Aşk bütün toplumlarda ve her kültürde her zamanda var olmuş, neredeyse her insanın hayatının bir döneminde yaşadığı duygusal bir durumdur. Aşk psikolojide tek bir kuram ya da modelle açıklanamayacak kadar karmaşık bir duygudur ve çoğu zaman bize kendiliğinden gelir, kontrol edilemez. Ama aşkı sadece hissedilen bir duygu olarak tanımlayamayız, aşk aynı zamanda öğrenilebilen ve geliştirilebilen bir beceridir.
Birine âşık olduğumuzda kalbimiz hızlanır, heyecanlanırız ve ona karşı konulamaz bir çekim hissederiz. Bunlar aşkın bedenimizde yarattığı biyolojik tepkilerdir. Dopamin ve norepinefrin devreye girer ve beden uyarılır. Bu nörokimyasal süreç, beynin ödül ve motivasyon sistemlerini aktive ederek kişiye yoğun bir haz, odaklanma ve karşı tarafa yönelme hissi yaşatır. Fakat kendiliğinden gelen bu yoğun duygu başlangıcı, verilen biyolojik tepkiler tek başına aşkı sürdürmeye ve uzun sağlıklı bir ilişki kurmaya yetmez. Araştırmalar gösteriyor ki, bir ilişkinin devamlılığını ve duygusal doyumu belirleyen en önemli faktörler; duygusal farkındalık, duygu düzenleme kapasitesi ve iletişim becerileridir.
Duygusal Zekâ ve İlişki Kalitesi
Bu beceriler psikolojide duygusal zekâ olarak adlandırılır ve kişinin duygularını tanıyabilmesini, yönetebilmesini, geliştirebilmesini ve aynı şekilde karşısındakinin duygularını anlayabilmesini ve önem gösterebilmesini kapsar. Bu alanda yapılan birçok çalışma, duygusal zekâsı yüksek olan bireylerin romantik ilişkide kalma becerisinin daha güçlü olduğunu, yaşadıkları ilişkiden daha fazla tatmin olduğunu ve tartışmalara daha yapıcı yaklaşabildiğini vurguluyor. Bu yüzden sağlıklı, mutlu ilişkiler kusursuz bireylerin hiç tartışmadığı, çatışmadığı ilişkiler değil duygusal becerileri gelişmiş bireylerin yapıcı yaklaşabildiği, birbirini anlamaya açık olduğu ilişkiler oluyor.
Sorumluluk Olarak Sevgi
Aşkın beceri gerektiriyor oluşu onun romantizmini azaltmaz, aksine daha sağlıklı yaşanmasını, gerçek ve sürdürülebilir olmasını sağlar. Çünkü beceriler geliştirebilir ve birini gerçekten sevmek vazgeçmeyi, kaçmayı değil birlikte gelişmeyi, öğrenmeyi ve duyguları anlamayı gerektirir. Empati yapabilmek, ihtiyaçları dile getirmek, sağlıklı sınırlar koyabilmek, zor duygularla temas edebilmek, çatışmalarda ilişkiden kaçmak yerine sorunlara çözüm üretmek ilişki için alınması gereken sorumluluklardır ve zamanla öğrenilebilir. Güçlü ilişki, hiç tartışılmayan değil, zorlanıldığında vazgeçilmeyen ilişkidir. Mesele sadece birini sevmek değildir, sevgiyi nasıl taşıyacağını da bilmek gerekir.
Zor Zamanlarda Aşkın Dönüşümü
Aşkın beceri gerektiren tarafı, özellikle zor zamanlarda ortaya çıkar. Her ilişki içinde hayal kırıklıkları, farklılıklar, tartışmalar ya da yanlış anlaşılmalar barındırır. Bu zamanlarda belirleyici olan nasıl hissettiğimiz değil, ne yaptığımızdır. Savunmaya geçmeden önce dinleyebilmek, duyguları düzenlemek, anlayışla yaklaşabilmek ve hem kendinin hem karşındakinin duygularını göz ardı etmeden ilişkiyi korumaya çabalamak, aşkı bir anda kaybolabilecek bir his olmaktan çıkartıp gerçek bir bağa dönüştürür.
Bağlanma Kuramı ve Öğrenilebilir Süreçler
Psikoloji literatüründeki bağlanma kuramı da aşkın bu öğrenilebilir yönünü destekler. Erken dönem ilişkilerde gelişen bağlanma örüntülerimiz, yetişkin romantik ilişkilerde yakınlığa nasıl yaklaştığımızı, çatışma anlarında nasıl davrandığımızı ve duygusal ihtiyaçlarımızı nasıl ifade ettiğimizi etkiler. Ancak bu örüntüler değişmez değildir. Güvenli bağlanma; farkındalık, deneyim ve ilişki içinde kurulan sağlıklı etkileşimlerle zamanla geliştirilebilir. Araştırmalar, bireylerin bağlanma stillerini tanıdıkça ilişkilerinde daha bilinçli seçimler yaptığını ve tekrarlayan ilişki döngülerini kırabildiğini göstermektedir.
Tutkudan Bağlılığa Geçiş
Aynı şekilde, uzun süreli ilişkilerde tutkunun biçim değiştirmesi de doğaldır. İlk dönemde baskın olan yoğun biyolojik uyarım yerini zamanla güven, yakınlık ve bağlılığa bırakır. Bu değişim çoğu zaman “aşkın bitmesi” olarak yorumlansa da, aslında ilişkinin başka bir evreye geçişini ifade eder. Bu evrede önemli olan, duygusal bağın nasıl beslendiği ve çiftlerin birbirine nasıl alan tanıdığıdır. Ortak alanlar yaratabilmek, birlikte hedefler koyabilmek ve bireyselliği koruyarak yakınlık kurabilmek, ilişkinin derinleşmesini sağlar. Bu açıdan bakıldığında ilişkiyi sürdüren şey, duyguların hiç değişmemesi değil; değişen duygularla ne yapılacağını bilmektir.
Sonuç Olarak Aşk Bir Yolculuktur
Aşk sadece romantik jestlerin, heyecanın ve tutkunun olduğu bir duygu değildir. Aşk doğru ilişkiyi birlikte kurabilmektir; emek vermektir, dinlemektir, temas kurabilmektir. Ve belki de aşkı kutlamanın en güzel yolu, onun mucizevi bir duygu olmasını beklemeyi bırakıp, geliştirilebilir bir beceri olduğunu kabul etmektir. Hisler gelip geçebilir. Duygular bir gün çok coşkulu hissedilirken, bir gün çok sıradan gelebilir. Ama biriyle birlikte olmayı seçtiğin için öğrendiğin beceriler, ilişkilerde kalıcı bir zemin oluşturur. Çünkü aşk sadece bir an değildir; insanı dönüştüren, öğreten, zamanla olgunlaşan, her temasta insanı hem kendisine hem karşısındakine yaklaştıran bir yolculuktur.
KAYNAKÇA
Atak, H., & Taştan, N. (2012). Romantik İlişkiler Ve Aşk. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 4(4), 520–546. https://doi.org/10.5455/cap.20120431
Brackett, M. A., Warner, R. M., & Bosco, J. S. (2005). Emotional Intelligence And Relationship Quality Among Couples. Personal Relationships, 12(2), 197–212. https://doi.org/10.1111/j.1350-4126.2005.00111.x
Gross, J. J. (1998). The Emerging Field Of Emotion Regulation: An Integrative Review. Review Of General Psychology, 2(3), 271–299. https://doi.org/10.1037/1089-2680.2.3.271
Hazan, C., & Shaver, P. R. (1987). Romantic Love Conceptualized As An Attachment Process. Journal Of Personality And Social Psychology, 52(3), 511–524. https://doi.org/10.1037/0022-3514.52.3.511
Malouff, J. M., Schutte, N. S., & Thorsteinsson, E. B. (2014). Trait Emotional Intelligence And Romantic Relationship Satisfaction: A Meta-Analysis. The American Journal Of Family Therapy, 42(1), 53–66. https://doi.org/10.1080/01926187.2012.748549


