Kaçmak mı, Sevmek mi?
İnsan yaşamı, kontrol edilebilen seçimlerle kontrol edilemeyen rastlantıların kesişimi üzerinde şekillenir. Yaşanan kayıplar, acılar ve beklenmedik olaylar insanın yaşamını saran, çoğu zaman direnç veya kaçınma tepkilerine yol açan yaşantılardır. Günümüzde tüm bu yaşantılarla olan mücadele, bireyin iç dünyasında kaçınılmaz izler bırakır. Yaşamı boyunca mücadelesini kaçınma veya bastırma çerçevesinde sürdüren kişi, tüm bu olanları kabullenmeye ve kaçınılmaz olanla bağ kurmaya başladığında, asıl yükün yaşananlarda değil, onlarla kurduğu ilişkide saklı olduğunu fark eder. Bu yaklaşım, “neden başıma geldi?” sorusunu askıya alarak, “bu yaşantıyla nasıl bir ilişki kuruyorum?” sorusunu merkeze taşır.
Tam da bu noktada, Latince bir ifade olan Amor Fati (Yazgını Sev) psikolojik açıdan çarpıcı bir duruş sunar. Bu kavram, özellikle Stoacı felsefe ile Friedrich Nietzsche’nin düşüncelerinde önemli bir yer tutar. Temelde, yaşanan olayları sadece kabullenmeyi değil, bireyin yaşamında değiştirici ve dönüştürücü biçimde içselleştirmeyi ifade eder. Aynı zamanda psikolojik dayanıklığa da zemin oluşturur. Bireyin yaşadığı acıdan çok acıya gösterdiği dirençten etkilenmesi ve tükenmeye başlaması, psikolojik yükün çoğu zaman olayın kendisinden değil, onu değiştirme ya da yok sayma çabasından ortaya çıktığını düşündürür. Amor Fati, tam da bu noktada bu direnci yumuşatmaya ve bireyin içsel sürecine odaklanmayı gerektirir. Yaşamın kontrol edilemeyen yönleriyle mücadele ederek ruhu tüketmek yerine, bu ilişkiyi kabullenici ama aynı zamanda dönüştürücü biçimde ele almak bu kavramın psikolojik açıdan olumlu bir sonucudur.
Kaçınılmaz Olanla Bağ
Acı ve tehdit karşısında kaçınma tepkisi vermek, insan zihninin doğal tepkilerinden biridir. Kişi bu anlarda bastırma ya da inkâr mekanizmalarını kullanarak yaşananlarla mücadele etmeye çalışabilir. Özellikle travma ve yas sonucunda yaşanılan acıdan ve olumsuzluklardan kaçınma, çok sık görülebilir. Fakat bu tepkiler, çoğu zaman acının ve kaybın yükünü daha da arttırabilir. Olumsuzlukları geri plana attığını düşünen bireyin, aslında duygusal yükü daha da artabilir. Çünkü bastırılan duygu ortadan kaybolmaz; daha karmaşık ve zorlayıcı bir biçimde ortaya çıkar.
Amor Fati, tam bu noktada alışılmış olan mücadele biçiminin yerini alarak, var olanı bastırmak yerine bağ kurarak bir deneyim haline getirir. Yaşanan acı geçmesi gereken bir olumsuzluk değil, yaşamda var olan bir deneyim haline gelir. Bu bakış açısı, bireyin acıyla temas etmesini mümkün kılar. Psikolojik olarak bu temas, bireyin benliğinde olumlu bir etki sağlayarak duyguların düzenlenmesini de mümkün kılar. Özellikle yas sürecinde bireyin kaybın geri dönülmezliği noktasında yaşadığı acı, bireyi derinden sarsar. Acıyla kurulan bu temas, bu yüzleşme sürecinden kaçmak yerine kabullenebilmeyi ve bunun bireyin bir parçası haline gelebilmesini sağlar. Birey bu sayede, kaybın yok olmak değil, kendine ait bir yaşam parçası haline geldiğini kabullenir.
Yazgıyı Sevmek
Yazgıyı sevmek, güçlü olma zorunluluğunu bir kenara bırakmakla başlar. Çünkü kişiyi tüketen var olanlar değil, yaşananların hiç olmaması gerektiğine dair ısrarıdır. Amor Fati, bu ısrarı farklı bir bakış açısıyla daha içsel süreçler odaklı ve kabullenici bir tutumla sunar. Bu kabullenici tutum, boyun eğmek değil; olumlu bir bağ kurmaktır. Bu noktada bireye psikolojik esneklik sağlar. Kişinin yükü hafifler ve yaşamındaki olaylara yer açar. Sonuç olarak Amor Fati, bir teslimiyet biçimi değil; yaşamla kurulan bilinçli bir ilişkidir.


