Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Stoacı Gibi Yaşamak: Zihinsel Özgürlüğün Manifestosu

Kendi İçindeki Düğümlerle Tanışmak

Modern insan, tarihin en konforlu ama belki de en huzursuz dönemini yaşıyor. Nasıl yaşamalıyım? İyi yaşıyor muyum? Yaşıyor muyum? İyi bir insan mıyım? Mutlu muyum? Nasıl mutlu olabilirim? İçsel huzuru nasıl yakalayabilirim? İnsanlar benim hakkımda ne düşünüyor? Başarılı olmak için ne yapabilirim? Kendimi nasıl sevdirebilirim? Sahip olduklarını nasıl arttırabilirim? Keşke bu kadar duygusal olmasam da, her şeyden bu kadar etkilenmesem… Bu zihinsel düğümü çözmeden önce sormamız gereken asıl soru: Enerjimi neye harcıyorum?

1. Kontrol İkilemi: Özgürlüğün Tek Kapısı

Epiktetos, kölelikten bilgeliğe uzanan yolculuğunu tek bir cümleyle özetler: “Mutluluk ve özgürlük, bir tek ilkenin anlaşılmasıyla başlar: Bazı şeyleri kontrol edebiliriz, bazılarını ise edemeyiz.” Bugün anksiyete dediğimiz şey, kontrol edemediğimiz alanlara (başkalarının yargıları, geçmişin pişmanlığı, geleceğin belirsizliği) yaptığımız duygusal yatırımdır. Zihnimiz kontrol edemediği dalgaları durdurmaya çalıştıkça boğulur. Stoacı çözüm: Bir okçu gibi düşün. Oku en doğru şekilde germek, yayı doğru açıyla tutmak senin elindedir; ancak ok yaydan çıktıktan sonra rüzgarın onu saptırıp saptırmayacağı senin elinde değildir. Başarı, hedefi vurmakta değil; “en iyi atışı yapmakta” gizlidir. Sen elinden geleni zarafetle yap, sonucu ise evrenin akışına bırak.

2. Erdem: Tek Gerçek iyi

Modern dünya bize başarının vitrinlerde olduğunu söyler. Ancak Stoacılık, dışsal olan her şeyin -zenginlik, sağlık, ün- “kayıtsız” (indifferent) olduğunu söyler. Bunlar “tercih edilebilir” olabilir ama “iyi” değildir. Çünkü bunlar elinden alınabilir. Elinden alınabilen bir şey üzerine inşa edilen mutluluk, aslında bir hapishanedir. Gerçek iyi, senin sökülüp alınamaz parçan olan karakterindir. Bu karakter, toplumu ve bireyi ayakta tutan dört sarsılmaz sütun üzerine yükselir:

  • Bilgelik: Karmaşanın ve gürültünün içinde doğruyu yanlıştan, geçiciyi kalıcıdan ayırabilme sanatı.

  • Cesaret: Sadece fiziksel bir atılganlık değil; belirsizliğe karşı durabilme ve kendi değerlerin uğruna popüler olmayanı seçebilme iradesi.

  • Adalet: Evrensel bir kardeşlik bağıyla, her varlığa hakkı olanı teslim etme ve toplumsal bir bilinçle hareket etme sorumluluğu. Marcus Aurelius’un dediği gibi; “Arıya yaramayan şey, kovana da yaramaz.”

  • Ölçülülük: Arzuların ve dürtülerin seni yönetmesine izin vermemek; hazzın efendisi, acının metanetli dostu olmak.

Marcus Aurelius’un kendine fısıldadığı o meşhur hatırlatma bugün bizim için de geçerli: “Nasıl iyi bir insan olunacağı hakkında daha fazla konuşma, öyle biri ol.” Dünya, fikirlerini beyan edenlerden çok, karakterini bir anıt gibi yaşayanlara ihtiyaç duyar.

3. Amor Fati: Kaderini Sev

Çoğu insan hayatı bir savaş alanı olarak görür ve her terslikte “Neden ben?” diye sorar. “Keşke böyle olmasaydı” cümlesi, evrenle girilen beyhude bir kavgadır. Amor Fati (Kader Sevgisi): Bu, başına gelen her şeyi, karakterini güçlendirecek bir yakıt olarak görme sanatıdır. Bir ateş düşünün; önüne çıkan her engeli içine alır, onu yakar ve o engel sayesinde daha da harlanarak büyür. Senin karakterin de karşılaştığın zorlukları bilgeliğe dönüştüren o ateştir. Karşılaştığın her engel, aslında izlemen gereken yolun kendisidir.

4. Duyguların Efendisi Olmak

Stoacılık hakkında en büyük yanılgı, bu felsefenin insanı bir robota dönüştürdüğü iddiasıdır. Oysa Stoacı olmak, duyguları yok etmek değil, onları eğitmek ve anlamlandırmaktır. Acıyı, öfkeyi veya kaybı hissetmek gerçektir. Ancak bu duyguların seni esir almasına izin vermek, zihinsel bir köleliktir.

Duygularını bastırma; onları sorgula. “Şu an hissettiğim bu yoğun öfke, gerçekten dışarıdaki bir olaydan mı kaynaklanıyor, yoksa benim o olaya yüklediğim ‘bu bana yapılmamalıydı’ şeklindeki kibirli yargımdan mı?” Yargını değiştirdiğinde, ruhundaki o fırtınanın dindiğini göreceksin. Stoacı, fırtınanın ortasında durup ıslanmadığını iddia eden değil, ıslanırken bile içindeki o sarsılmaz sessizliği koruyabilen kişidir. Bu süreçte psikoloji, felsefe ve farkındalık kavramları zihinsel rehberiniz olacaktır.

5. Premeditatio Malorum: Kötülüğü Öngörmek

Modern “pozitif düşünce” akımlarının aksine Stoacılar, her sabah en kötü senaryoyu düşünmeyi (Premeditatio Malorum) önerirler. Bu karamsarlık değildir; bu bir hazırlıktır. Sevdiklerini kaybedebileceğini, işinden olabileceğini veya sağlığının bozulabileceğini hayal eden bir zihin, bu olaylar gerçekleştiğinde yıkılmaz. Daha da önemlisi, bu egzersiz elimizdekilerin kıymetini “şu an” anlamamızı sağlar. Yanındaki insana, onun bir gün gideceğini bilerek bakarsan, ona olan sevgin daha saf ve derin olur.

Sonuç: Her Gün Yeniden Doğmak

Stoacı gibi yaşamak, bir kütüphane dolusu kitap bitirmek değil, her sabah yeniden başlayan bir yaşam pratiğidir. Sen bir bilge (Sophos) değilsin; sen sadece bir yolcusun (Prokopton). Günün sonunda kendine o dürüst soruları sor:

  1. Bugün, kontrolümde olmayan (başkalarının sözleri, trafik, hava durumu) bir şey için boş yere kaygılandım mı?

  2. Kararlarımda ne kadar cesur ve adildim? Çıkarımı mı düşündüm, yoksa doğru olanı mı?

  3. Hatalarımın sorumluluğunu alıp, yarın daha iyi bir atış yapmak için kendimi affedebildim mi? İçsel huzur, dış dünyayı dize getirip her şeyi yoluna koymakla değil; zihnini düzene sokup dış dünyadaki her şeye hazır olmakla başlar. Kontrol edebildiğini büyük bir cesaretle dönüştür, kontrol edemediğini ise zarafetle bırak. Gerisi zaten senin değildir.

Selen Güney
Selen Güney
Klinik psikoloji yüksek lisansı eğitimine devam eden Selen Güney, psikolojiyi pek çok disiplinle buluşturan çok yönlü ve yenilikçi bir yazardır. Bilim, sanat ve teknoloji alanlarındaki geniş ilgisi, ona özgün ve derinlemesine perspektifler kazandırmaktadır. Kalıplara sığmayan bakış açısıyla, psikolojiyi geniş bir perspektifte ve samimi bir dille okuyucularına sunmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar