiğini deneyimledikçe, Duygu Odaklı Terapi ve EMDR gibi farklı terapi ekolleriyle kendisini geliştirmeye devam etmektedir. Klinik pratiğinde depresyon, anksiyete, yeme bozuklukları, travma ve kendini gerçekleştirme uzmanlaştığı alanlar arasındadır. Kişilerin kendilerini daha iyi tanımalarına ve anlamalarına, eleştirmek yerine kendilerine şefkatle yaklaşmalarına destek olmayı önceliklendiren içerikler üretmeyi önemser.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar