Pazartesi, Mart 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Aşkın Gölgesinde Bir Duygu: Romantik İlişkilerde Kıskançlık

Kıskançlık bazen masum bir sevgi işareti gibi görünse de ilişki dinamiklerini derinden sarsabilen güçlü bir duygudur. Kıskançlık çoğu zaman sevginin hemen yanında konumlanan ve onunla karıştırılan bir duygudur. İlişkinin başlangıcında romantik bir ilgi göstergesi şeklinde de yorumlanabilir. Ancak yaşanan duygu yoğunlaştıkça kontrol edici bir hâle dönüşebilir. Kıskançlık, temelinde kaybetme korkusunun bulunduğu ve değersizlik şemasıyla beslenebilen karmaşık bir süreçtir. Çoğu zaman yaşanan, bireyin iç dünyasındaki güvensizliklerle şekillenen bir algı biçimidir. Bu yüzden kıskançlığın yalnızca üçüncü bir kişinin varlığıyla tetiklendiği söylenemez. Kıskançlık, tehdit algısının yükseldiği anlarda, zihinsel çarpıtmalarla büyüyebilen bir içsel alarm sistemidir.

Bu sistem, sevginin bir kanıtı sanılan ancak genellikle sergilenen kontrol ihtiyacının dışavurumu olan bir davranış biçimidir. Ortaya çıkmakta olan kıskançlık davranışı, çoğu zaman kaybetme ihtimaline karşı verilen bir savunma tepkisidir. Deneyimlenen bu bilişsel süreç, derinlerde işleyen “yetersizim” inancının beslediği bir süreçtir. Bağlanma kuramı perspektifinden bakıldığında, özellikle kaygılı bağlanma örüntüsüne sahip bireylerde daha yoğun hissedilen bir duygusal dalgalanmadır. Partnerin en nötr davranışlarına dahi aşırı anlamlar yüklendiği, terk edilme korkusunun baskınlaştığı bir hassasiyet alanıdır. Bu durum zamanla kontrol etme davranışlarının artış gösterdiği ve belirsizliğe tahammülün giderek azaldığı bir ilişki iklimi haline gelir.

Ayrıca kıskançlık, dijital modern çağın da etkisiyle sosyal medya etkileşimlerinin potansiyel tehdit olarak algılandığı bir süreç haline de gelmiştir. Sürdürülen kanıt arama çabaları, ilişkiyi adım adım yıpratarak bir kısır döngü haline getirirken, bireyler arası iletişim gerçekliğin değil varsayımın yön verdiği bir hâle dönüşür. Bu durum aslında sürekli tekrar eden “ya beni bırakırsa” senaryolarının zihni işgal ettiği bir iç konuşmadır. Bununla birlikte, bilişsel çarpıtmalar da devreye girer. Bu çarpıtmalar gittikçe biriken ani öfke patlamalarıyla dışa vurulabilen bir gerilim olarak ortaya çıkar.

Tüm bunların yanı sıra, partnerini kısıtlayarak güvenliğin sağlanacağına inanılan, oysa ilişkinin özerkliğini zedeleyerek bu çıkmaz durumu derinleştiren bir stratejidir. Bu strateji, karşı tarafın sınırlarını daraltarak bireysel alanını ihmal etmeyi meşrulaştıran bir kontrol mekanizmasıdır. Bu içsel mekanizma, toplumsal alıntıyla beslenen “kıskanıyorsa seviyordur” mitiyle normal görülen bir bakış açısının gölgesinde sürdürülmektedir.

Böylece romantize edilen davranışların giderek toksik örüntülere dönüştüğü bir ilişki modeli ortaya çıkar. Özsaygının düşük olduğu bireylerde daha yoğun hissedilen bu sancılı bağımlılık alanı, partnerin ilgisinin varoluşsal bir güvenceye dönüştüğü kırılgan bir psikolojik zemine dönüşür. Çoğu zaman sevgiyle karıştırılsa da aslında korkunun ağır bastığı ve kontrolün yükselen kaygıyı bastırma çabasına hizmet ettiği bir içsel çatışmadır. Asıl olan ise, duygunun belirleyici değil, onunla kurulan ilişkinin niteliği olduğu bir psikolojik süreçtir. Zamanla yoğunluğu arttıkça tehdit algısını genişleten ve nötr uyaranları dahi risk sinyaline dönüştüren bir bilişsel hassasiyet gelişir. Burada pekişen, zihinsel filtrelerin seçici biçimde olumsuza odaklandığı, kıskançlık anlatısının beslendiği bir algısal çarpıtmadır.

Aslında burada oluşan şey, kaygı yükseldikçe kontrol ihtiyacının arttığı, kontrol arttıkça da karşı tarafın, kişiden uzaklaştığı paradoksal bir döngüdür. İşleyen, uzaklaşma arttıkça terk edilme korkusunun yeniden tetiklendiği, böylece başlangıç noktasına geri dönülen kapalı bir sistemdir. Ağırlaşan, güvenin yerini denetimin aldığı, merakın yerini kuşkunun doldurduğu bir ilişki atmosferidir. Yaşanan, şeffaflık talebi adı altında mahremiyetin sınırlarının zorlandığı, sevgi dili sanılarak müdahalenin sıradanlaştırıldığı bir sınır bulanıklığıdır. Derinleşen, içsel boşluğunu partnerinin sürekli varlığıyla doldurmaya çalışan, ayrılığı tehdit değil felaket olarak kodlayan bir bağımlılık örüntüsüdür. Kıskançlık yönetilemediğinde en sonunda yalnızca ilişkiyi değil, kişinin benlik bütünlüğünü de zorlayan psikolojik bir yük hâline gelir.

Sonuç olarak, kıskançlık tamamen yok edilmesi gereken bir duygu olmamakla beraber farkındalıkla ele alınması gereken içsel bir sinyaldir. Söz konusu olan, işlevsel ile işlevsuz arasındaki çizginin burada ayrıştığı yoğunluğunun belirleyici olduğu, bir spektrumdur. Bu duygu, iletişim kanallarının açık tutulduğu bir ilişkide daha sağlıklı bir biçimde düzenlenebilir. Çoğu zaman bireysel sınırların korunduğu bir zeminde ve içsel alarm sistemi karşılıklı güvenin içinde inşa edildiği yerde yatışır.

Burada önerilen ise, kıskançlığı anlamlandırmanın önemli olduğu ve altında yatan inançların sorgulanmasının dönüştürücü olduğu terapötik bir bakış açısıdır. Açılması gereken “gerçek tehdit zihnimin içinde mi, yoksa dışarıda mı?” sorusunun yönlendirici olduğu bir öz değerlendirme alanıdır. Asıl hedeflenen durum ise, sevginin güvenle beslenirken, kontrolden uzak olduğu, bağın özgürlükle güçlendiği bir ilişki anlayışıdır. Belki de, aşkın gölgesinde kalmak yerine onunla yüzleşmeyi seçtiğimizde, daha olgun ve dengeli bağlar kurmamız mümkün olur.

Rojda Didem Özen Günaydın
Rojda Didem Özen Günaydın
Rojda Didem Özen Günaydın, stratejik yönetim, kurumsal yönetim ve organizasyonel gelişim alanlarında çok yönlü deneyime sahip bir yönetim kurulu üyesi ve yöneticidir. Lisans eğitimini İstanbul Bilgi Üniversitesi İngilizce İşletme programında tamamlamış; akademik altyapısını finans, satış, pazarlama, insan kaynakları ve operasyon yönetimi gibi farklı disiplinlerde edindiği saha tecrübesiyle güçlendirmiştir. Profesyonel kariyerine Özen Group bünyesinde finans alanında başlayan Günaydın, ilerleyen yıllarda satış, pazarlama, e-ticaret ve insan kaynakları departmanlarında aktif roller üstlenmiştir. Bu süreçte bütçeleme, finansal analiz, pazar araştırması, satış yönetimi ve süreç iyileştirme konularında uzmanlaşmış; verimlilik artırıcı ve maliyet düşürücü projelerde sorumluluk almıştır. Aynı zamanda kalite yönetimi ve iş geliştirme alanlarında yürüttüğü çalışmalarla müşteri odaklı ve sürdürülebilir büyümeyi destekleyen uygulamaların hayata geçirilmesine katkı sağlamıştır. 2016 yılından bu yana Filoport Car Rental Company’de Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapan Rojda Didem Özen Günaydın; stratejik planlama, kurumsal politika geliştirme, mevzuata uyum, kamuoyu ilişkileri ve paydaş yönetimi alanlarında şirketin karar alma süreçlerine katkı sunmaktadır. Yönetim kurulu düzeyinde edindiği bu deneyim, organizasyonel performansın izlenmesi, finansal tabloların değerlendirilmesi ve uzun vadeli büyüme stratejilerinin oluşturulması konularında güçlü bir yönetsel perspektif kazandırmıştır. Kurumsal kariyerinin yanı sıra sosyal sorumluluk ve gönüllülük çalışmalarına da önem veren Günaydın; İHH İnsani Yardım Vakfı, Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği ve çeşitli yardım kuruluşlarında gönüllü olarak görev almış, dezavantajlı bireylerin desteklenmesine yönelik projelerde aktif rol üstlenmiştir. Kadınların iş gücüne katılımını artırmayı hedefleyen platform ve projelerde yer alarak sosyal etki odaklı çalışmalara katkı sağlamıştır. Akademik ve mesleki gelişimini sürdürme vizyonu doğrultusunda, ikinci üniversite olarak hâlen Birleşik Krallık’ta Richmond College bünyesinde psikoloji lisans öğrencisi olarak eğitimine devam etmektedir. Bunun yanı sıra NLP Practitioner ve Yaşam Koçluğu, Transaksiyonel Analiz, EFT, bilinçaltı dil okuryazarlığı, farkındalık ve iletişim temelli çeşitli eğitim ve sertifika programlarını tamamlamıştır. Bu birikim, liderlik yaklaşımını insan odaklı, bütüncül ve iletişim gücü yüksek bir zemine taşımaktadır. Ayrıca, Rojda Didem Özen Günaydın iyi düzeyde İngilizce bilmektedir. Reformer, yüzme, bisiklet ve trekking gibi aktivitelerle aktif bir yaşam sürmekte; şiir yazımıyla sanatsal üretimini de desteklemektedir. Çok disiplinli bakış açısı, güçlü iletişim becerileri ve stratejik düşünme yetkinliğiyle hem iş dünyasında hem de sosyal alanda değer üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar