Şubat’ın Yarattığı Beklenti
Şubat ayı, vitrinlerin kırmızı kalplerle, sosyal medyanın ise “mükemmel çift” pozlarıyla dolduğu o dönem… Bu atmosferde çoğumuzun zihninde, ilişkilerimize dair sessiz bir beklenti filizlenir. Romantik filmlerin ve şarkıların bize yıllarca fısıldadığı o tehlikeli cümle, tam da bu dönemde en yüksek sesle yankılanır: “Eğer beni gerçekten sevseydi, neye ihtiyacım olduğunu söylememe gerek kalmadan bilirdi.”
Peki, gerçekten öyle mi?
“Zihin Okuma” Tuzağı
İlişkilerde en sık düştüğümüz bilişsel çarpıtma türlerinden biri olan “Zihin Okuma” (Mind Reading), özellikle 14 Şubat yaklaştığında tehlikeli bir hal alır. Bu çarpıtma, partnerimizin bizim hayallerimizi, o çok istediğimiz hediyeyi veya beklediğimiz organizasyonu; biz tek bir kelime etmeden, adeta bir wi-fi bağlantısı varmışçasına bilmesi gerektiğine inanmaktır.
Çoğu zaman romantizmi, “telepatik bir bağ” ile karıştırırız. Zihnimizdeki Sevgililer Günü senaryosu şöyledir:
“O kolyeyi ne kadar beğendiğimi aylar önce söylemiştim. Eğer beni gerçekten seviyorsa hatırlar ve alır. Ben hatırlatırsam ne anlamı kalır ki?”
İşte tuzak buradadır. Biz hatırlatmayı “büyüyü bozmak” olarak görürken, partnerimiz o sırada “Acaba bu sene şık bir yemek mi yesek?” gibi bambaşka bir planla meşgul olabilir. Günün sonunda o yemek planıyla geldiğinde, biz “O kolyeyi almadı, beni hiç dinlemiyor” diyerek hayal kırıklığına uğrarız. Oysa partnerimiz sadece farklı bir jest yapmaya çalışmıştır. Şu gerçeği kabul etmek gerekir: Partneriniz sizi ne kadar severse sevsin, o bir kahin değildir. Beklentiyi dile getirmemek, karşı tarafa çözmesi imkansız bir bulmaca vermektir. “Söyleyince anlamı kalmaz” inancı, sadece yaşanabilecek güzel bir günü, sessiz bir savaşa dönüştürür.
İmzalamadığımız Senetler: Gizli Sözleşmeler
Zihin okuma beklentisi, bizi ilişkide daha derin bir soruna; “Gizli Sözleşmeler”e (Covert Contracts) sürükler. Bu, tek taraflı yaptığımız ve partnerimizin haberi olmayan sessiz anlaşmalardır. İçimizden şöyle bir pazarlık yaparız: “Ben onun ailesine bu kadar iyi davranıyorum (Yatırım), o zaman o da Sevgililer Günü’nde tam istediğim o hediyeyi almalı (Beklenen Ödeme).”
Sorun şu ki; partnerinizin bu sözleşmeden haberi yoktur. Haberi olmayan bir borcu kimse ödeyemez. Beklentiniz karşılanmadığında hissettiğiniz o derin öfke ve hayal kırıklığı, aslında karşı tarafın “kötü” biri olmasından değil, sizin imzalattığınızı sandığınız o gizli senedin karşılıksız çıkmasından kaynaklanır.
Çözüm: Beklentiden İhtiyaca Geçiş
Peki, bu döngüyü nasıl kıracağız? Şubat ayı, ilişkimizdeki iletişim dili üzerinde çalışmak ve güncellemeler yapmak için harika bir fırsat olabilir. Formülümüz basit: Beklentiyi İhtiyaca Dönüştürmek.
-
Eski Dil (Beklenti): (Sessizce) “Beni düşünseydi bu akşam plan yapardı.”
-
Yeni Dil (İhtiyaç): (Sesli olarak) “Seninle baş başa vakit geçirmeye ihtiyacım var, bu akşam bir şeyler yapalım mı?”
İsteklerimizi net bir dille ifade etmek, partnerimize “bu tahmin et” bulmacası çözdürmekten çok daha sağlıklıdır. Unutmayın, sağlıklı bir ilişki zihin okumaya değil, açık iletişime dayanır. Bu Şubat ayında kendinize ve ilişkinize bir iyilik yapın: Beklemeyin, söyleyin. Çünkü sesli ifade edilen bir ihtiyaç, sessizce büyütülen bir hayal kırıklığından çok daha romantiktir.
Kendinizi Test Edin: Gizli Sözleşme mi Yapıyorsunuz?
Partnerinizle olan bağ kalitesini anlamak için şu soruları kendinize sorun:
-
“Bunu yaptığım için o da şunu yapmalı” diye içinizden sık sık geçiriyor musunuz?
-
Partneriniz bir şeyi yapmadığında, ona nedenini sormak yerine surat asarak anlamasını mı bekliyorsunuz?
-
İsteklerinizi dile getirmeyi “acizlik” veya “büyüyü bozmak” olarak mı görüyorsunuz?
(Eğer cevaplarınız evet ise, karşı tarafın haberi olmadığı bir senet imzalamış olabilirsiniz.)


