Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bağlanma Stilleri Romantik İlişkilere Nasıl Etki Ediyor?

Bağlanma, çocuklukla sınırlı bir olgu olmayıp yaşam boyu devam eden dinamik bir süreçtir. Zaman içerisinde bağlanmanın yapısı ve ifade ediliş biçimi dönüşüme uğrayabilmektedir. İlk bağlanma deneyimi olan anne-çocuk ilişkisi, bireyin sonraki gelişim dönemlerindeki bağlanma ilişkileri için model işlevi görmektedir. Kısaca, bağlanma, yaşamın erken dönemlerinde bakım verenle kurduğumuz ilişki biçiminin yetişkinlikteki romantik ilişkilerimize yansımadır. Bowlby tarafından ortaya konulan bağlanma kuramı, Ainsworth ve çalışma arkadaşlarının katkılarıyla kuramsal ve ampirik açıdan geliştirilmiştir. Ainsworth, geliştirdiği Yabancı Durum Testi aracılığıyla, laboratuvar ortamında anneden ayrılma ve yeniden birleşme süreçlerinde çocukların sergiledikleri davranışları incelemiş; bu gözlemler doğrultusunda bağlanma örüntülerini sınıflandırmıştır. Bu sınıflandırma kapsamında bağlanma biçimleri güvenli, kaygılı-ikircikli ve kaçıngan olmak üzere üç temel kategori altında ele alınmıştır.

İlerleyen araştırmalarda bu sınıflandırmaya, davranışsal tepkilerin yönünün belirgin olmadığı ve kaygı düzenlemesinde tutarsızlıkla karakterize edilen dağınık (dezorganize/dezoryante) bağlanma biçimi eklenmiş; bu örüntü güvensiz bağlanmanın ayrı bir alt türü olarak tanımlanmıştır. Bununla birlikte Bartholomew ve Horowitz, bireyin kendisine ve başkalarına yönelik içsel çalışma modellerini temel alarak bağlanma biçimlerini güvenli, saplantılı, kayıtsız ve korkulu olmak üzere dört kategori altında ele almışlardır.

1. Güvenli Bağlanma

Güvenli bağlanma örüntüsü gösteren bebeklerin, bakım veren ortamdan ayrıldığında kısa süreli huzursuzluk yaşadıkları ancak bakım veren geri döndüğünde kolaylıkla sakinleşerek çevreyi keşfetmeye devam ettikleri belirtilmektedir.

2. Kaygılı Bağlanma

Kaygılı/kararsız bağlanma geliştiren bebeklerde ise bakım verenin tepkilerinin düzensiz ve öngörülemez olduğu, bu nedenle bakım verenin her zaman ulaşılabilir olarak algılanmadığı ifade edilmektedir. Bu bağlanma örüntüsüne sahip bebeklerin, bakım veren ayrıldığında yoğun huzursuzluk, gerginlik ve öfke yaşadıkları; yabancıyla etkileşimden kaçındıkları ve bakım veren geri döndüğünde sakinleşmekte zorlandıkları, ayrıca keşif davranışını sınırladıkları bildirilmektedir.

3. Kaçınmacı Bağlanma

Kaçınmacı bağlanma gösteren bebeklerin ise bakım verenlerinin bebeğin ihtiyaçlarına duyarsız kaldığı ve fiziksel yakınlık taleplerini reddettiği; bu bebeklerin ayrılık sırasında belirgin bir tepki göstermeden keşfe devam ettikleri, bakım veren geri döndüğünde ise yakınlıktan kaçınarak davranışlarını sürdürdükleri ifade edilmektedir.

4. Düzensiz/Dağınık Bağlanma

Düzensiz bağlanma, bakım veren–çocuk ilişkisinde korku, tutarsızlık ve karmaşa ile karakterizedir; çocukta kaçınma ve kaygı bir arada görülebilir. Bu örüntü, duygusal düzenleme güçlükleri ve çoğunlukla ihmal, istismar ya da travmatik yaşantılarla ilişkilidir.

Romantik İlişkilere Nasıl Etki Eder?

Güvenli bağlanma stiline sahip bireyler, romantik ilişkilerde duygusal yakınlık kurmakta ve sürdürmekte daha başarılıdır. Bu bireyler, partnerlerine güven duyma, duygularını açıkça ifade edebilme ve çatışmaları yapıcı yollarla çözme eğilimindedir. Araştırmalar, güvenli bağlanmanın ilişki doyumu, uzun süreli ilişki sürdürülebilirliği ve karşılıklı destek algısı ile pozitif yönde ilişkili olduğunu göstermektedir.

Kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler, romantik ilişkilerde yoğun onay ve yakınlık arayışı içindedir. Partnerlerinden sürekli güvence bekleyebilir, terk edilme ya da reddedilme olasılığına karşı aşırı duyarlılık gösterebilirler. Bu durum, ilişkide kıskançlık, bağımlılık ve duygusal dalgalanmaların artmasına yol açabilmektedir. Kaygılı bağlanma, çoğu zaman yüksek ilişki yatırımı ile birlikte daha düşük ilişki doyumu ile ilişkilendirilmektedir.

Kaçınmacı bağlanma stiline sahip bireyler, yakın ilişkilerde duygusal mesafeyi koruma eğilimindedir. Bağımsızlık ve kendine yeterlilik vurgusu ön plandadır; bu nedenle duygusal ihtiyaçlarını bastırabilir veya partnerlerinin yakınlık taleplerine mesafeli yaklaşabilirler. Kaçınmacı bağlanma, düşük duygusal paylaşım, sınırlı bağlılık ve çatışmalardan kaçınma eğilimi ile ilişkilidir.

Düzensiz bağlanma, romantik ilişkilerde tutarsız ve öngörülemez ilişki örüntülerine yol açabilmektedir. Bu bireyler, yakınlık arzusuyla birlikte yoğun korku ve güvensizlik yaşayabilir. Sonuç olarak ilişkilerde ani yakınlaşma ve uzaklaşma döngüleri, yoğun çatışmalar ve duygusal düzenleme güçlükleri gözlenebilir. Düzensiz bağlanma sıklıkla geçmiş travmatik yaşantılarla ilişkilendirilmektedir.

Bağlanma Değişebilir mi?

Bağlanma stilleri erken çocukluk deneyimlerine dayansa da, yaşam boyu tamamen değişmez yapılar değildir. Yetişkinlikte kurulan güvenli, tutarlı ve destekleyici ilişkiler; bireyin kendisi ve başkalarıyla ilgili temel inançlarını yeniden yapılandırmasına katkı sağlayabilmektedir. Özellikle romantik ilişkiler, bağlanma örüntülerinin yeniden deneyimlendiği ve dönüştürülebildiği önemli alanlar arasında yer almaktadır.

Araştırmalar, güvenli bağlanma özellikleri taşıyan bir partnerle kurulan ilişkilerin, kaygılı ya da kaçınmacı bağlanma eğilimlerini zamanla daha işlevsel hale getirebildiğini göstermektedir. Benzer şekilde, psikoterapi süreci de bireyin geçmiş bağlanma deneyimlerini fark etmesine, duygusal ihtiyaçlarını tanımasına ve daha güvenli ilişki örüntüleri geliştirmesine olanak tanımaktadır. Bu nedenle bağlanma, erken dönem kökenleri olan ancak yaşam deneyimleriyle şekillenmeye devam eden dinamik bir süreç olarak değerlendirilmektedir.

Bu doğrultuda, bağlanma stilleri, romantik ilişkilerin niteliğini belirleyen önemli psikososyal faktörler arasında yer almaktadır. Her ne kadar erken dönem deneyimleri bağlanma örüntülerinin temelini oluştursa da, yetişkinlikte kurulan güvenli ve destekleyici ilişkiler bağlanma stillerinde daha işlevsel değişimlere olanak tanıyabilmektedir. Bu nedenle bağlanma perspektifi, hem klinik uygulamalarda hem de ilişki odaklı psikoeğitim çalışmalarında önemli bir yol gösterici olarak değerlendirilmektedir.

Kaynakça

Ainsworth, M., Blehar, M., Waters, E., & Wall, S. (2015). Patterns of attachment. A Psychological Study of the Strange Situation, https://doi.org/10.4324/9780203758045.

Bartholomew, K., & Horowitz, L. (1991). Attachment styles among young adults: a test of a four-category model. Journal of Personality And Social Psychology, 61(2), 226.

Görünmez, M. (2006). Bağlanma stilleri ve duygusal zeka. [Yayımlanmamış yüksek lisans tezi]. Bursa: Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Ayşe İrem Yeğin
Ayşe İrem Yeğin
Ayşe İrem Yeğin, klinik psikolog ve yazar olarak psikoterapi, psikolojik danışmanlık ve akademik üretim alanlarında çok yönlü bir mesleki birikime sahiptir. Psikoloji lisans eğitiminin ardından Klinik Psikoloji yüksek lisansını tamamlamış; mesleki perspektifini derinleştirmek amacıyla Çocuk Gelişimi lisans eğitimine başlamış ve hâlen Aile Danışmanlığı alanında ikinci yüksek lisansına devam etmektedir. Mesleki çalışmalarını ağırlıklı olarak çocuk ve ergen psikolojisi ile ebeveyn danışmanlığı alanlarında sürdürmektedir. Çocuk merkezli oyun terapisi, objektif ve projektif değerlendirme araçları ile bilişsel davranışçı terapi yaklaşımını klinik uygulamalarında etkin biçimde kullanmaktadır. Özel hastanede görev aldığı süreçte farklı kurum ve kuruluşlarda seminerler vererek hem saha deneyimini hem de mesleki bilgisini paylaşmıştır. Akademik altyapısını yazarlıkla buluşturan Ayşe İrem Yeğin, ruh sağlığını desteklemeye yönelik eğitsel ve psikoeğitsel içerikler üretmektedir. Yazılarında psikolojik dayanıklılığın geliştirilmesini; bireyin kendini tanıma süreciyle ihtiyaçlarını ayırt edebilmesini, kendisine iyi geleni seçebilmesini ve kendisiyle daha şefkatli bir ilişki kurabilmesini merkeze alan bir bakış açısını benimsemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar