Bir sembol olarak, aşkı, heyecanı temsil eden ve zaman zaman midemizde uçuşan kelebekler, aslında sadece sevmekle tanıştığımız, ilk görüşte bizi etkisi altına alan aşk ile uçuşmaya başlamazlar. Psikolojik perspektifte midemizde uçuşan kelebekler, artık sığamadığımız ve bir bilinmezle genişlettiğimiz kalıpların habercisidir.
Büyüme ve gelişme sürecimizde birçok kez eskiyi bırakma ve yeniye yönelme arzusunda oluruz. Karşılaştığımız yeniliklerde zihnimiz bilinmezi bir tehdit olarak algılama eğilimindedir. Büyümeye devam ederken karşımıza çıkan yeni alanlarda zihnimiz “konfor alanımızın dışına çıkıyorsun ve ben buna hazır değilim!” uyarısı verebilir. Gelişimimiz devam ederken karşımıza çıkan yenilikler – yeni bir kariyer, alıştığımızdan büyük sorumluluklar, okulun sonlanması- midemizde bulunan bir tırtılın kozasından tamamen ayrılmasını hızlandırır. Tıpkı büyüme sancılarımız gibi.
Dönüşümün Psikolojik Sürtünmesi
Bir tırtılın kelebeğe dönüşme süreci büyük bir dönüşümle gerçekleşir. Büyüme sancılarımızda buna çok benzer. Hayatımızda bir adım atma vaktimiz geldiğinde buna dair bir psikolojik sürtünme yaşarız. Bu sürtünme bize “burada bir şeyler değişiyor” uyarısını yaparak var olan statünün sarsıldığını fiziksel olarak kanıtlar. Alıştığımız bizi, bir kozada gibi düşündüğümüzde, büyüme sürecimizi kozanın yırtılmaya başlaması gibi düşünebiliriz. Bu koza yırtılırken bizim bedenimizde bazı değişimler yaratacak. Bu değişimlerden biri de bahsetmiş olduğumuz kelebeklerimiz. Biz değişir ve dönüşürken belirsizliğin getirdiği kaygılarımız, heyecanlarımız, korkularımız midemizdeki o kelebeklerin hızla kanat çırpmasını sağlayacak. Kelebeklerimizin her bir kanat çırpışı “beklenmedik bir alana doğru gidiyorum” hatırlatısı. Artık havayla ve ışıkla olan temasımız daha yakınlaşacak ve eskiden bedenimizin alıştığı, güvende hissettiğimiz o alanlardan sıyrılarak, yeniden yapılanma sürecine geçececeğiz. Bu süreç sonunda yeni bir koza oluşturarak sancılarımızı, kaygılarımızı, heyecanlarımızı, sevinçlerimizi bu kozanın duvarları haline getireceğiz.
Belirsizliği Bir Pusula Yapmak
İlerlemeye başladığımızda pusulaya ihtiyacımız artacak, belki de keşke biri bize yön gösterse isteğimiz oluşacak. Bu noktada hepimiz için farklı sebeplerden uçuşan kelebeklerimiz, bir pusula haline gelirken bize potansiyelimiz hakkında bilgi verecek. Bu nedenle amacımız kelebekleri durdurmaya çalışmaktansa uçmalarına ve bize yön göstermelerine izin vermektir. Onların varlığından korkmak ve her bir kanat çırpışlarında dibe çakılacağımızı düşünmektense, gökyüzüne doğru ilerleyeceğimizi kabul etmektir. Büyüme kaygısı, yıkıcı bir kaygıdan ziyade bizi inşa edecek bir başlangıcı tetikler. Midemizdeki o huzursuzluk, içimizdeki yıkım ve başlangıcın sesidir. Eğer kelebekler dinginse, muhtemelen yıkım sürecine başlayamamış ve yeniden oluş haline hazır olmadığımızı gösterir.
Terapi ve Güven Modu
Kimimiz kelebekleri hissettiğimizde, donup kalabilir veya kaçmayı tercih edebiliriz. Terapi süresince, kanat seslerini dinlemeye başlar onlara kulak verir, uçma alanını yavaş yavaş genişletiriz. Kelebekleri kabul etmeyi, onları bir tehlike olarak görüp “savaş ya da kaç” modumuzdan, bir uyarı olarak kabul edip “güven moduna” geçişi öğreniriz. Bedenimizde belirsizliğin getirdiği hislerle tanışır, onlarla devam edebilme kapasitemizi geliştirmeyi deneyimleriz. Kapasitemiz geliştikçe, psikolojik dayanıklılığımız artar.
Bildiğimizin aksine kelebekler sadece aşk ve sevgi habercisi değildir ve bir şeylerin ters gittiğini değil, başlamak üzere olduğunun bedenimize yansıyan kanıtıdır. Bizim kaçmayı veya duymamayı denediğimiz şey ise kelebeklerin varlığından ziyade, bilinmezliğin içinde yeniden yaratılan biz olduğunu fark ederiz. Büyümenin sancısı, birçok bilinmezliğe rağmen midemize konan her kelebeğe yer açabilmektir.


