Yol Üstü Durakları
Her gün okula, işe, dershaneye ya da bir sınava yetişmeye çalışırken yolunun üzerinde pek çok durak görürsün. Bazen çocuğunu annenin evine bırakırken, bazen bir yere yetişmek için acele ederken geçip gidersin o durakların önünden. Kiminde insanlar bekler, kiminde otobüsler durur, kiminde ise kimsenin olmadığını görürsün.
Peki, hiç düşündün mü? Hayatın da tıpkı böyle yol üstü duraklarıyla doludur. Üstelik sen fark etmesen bile…
Bebekken çevreni tanımaya çalışırsın. Sesleri ayırt etmeyi, insanlara güvenmeyi, anne babana bağlanmayı öğrenirsin. Sonra yürümeye, koşmaya, kendini ifade etmeye başlarsın. Her yeni beceri, yolculuğunda geçtiğin bir durak gibidir.
Okul çağına geldiğinde hayatına yeni insanlar girer. Arkadaşlıkların ne demek olduğunu, paylaşmayı, bazen anlaşılmayı bazen de anlaşılmamayı öğrenirsin. Sorumlulukların artar, yeni şeyler keşfedersin. Bir süre sonra başka bir okulun, başka bir çevrenin, bambaşka beklentilerin içinde bulursun kendini.
Derken ilk hoşlanmalar, ilk ilişkiler, ilk ayrılıklar ve hayata karşı duyduğun ilk kırgınlıklar gelir. Büyüdükçe yalnızca yaşın değil, karşılaştığın durumların da çeşitliliği artar. Yeni başlangıçlar, beklenmedik başarısızlıklar, değişen hayaller ve daha önce hiç karşılaşmadığın olasılıklar yaşamına dahil olur.
Bazen de hayatın getirdiği, hazırlıklı olmadığın duraklarda bulursun kendini. Sevdiğin birini kaybedersin. Çok istediğin bir işe giremezsin. Geleceğini birlikte kurmayı düşündüğün biriyle yolların ayrılır. Yıllarca emek verdiğin bir şey istediğin gibi sonuçlanmaz. Bazen de önünde hangi yöne gideceğini bilemediğin kadar belirsiz bir yol uzanır.
Üstelik aynı yaşta olan insanların bile telaşları birbirinden farklıdır. Biri bir hayalini gerçekleştirmek için uğraşırken diğeri kaybettiği bir şeyi kabullenmeye çalışır. Bir başkası yeniden başlamanın cesaretini ararken bir diğeri yalnızca biraz dinlenmeye ihtiyaç duyar. Çünkü herkesin hikâyesi, karşılaştığı zorluklar ve bunlarla baş etme biçimi kendine özgüdür.
İşte tam da bu duraklarda insan, anlaşıldığını hissetmek ister. Birinin onu gerçekten dinlemesini, yaşadıklarını küçümsemeden anlamaya çalışmasını bekler. Yolunun bir an önce düzlüğe çıkmasını, kaybettiklerini geri kazanmayı, belirsizliklerin sona ermesini ister. Bazen bir mucizeye, bazen bir çözüm önerisine, bazen de yalnızca yanında kalacak birine ihtiyaç duyar.
Peki, bütün bunlar yaşadığımız duraklardaki sancıları ortadan kaldırabilir mi?
Belki bazılarını hafifletebilir, bazılarını anlamlandırmamıza yardımcı olabilir. Ancak hayatın her güçlüğü hemen çözülebilecek bir problem değildir. Bazı kayıpları kabullenmek, bazı hayal kırıklıklarını geride bırakmak ve bazı sorularla bir süre yaşamayı öğrenmek gerekir. Her zaman hemen ilerleyemeyebiliriz. Bazen ne hissettiğimizi anlamak bile başlı başına bir süreçtir.
Şimdi bir anlığına hayatını bir oyun gibi düşün. Her bölümünde farklı bir seviyenin, her seviyesinde ise öğrenmen gereken yeni şeylerin olduğunu hayal et. Bazı bölümleri kolaylıkla geçerken bazılarında defalarca denemen gerekebilir. Bazen tam başardığını düşündüğün anda yeniden başlaman, bazen de daha önce öğrendiğin bir şeyi farklı bir biçimde deneyimlemen gerekebilir.
Elbette hayat yalnızca derslerden, sınavlardan ya da her yaşadığımız olayın bize bir şey öğretmesinden ibaret değildir. Bazı şeyler canımızı yakar, bazıları bizi değiştirir, bazılarıysa uzun süre anlam veremediğimiz şekilde içimizde kalır. Her acının mutlaka güzel bir nedeni olduğunu düşünmek ya da yaşadığımız her kayıptan bir anlam çıkarmak zorunda değiliz.
Fakat zamanla, bazı duraklara geldiğimizde kendimiz hakkında daha önce bilmediğimiz şeyleri keşfedebiliriz. Neye ihtiyaç duyduğumuzu, hangi sınırları korumamız gerektiğini, neleri artık istemediğimizi ya da yeniden neye umut bağlayabileceğimizi fark edebiliriz. Bazen yaşadıklarımızı anlamlandırmak, bazen de onları anlamlandırmaya henüz hazır olmadığımızı kabul etmek yolculuğumuzun bir parçasıdır.
Bu yol üstü duraklarında bazen ilerlemeye devam edersin. Bazen bir sonraki durağa varmaktan korkarsın. Bazen de önünden geçen otobüslere rağmen olduğun yerde beklemeyi seçersin. Çünkü gitmek için henüz hazır olmayabilirsin ya da biraz daha kalmaya ihtiyacın vardır.
Unutma, her durakta aynı süre boyunca beklemek zorunda değilsin. Başkalarının senden önce ilerlemesi, senin geride kaldığın anlamına gelmez. Bir başkasının kolaylıkla geçtiği bir yol, senin için daha fazla çaba gerektirebilir. Bu da senin yolculuğunu daha az değerli yapmaz.
Hayatta olduğumuz sürece acı da mutluluk da yolumuza çıkmaya devam eder. Her zaman ikisi arasında kusursuz bir denge kuramayabiliriz. Bazen bir duygu diğerinden daha ağır basar, bazen de uzun zamandır beklediğimiz bir ferahlık hissederiz. Önemli olan, kendimizden her zaman iyi olmamızı beklemek yerine, bulunduğumuz durağın bizden ne istediğini anlamaya çalışmaktır.
Çünkü senin hikâyen sana özgüdür. Hangi yollardan geçeceğin, hangi duraklarda dinleneceğin, hangilerinden ayrılmaya hazır olacağın ve bazı deneyimlere ne zaman yeniden bakabileceğin bu hikâyenin parçalarıdır.
Yolunun nerede biteceğini bilemezsin. Fakat yolculuğun boyunca kendini yeniden tanıyabilir, değişebilir, dinlenebilir ve gerektiğinde başka bir yöne ilerleyebilirsin.
Çünkü yol senin, yolculuk senin. Ve unutma, hayat devam ettiği sürece yol üstü durakların da devam edecek.
Bazen ilerlemek, bazen beklemek, bazen de yeniden başlamak…
Hepsi bu yolculuğun içinde.

