Her insan için onu büyüten ailesi çok önemlidir. Ancak bazı hatalı ebeveyn tutumları, bireylerin gelecekteki ilişkilerini etkilemektedir. Öyle ki, gelecekte kendi kurduğu ailesi öncelikli olması gerekirken, bu bireyler hâlâ ebeveynlerinden onay bekleyebilir ya da ebeveynleri sorun çıkarmasın diye onları alttan alabilirler. Hatta toplumda sıkça konuşulan ve genelde “sevilmeyen” kaynanalar, maalesef bu bireylerin anneleridir. Herkesin bir yerinden yaralı olduğu bu konuda tek bir faktör değil, birden fazla etken olabilir: Oedipus Kompleksi, annenin çocuğa yaptığı narsistik yatırım ve Madonna-fahişe kompleksi. Oedipus ve Madonna-fahişe sendromu, Freud’un öne sürdüğü; belki de en çok eleştirilen ve hakkında en çok olumsuz yorum yapılan iki komplekstir.
Oedipus Kompleksi, Madonna-Fahişe Sendromu ve Narsistik Yatırım Nedir?
Oedipus kompleksi, Freud’un psikanalitik kuramında olduğu kadar kişilik gelişiminde de kritik bir yer tutar. Bu karmaşa, psikoseksüel gelişim evrelerinden biri olan “fallik evrenin” sağlıklı tamamlanamaması durumunda ortaya çıkabilir. Söz konusu evre genellikle 3-6 yaş dönemini kapsar ve bu süreçte çocuk, kendi cinsel kimliğini keşfetmeye başlar. Haz merkezinin farkına varan çocuk, bu yaşam enerjisini (libido) kendine en yakın figüre yönlendirir.
Oedipus kompleksi, temelde oğlan çocuklarının annelerine karşı bilinçdışı bir sevgi, babalarına karşı ise kıskançlık ve rekabet hissetmesiyle şekillenir. Freud’un öne sürdüğü bu evre, babayla sağlıklı bir özdeşim kurularak atlatılabilir. Öte yandan, yine ilk kez Freud tarafından ortaya atılan “Madonna-Fahişe kompleksi” ise erkeklerin kadınları iki uç kategoriye ayırması durumudur: Kutsal/temiz kadın (anne figürüyle özdeşleştirilen) ve “kirli” kadın. Bu durumda birey, sevdiği ve değer verdiği kadınla sorunlu bir cinsel yaşam sürerken, duygusal bağ kurmadığı biriyle çok daha kolay cinsel birliktelik yaşayabilir. Freud bu paradoksu, “Bu tür erkeklerin sevdiği yerde arzuları yoktur; arzu ettikleri yerde ise sevemezler,” diyerek özetlemiştir.
Tüm bunlara ek olarak “Narsistik yatırım” kavramı, genellikle annenin çocuğunu bağımsız bir birey olarak değil de kendi eksikliklerini kapatan bir “uzantısı” gibi görmesini ifade eder. Bu durum, ebeveynin yetişkin hale gelmiş çocuğuna karşı bile ciddi sınır ihlalleri yapmasına ve onun bireyleşmesini engellemesine neden olabilir.
Sağlıklı Geçirmek için Neler Yapılmalıdır?
Bu durumların yaşanmaması ve çocukluk krizlerini sağlıklı bir şekilde atlatabilmek için ebeveynlerin sert ve baskıcı bir tutumdan kaçınması gerekir. Çocuğun anneye bağımlı kalmaması adına ona mutlaka alan açılmalı ve kendi ihtiyaçlarını güvenle gidermesine yardımcı olunmalıdır. En kritik noktalardan biri de; annelerin eşlerinden göremedikleri duygusal desteği çocuklarından almaya çalışmamalarıdır. Çocuğu sadece bir ‘çocuk’ olarak görmek burada elzemdir. Ona babasını kötülememek ve eşler arasındaki özel hayatta yaşanan olumsuzlukları çocuğa yansıtmamaya özen gösterilmelidir.
Tabii bu noktada babanın rolü de hayati önem taşır. Baba, çocukla anne arasındaki o yoğun bağı esneten, çocuğu dış dünyaya ve sosyalliğe davet eden figürdür. Babanın çocukla kaliteli ve birebir vakit geçirmesi, anneyi “tek bakım veren” ve “tek duygusal kaynak” konumundan çıkararak çocuğun bireyleşmesini destekler.
Ayrıca, sağlıklı sınırların inşası için çocukla beraber uyumamak en temel kurallardan biridir. Çocuk bu duruma alıştırılmamalı; eğer böyle bir alışkanlık oluşmuşsa da daha sağlıklı sınırlar koyarak çocuk kendi odasına geçmeye teşvik edilmelidir. Bu süreci kolaylaştırmak için odasını onun sevdiği oyun karakterleri veya oyuncaklarla dekore ederek, orayı kendisi için güvenli ve keyifli bir alan olarak algılamasını sağlayabilirsiniz.
Sağlıklı Bir Gelişim Yaşanmadığı Takdirde Gelecekte Erkek Çocuğu Nasıl Görünür?
Sağlıklı bir ruhsal gelişim her açıdan kritik bir öneme sahip. Ebeveynler bazı noktalarda zorlanabiliyor olsa da, aslında çocuklarının yetişkinlikteki hayatlarına dokunduklarını unutmamalılar. Mesela Oedipal evreyi sağlıklı tamamlayamamış bir birey, çoğunlukla sağlıklı ikili ilişkiler kurmakta zorlanır; partnerini sürekli bakım veren figürlerle kıyaslar veya o figürleri partnerinden daha öncelikli bir yere koyar.
Tabii burada ebeveyn tutumu da belirleyicidir; ebeveyn çocuğuna o kadar narsissistik bir yatırım yapar ki, yanına kimseyi yakıştırmaz ve bireyleşmesine izin vermez. Meşhur gelin-kaynana çatışmalarının temelinde de bu sağlıksız bağlanma modelleri yatar biraz. Sınır ihlallerinin yaşandığı aile yapılarında, çocuk yetişkin bir birey olduğunda bile ebeveynler onun özel hayatını kabullenmek istemez. Hatta bu durum o kadar ileri boyutlara varabilir ki, yetişkin bir erkek olmasına rağmen çocuğuyla uyumak ya da ona müdahale etmek isteyen ebeveyn figürleri görülebilir.
Tüm bu durumlar neticesinde, ebeveynlerin daha dikkatli ve sabırlı olması gerekmektedir. Eğer bu durumlar size tanıdık geliyorsa veya kendinizde, çevrenizde olduğunu düşünüyorsanız bir ruh sağlığı uzmanından faydalanabilirsiniz.
Kaynakça
Freud, S. (2018). Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme, (Çev. Selçuk Budak), Öteki Yayınevi. Freud, S. (2020). Cinsellik Üzerine, (Çev. Emre Kapkın), Payel Yayınları. Freud, S. (2018). Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme, (Çev. Selçuk Budak), Öteki Yayınevi.


