Pazar, Şubat 15, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Aşk Üçgeni Teorisi

Çoğu insanın hayatına en sihirli hâliyle dokunan, yoğunluğu ve değişkenliğiyle bilinen aşkın tanımını; insan davranışını ve ruhunu inceleyen, buna merak salmış birçok insan yapmaya çalıştı. Aşkın tanımını yapmanın bu kadar zor olması, hissedilen duygunun yoğunluğu ve akışkanlığından kaynaklanıyor. O kadar değişken ve farklı türlere girerek kendisini gösterebilen bir duygu ki aşk, bir duygudan daha fazlası aslında. Aşkı duyguları betimleme cümleleriyle anlatmaya çalıştıkça ona yaklaşamadığımızı hissediyoruz.

İnsan gibi anlaması oldukça güç bir canlıya ait, karmakarışık, değişen ve gelişen bir olgu olması özelliğiyle anlamlandırılmayı oldukça hak eden bir duygu. Adeta okyanusa dalan bir dalgıç gibi aşkın derinliklerine gireceğim bugün Psikolog Robert Sternberg’in tanımlamalarını kullanarak. Aşkın üç temel ve en az kendisi kadar karmaşık duygunun farklı kombinasyonlarıyla oluştuğunu ve bu kombinasyonların değişmesiyle sekiz farklı türe bölündüğünü Aşk Üçgeni Teorisi’nde anlatan Sternberg, bu yoğun hisleri ve deneyimlediğimiz farklı aşk biçimlerini anlamlandırmada önümüze ışık tutuyor.

Bu aşk türlerini tanımlamadan önce, onları oluşturan temel üç duyguyu tanımlamamız gerekiyor: yakınlık, tutku ve bağlılık.

Yakınlık

Yakınlık, iki kişinin sözlü ya da sözsüz iletişim kurarken birbirlerine karşı hiçbir yargılanma korkusu yaşamaması ve dolayısıyla hislerini ve düşüncelerini filtresizce dışavurabildiği duygu durumudur. Yakınlık ilerledikçe bağlılık getirmeye başlar.

İki insanın birbirinin yanında fiziksel ve zihinsel olarak rahat hissedebildiği durumlar yakınlığı güçlendirir. Karşı tarafın sizi her zaman anlamak için çaba harcayacağının bilincinde olduğunuz bu duygunun varlığını hissettirebilmesi için açık iletişim ve sadakat şarttır.

Sadakat, toplumda genelde düşünüldüğü gibi yalnızca tek eşli bir cinsellikten ibaret değildir. Buradaki sadakat kavramında, karşı tarafın size her daim açık olacağına ve size karşı pozitif duygularının istikrarlı olacağına inanmak vardır. Bu inanç, ilişkilerin güçlü olmasını sağlayan kritik bir temeldir.

Tutku

Tutku, toplumumuzda tabu olan ve açıkça konuşamadığımız bir duygu durumu olmasına rağmen, varlığının gücü ve manyetikliği sebebiyle hayatlarımızda büyük yer kaplamaktadır. Vücudumuzda elektriklenme gibi hissettiğimiz, kaynağını bilinçaltımızdan alan otomatik arzular tutkudan gelmektedir.

Yakınlıktan çok daha farklı ve anlaşılması güç olabilir. Kimi zaman bir insana karşı hissettiğimiz tutkuyu bilincimiz otomatik olarak bastırır ve gerekli koşullar olmadığı sürece saklar. Ancak tutku; ten uyumu, cinsellik, fiziksel beğenme ve adeta vücudumuzu elektrik şoku almış gibi titreten olguları bünyesinde barındırır.

Ufacık bir kıvılcımlanma patlayan bir volkan gibi bütün bu olguların bilinç yüzüne çıkmasını sağlar. Bu patlama bizi canlı hissettirir, heyecanlandırır ve adım atmaya iter. Freud’un da zamanında dediği gibi, cinsellik aşkın en yalın hâlinde dışavurumudur. Bedenlerin birleşmesinin ruhani ve manevi bir yanı vardır. Bu sebeple aşkın çok büyük bir parçası tutkudur. Onu bu kadar güzel yapan da bize kattığı risk alma cesaretidir.

Bağlılık

Bağlılık, gelişmesi zamana ve başka dışsal koşullara bağlı bir olgudur. İki kişi arasındaki ilişkideki süreç bu olgunun doğuşunu ve güçlenişini büyük ölçüde etkiler. Diğer iki duyguya göre çok daha komplekstir; aynı zamanda daha uzun süreli ve kalıcıdır.

Doğru kişi, doğru zaman koşulunun en fazla önem kazandığı duygu budur. Çünkü sorumluluk, istikrar, kendini adama, fedakârlık ve yüksek duygusal kapasite gerektirir. Bağlılık, bir ilişkiye fiziksel ve zihinsel anlamda kendimizi adamayı, çaba harcamayı, aktif olmayı ve gelecek planları yapmayı getiren güçlü ve karmaşık bir olgudur.

Kendi kendine ortaya çıkan bir duygu değildir; yüksek irade ister. Ancak hissettirdiği güven, huzur ve birlikte büyümenin getirdiği heyecan düşünüldüğünde, harcanan çabayı sonuna dek hak eden bir histir.

Aşkın Sekiz Türü

Sternberg’e göre aşkın sekiz farklı türü vardır ve bu deneyimler ilişki özelinde herkeste farklılık gösterir. Bu farklılıkların önemli sebeplerinden biri de bu üç duygunun farklı yoğunluklarda ve kombinasyonlarda yaşanmasıdır.

1) Aşık Olmama Durumu

Aşkı oluşturan üç duygunun da hâkim olmadığı günlük ilişkilerdir. Belki de bizim için en basit ilişki şeklidir.

2) Beğenme / Hoşlanma

Sadece yakınlık duygusunun hissedildiği bu durumda kişi karşı tarafla sohbet etmekten, deneyimlerini paylaşmaktan keyif alır. Duygusal yakınlık vardır ancak tutku ve bağlılık henüz gelişmemiştir.

3) Delicesine Aşk

Tutkunun oldukça yoğun yaşandığı bu deneyimde mantık geri plandadır. Hormonal etkilerin yoğun olduğu, cinsellik arzusunun ön planda bulunduğu bir aşk türüdür. Ancak bağlılık ve yakınlıkla desteklenmediğinde kalıcı değildir.

4) Boş Aşk

Yakınlık ve tutkunun olmadığı, yalnızca bağlılığın bulunduğu aşk türüdür. Genellikle “mantık evliliği” olarak adlandırılan ilişkiler bu kategoriye girer. Güvenli bir liman olabilir; ancak heyecan ve canlılık eksiktir.

5) Romantik Aşk

Yakınlık ve tutkunun bir arada olduğu bu aşk türünde haz yüksektir. Ancak bağlılık henüz gelişmemiştir. Güçlü çekim ve yoğun duygular vardır fakat kalıcılık garanti değildir.

6) Dostça Aşk

Yakınlık ve bağlılık vardır; ancak tutku eksiktir. İki iyi dost gibi süren, huzurlu ama heyecanın az olduğu ilişkileri ifade eder.

7) Aptalca Aşk

Tutku ve bağlılığın yoğun olduğu ancak yakınlığın zayıf kaldığı aşk türüdür. Güçlü arzu vardır fakat dostça bir bağ gelişmediği için ilişki kırılgandır.

8) Mükemmel Aşk

Yakınlık, tutku ve bağlılığın dengeli biçimde bir arada bulunduğu aşk türüdür. En sağlıklı, kaliteli ve huzurlu ilişkiler bu kategoriye girer. Ancak bu dengeyi sürdürebilmek en büyük zorluktur.

Sonuç

Aşk, kişiye özeldir çünkü dünyayı nasıl algıladığımıza göre şekillenir. Geçmişimiz ve bugün yaşadıklarımız, gelecekte yaşayacağımız aşk türünü de sürekli etkiler.

Bir kişiyle ilişkiye başlamak, o insanın yanında getirdiği bütün yükleri, düşünceleri, tabuları ve eşsiz yanları tanımayı gerektirir. Her ilişki kendi içinde bir örüntü oluşturur ve bu örüntü her insan gibi eşsizdir.

Biz aşk türlerinin tanımını yapmaya çalışsak da, her aşk o kadar özel ve biriciktir ki her zaman gözden kaçıracağımız noktalar olacaktır. Ve iki insan arasında yaşanan aşkı o iki insandan daha iyi kimse bilemez.

Nasıl olursa olsun, aşkın her deneyimi hayata aittir ve hayat gibi inişli çıkışlıdır. Her şeye rağmen bizi canlı hissettiren bu duygular, iyi ki vardır.

Kaynakça:

https://videmusdergi.com/2021/02/14/sternbergin-ask-ucgeni/

Pelin Özbilgin
Pelin Özbilgin
Ben Psikolog Pelin Özbilgin. 24 yaşındayım. Bilkent Üniversitesi Psikoloji bölümünü bitirdim. Küçük yaşlardan itibaren psikoloji ve edebiyata olan tutkum sebebiyle yazarlık kariyerimi bunun üzerine yoğunlaştırdım. Bitirme tezimi kaçırma anksiyetesi ve öğrencilerin akademik başarısı üzerine yazdım. 5 senedir Wannart’ta yazılarımı yayımladığım ve ilk defa birçok okuyucuya ulaşmamı sağlayan bir blogum var. Yazı konularım arasında psikoloji, filmler, mitoloji, romanlar, romantik ilişkiler ve toplumsal olaylar yer almakta. Farklı gönüllülük projeleri kapsamında dergilerde ve sosyal medya platformlarında yazılarımı yayımlamaya ve olabildiğince fazla insana sesimi duyurmaya devam ediyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar