Bir çocuğa bakarken çoğumuz fark etmişizdir: onların akıllarına öylesine fikirler gelir ki, yetişkinlerin hayal bile edemeyeceği şeyleri düşünebilirler. En basit bir objeyi bile en olmadık biçimlerde kullanabilir, öngörülemeyen bağlantılar kurabilirler. Popüler psikoloji ve bu kültüre hakim ebeveynlerin çoğu buna sıkça vurgu yapar; çocuklar bizden daha yaratıcıdır, derler. Peki gerçekten durum böyle mi, yoksa bu yalnızca testlerin ve ölçüm yöntemlerinin bir yanılsaması mı?
Çocukların Yaratıcılığını Ölçmeye Yönelik Eski Çalışmalar: Divergent Thinking Deneyleri
Iraksak Düşünme testleri, çocukların yaratıcı potansiyelini ölçmek için klasik araçlardır; en bilinenleri Torrance Testleri ve Alternatif Kullanımlar Görevidir. Bu testler, fikir sayısı ve çeşitliliği üzerinden puan verir, ancak alakasız veya mantıksız fikirleri bile yaratıcı olarak yorumlayabilir. Örneğin bir çocuk tuğlayı sadece blok yapmak yerine, “telefon tutucu” veya “şapka” olarak önerebilir; fikir mantıksız veya işlevsiz olsa bile testte puan kazanır. Çocuklar düşük inhibisyon ve filtreleme nedeniyle testte çok sayıda fikir üretebilir; ancak bu, gerçek yaratıcı kaliteyi yansıtmaz (Kim, 2006; Plucker et al., 2006; Fusi et al., 2020). Çocuklar, henüz gelişmekte olan prefrontal korteksleri nedeniyle akıl yürütme ve yaratıcı değerlendirme açısından olgun değildir; bu da onların testlerde doğal olarak daha alakasız veya uç fikirler üretmelerine yol açabilir. Dolayısıyla, “çocuklar yetişkinlerden daha yaratıcıdır” iddiası, hem testlerin sınırlılıkları hem de çocukların beyin gelişimi göz önünde bulundurulduğunda sorgulanabilir.
Yaş Arttıkça Yaratıcılık Azalır mı?
Yaş ilerledikçe tecrübelerin artması, sosyalleşme, öğrenim hayatı, toplumun yazılı ve yazısız kuralları yaratıcılığı sanılanın aksine olumlu ya da olumsuz olarak etkilemektedir. Gelişim alanlarında olduğu gibi yaratıcılık açısından da sağlam temellerin atılması veya atılmaması nedeniyle okul öncesi gelişim dönemi oldukça etkilidir. Hayatın ilk yıllarında kazanılan temel bilgi ve becerilerin kalıcı etkileri olduğu bir gerçektir. Ancak konuyla ilgili yapılan birçok araştırma yaş ile yaratıcılık arasında anlamlı bir ilişkinin olduğunu kesin kanıtlar nitelikte sonuç elde etmemiştir.
Güncel araştırmalar, yaşla birlikte yaratıcılığın sabit bir çizgide düşmediğini, aksine dalgalandığını öne sürüyor. Bunun temel nedenleri bilişsel gelişim, beyin olgunlaşması, sosyal beklentiler ve çevresel koşulların dinamik etkileşimidir. Sadece tek bir faktöre indirgenemez. Genç yaşlarda beynin yüksek bilişsel esnekliği ve toplumsal kalıplara henüz girmemiş olması, radikal ve kuralsız fikirlerin (Kavramsal Yaratıcılık) zirve yapmasını sağlar. Yaş ilerledikçe ise bu “fışkırma” hali yerini, yıllar içinde biriken derin tecrübenin harmanlandığı, daha stratejik ve rafine bir ustalık dönemine (deneysel yaratıcılık) bırakır. Yani gençlikte cesaret ve hız, ileri yaşlarda ise bilgelik ve sentez yaratıcılığı tetikler. Yaratıclık düz bir eğriden ziyade çok boyutlu bir yapıya sahiptir.
Yaratıcılık Efsanesi: Okullar Gerçekten Birer Deha Katili mi?
Meşhur “Ataş Deneyi” (Land & Jarman) NASA için geliştirilen bir yaratıcılık testinde, 5 yaşındaki çocukların %98’i “yaratıcı deha” seviyesinde çıkarken; aynı çocukların 15 yaşına geldiklerinde bu oranı %12’ye, yetişkinlikte ise %2’ye düştüğü görülmüştür. Bu düşüşün en büyük sorumlusu olarak okul hayatındaki kalıplaşmış öğrenme modelleri gösteriliyor. Bu testlere ve deneylere dayanarak popüler bilimin iddia ve klişelerinden biri olan “okullardaki eğitim yaratıcılığı öldürüyor” yanılgısı ortaya çıkmıştır. Buradaki en büyük yanılgı insanların eğitimle birlikte yaratıclık düzeylerinin düşeceğine ilişkin olan inançlardır. Fakat sanılanın aksine eğitim yaratıclığı öldürmez, “yanlış eğitim sistemleri” yaratıcılığı öldürür. Popüler inanışın aksine, eğitim yaratıcılığın düşmanı değil, en büyük müttefikidir. Land’in testindeki 5 yaşındaki çocukların yüksek puan alması, ‘saf deha’dan ziyade, bir kısıtın yokluğudur. Ancak gerçek yaratıcılık kısıtlar içinde çözüm bulmaktır. Eğitim sistemi bireye fizik, mantık ve etik gibi sınırları öğretirken aslında ona yaratıcılığını üzerinde yükseltebileceği bir iskele kurar. Bilgi birikimi (eğitim) olmadan yapılan yaratıcılık, hedefsiz bir patlamadan ibarettir.


