Salı, Şubat 3, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Nihilist Penguen: Normatif Yaşam Kurgularının Psikososyal ve Felsefi Analizi

Son günlerde sosyal medya platformlarında paylaşılan, bir penguenin sürüsünü takip etmek yerine okyanustan uzaklaşıp yaklaşık 70 kilometre boyunca dağlara doğru ilerlediği görüntüleri izlemeyen neredeyse kalmamıştır. Werner Herzog’un (2007) Encounters at the End of the World belgeselinden alınan bu sahne, kiminin felsefi sorgulamalarla süslediği içeriklerle ‘’nihilist’’ olarak tanımladığı, kimininse ‘’romantik eş’’ tanımıyla dağlarda eşini aramaya gittiğine yönelik spekülatif varsayımlarda bulunduğu toplumsal normdan sapma konusunda bize ne anlatır?

Nihilist penguen metaforu, ilk bakışta ironik ya da evrimsel olarak hatalı bir hayvan davranışı betimlemesi gibi görünse de modern toplumların bireye sunduğu normatif yaşam senaryolarını görünür kılmak açısından güçlü bir düşünsel eşik sunar. Tıpkı bu penguen gibi, insanın kendi kolonisinin üreme döngüsüne katılmaması neden doğanın olağan varyasyonlarından biri olarak kabul edilmez ve çoğunlukla açıklanması gereken bir eksiklik, ertelenmiş bir görev ya da örtük bir başarısızlık olarak kodlanır? Bu karşıtlık, insan yaşamının biyolojik zorunluluklardan ziyade yoğun biçimde toplumsal olarak örgütlenmiş anlam rejimleri tarafından şekillendirildiğini gösterir. Dolayısıyla nihilist penguen, yalnızca bir metafor değil; insanın kendi hayatını ne ölçüde gerçekten “seçtiğini”, ne ölçüde ise kendisine öğretilmiş senaryoları tekrar ettiğini sorgulatan eleştirel bir figür hâline gelir.

Normatif Düzen ve Toplumsal Senaryolar: Durkheimcı Çerçeve

Toplumsal yaşam; bireylere yalnızca davranış kalıpları değil, aynı zamanda yaşamın nasıl yaşanması gerektiğine dair örtük senaryolar sunar. Émile Durkheim’ın (1897/1951) klasik sosyolojik yaklaşımı, bu senaryoların bireysel tercihlerden ziyade kolektif bilinç tarafından üretildiğini ortaya koyar ve bu kolektif bilinçte meşrulaşan normlar, bireyin topluma eklemlenmesini sağlayan düzenleyici yapılar olmasından ziyade bireye anlamlı bir yaşam hissi sunma görevini üstlenir.

Nihilist penguen metaforu, tam da bu noktada belirginleşir. Çünkü penguenin koloninin geri kalanıyla aynı yöne ilerlememesi, yalnızca bir uyumsuzluk değil; normatif yaşam senaryosunun askıya alınmasıdır. Evlilik, çocuk sahibi olma ve çekirdek aile kurma gibi pratikler, Durkheimcı anlamda toplumsal dayanışmanın sembolleri hâline gelmişken bu senaryoya dâhil olmayan birey anomik bir konuma sürüklenir. Buradaki kritik mesele, Anominin bireyin toplumdan kopuşu mu yoksa toplumun sunduğu anlamın birey için artık ikna edici olmaktan çıkması sonucu mu olduğudur.

Biyopolitika ve Normalleştirme: Foucaultcu Bir Okuma

Michel Foucault’nun biyopolitika kavramı, normatif yaşam kurgularını yalnızca kültürel alışkanlıklar olarak değil, iktidarın bedenler ve yaşam süreçleri üzerindeki stratejik müdahaleleri olarak ele almayı mümkün kılar. Foucault’ya (1978) göre modern iktidar, bireyi bastırmak yerine onu üretir; böylece normal, sağlıklı ve makbul özne tipleri inşa eder. Evlilik ve ebeveynlik terimleri bu bağlamda, yalnızca sosyal kurumlar değil; nüfusun düzenlenmesi, cinselliğin denetlenmesi ve üretkenliğin sürekliliği açısından merkezi araçlardır.

Nihilist penguenin rutin biyolojik döngülerin bir ögesi olmaması basit bir “tercih” olarak okunamaz. Bu durum, biyopolitik normlara uyum göstermeyen bir bireyin, dolaylı biçimde patolojikleştirilmesi ile sonuçlanır. Toplumsal perspektifte, “neden evlenmedin?”, “yalnız kalmaktan korkmuyor musun?’’, ‘’neden kimse seni kabul etmedi?’’, ‘’bir kusuru mu var?’’ soruları da bireyi toplum nezdinde patolojikleştirir ve dışlanmaktan korkan, sorulardan usanan bireyi yeniden normatif düzene çağırır. Böylece penguen, sessizliğiyle iktidarın görünmezliğini ifşa eder ve atalarımızın meşhur sözünü bir anlamda doğrular. Sürüden ayrılanı kurt kapar!

Anlamın Çöküşü ve Nihilizm: Nietzscheci Perspektif

Friedrich Nietzsche’nin nihilizm kavramsallaştırması, nihilist penguen metaforunun felsefi arka planını derinleştirir. Nietzsche’ye (1887/2007) göre modern toplumların temel krizi, aşkın anlam kaynaklarının çöküşüdür. Geleneksel değerler, sözde söylemlerle hâlâ dolaşımda olsa da artık mutlak bir inandırıcılığa sahip değildir. Bu durum, bireyi hazır anlamları sürdürmek ile onları reddetmek arasında bir gerilime sürükler.

Nihilist penguenden anlam bulan insan, tam da bu gerilimin içinde konumlanır. Evlilik ve ebeveynlik gibi değerleri reddetmesi, belki de kişinin yaşamı anlamsız buluşundan değil; bu anlamların kendisine dışsal ve dayatılmış olmasından kaynaklanır. Ancak Nietzsche’nin de işaret ettiği gibi eski anlamların reddi, yeni anlamların henüz inşa edilmediği bir boşluk yaratır. Bu boşluk, özgürleştirici olduğu kadar, varoluşsal bir yalnızlığı da beraberinde getirir.

Kimlik, Aidiyet ve Psikolojik Bedel: Sosyal Kimlik Kuramı ve Sembolik Sermaye

Psikolojik düzlemde bu süreci anlamlandırmak için Tajfel ve Turner’ın (1979) sosyal kimlik kuramı belirleyici bir çerçeve sunar. Bireyler, kimliklerini yalnızca içsel özellikler üzerinden değil, ait oldukları gruplar aracılığıyla kurarlar. Evlilik ve aile, güçlü birer sosyal kimlik kategorisi hâline geldiğinde, bu kategorilerin dışında kalan bireyler yalnızca farklı değil; eksik olarak algılanır. Üstelik bu yaşam pratikleri, yalnızca kimlik ve aidiyet değil; saygınlık, olgunluk ve toplumsal kabulün göstergesi olarak işlev görür.

Bu noktada, Pierre Bourdieu’nun (1986) sembolik sermaye kavramı, indirgemeciliği aşarak toplumsal hayatta görünmez ama son derece etkili güç biçimlerini kavramsallaştırmayı mümkün kılar. Bourdieu (1986), sermayeyi yalnızca maddi kaynaklar üzerinden değil; ekonomik, kültürel, sosyal ve sembolik biçimleriyle ele alır. Sembolik Sermaye, bu çerçevede, diğer sermaye türlerinin toplumsal olarak meşru, saygın ve değerli olarak tanınmasıyla ortaya çıkan bir güç formudur. Başka bir deyişle sembolik sermaye, doğrudan sahip olunan bir şeyden ziyade, başkaları tarafından tanınan ve onaylanan bir statü etkisi yaratır ki bu da toplumsal hiyerarşilerin en az görünür ama en etkili düzenleyicisidir. Çünkü sembolik olan, çoğu zaman doğal ve kendiliğindenmiş gibi algılanır; oysa hangi özelliklerin saygın, hangi yaşam biçimlerinin “doğru” kabul edileceği tarihsel ve kültürel olarak inşa edilir. Evlilik, ebeveynlik ve “düzenli aile yaşamı”, Türkiye gibi kolektivist eğilimlerin güçlü olduğu toplumlarda, yüksek sembolik sermaye taşıyan pratikler hâline gelmiştir. Bu pratikler, bireye yalnızca sosyal kabul sağlamaz; aynı zamanda olgunluk, güvenilirlik ve ahlaki yeterlilik atfeder. Üstelik, Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın (2007) aile yapısına ilişkin çalışmaları, Türkiye’de bireyin hâlâ büyük ölçüde ilişkisel bir benlik üzerinden tanımlandığını ortaya koyar.

Geç modern toplumlarda normatif yaşam kurguları ortadan kalkmış gibi görünse de Beck ve Beck-Gernsheim’ın (2002) vurguladığı üzere bu durum normların çözülmesinden ziyade bireyin biyografik sorumluluğunun artması anlamına gelir. Böylece normatif baskı, dışsal bir kural olmaktan çıkarak içselleştirilmiş bir öz-denetim mekanizmasına dönüşür.

Bu bağlamda nihilist penguen, bireysel özerklik iddiasında bulunsa bile, kolektif değerler tarafından sürekli olarak sınanır. Toplumsal gerekçe nettir: Aile kurmayan birey, yalnızca kendisi için değil; toplumun devamlılığı için de risk olarak kodlanır. Böylece, hissedilen yetersizlik duygusu, bireysel bir başarısızlıktan ziyade, tanınma eksikliğinin psikolojik sonucudur (Honneth, 1995). Nihilist penguen, toplumsal aynada kendine yer bulamadığında, öz değer algısı sarsılır. Buradaki soru giderek derinleşir: Toplum tarafından tanınmayan bir yaşam biçimi, birey tarafından ne kadar sürdürülebilir?

Sosyal Medya, Karşılaştırma ve Performans: Goffman ve Festinger

Dijital çağda normatif baskılar, sosyal medya aracılığıyla daha görünür ve yoğun hâle gelmiştir. Festinger’in (1954) sosyal karşılaştırma kuramı, bireyin kendini başkaları üzerinden değerlendirme eğiliminin sosyal medya tarafından sürekli tetiklendiğini gösterir. Instagram’daki mutlu aile imgeleri, yalnızca temsil değil; norm üretir.

Erving Goffman’ın (1959) dramaturjik yaklaşımı bu süreci tamamlar. Sosyal medya, bireylerin sahne önü performanslarını sergilediği bir alan hâline gelirken, evlilik ve ebeveynlik idealize edilmiş roller olarak öne çıkar. Nihilist penguen ise bu sahnede rol almamayı seçtiğinde, görünmezleşir ya da marjinalleşir.

Sonuç Yerine: Penguenin Sessiz İtirazı

Nihilist penguen, aslında anlamı reddeden değil; dayatılmış anlamlara mesafe koyan bir figürdür. Onun duruşu, toplumsal yaşamın ne kadarının gerçekten “istek”, ne kadarının içselleştirilmiş Zorunluluk olduğunu görünür kılar. Belki de asıl mesele, penguenin/ bireyin neden üremediği ve rutin yaşama döngüsünü tercih etmediği değil; toplumun neden bu soruyu sormakta bu kadar ısrarcı olduğudur ve bazı hayatların neden hâlâ bu kadar güçlü biçimde “yaşanması gereken” hayatlar olarak dayatıldığıdır.

Kaynakça

Beck, U., & Beck-Gernsheim, E. (2002). Individualization. Sage. Bourdieu, P. (1986). The forms of capital. In J. Richardson (Ed.), Handbook of theory and research for the sociology of education (pp. 241–258). Greenwood. Durkheim, É. (1951). Suicide: A study in sociology. Free Press. (Original work published 1897) Festinger, L. (1954). A theory of social comparison processes. Human Relations, 7(2), 117–140. Foucault, M. (1978). The history of sexuality: Volume 1. Pantheon. Goffman, E. (1959). The presentation of self in everyday life. Anchor. Herzog, W. (Director). (2007). Encounters at the End of the World [Documentary film]. United States. Honneth, A. (1995). The struggle for recognition. MIT Press. Kağıtçıbaşı, Ç. (2007). Family, self, and human development across cultures. Lawrence Erlbaum. Nietzsche, F. (2007). On the genealogy of morality. Cambridge University Press. (Original work published 1887) Tajfel, H., & Turner, J. C. (1979). An integrative theory of intergroup conflict. In The social psychology of intergroup relations. Brooks/Cole.

Dilara Boztaş
Dilara Boztaş
Dilara Boztaş, ODTÜ Psikoloji Bölümünden onur derecesiyle mezun oldu. Lisans eğitimi süresince Bilişsel Psikoloji, Freudyen Psikanaliz, Lacanyen Psikanaliz, Sosyal Psikoloji ve Sağlık Psikolojisi ekollerinde geniş bir yelpazede eğitim aldı. Aldığı teorik eğitimi, gönüllü projelerde yer alarak ve psikolojik temelli eserlerde yazarlık yaparak sahaya taşıdı. Bilişsel Psikoloji alanında hazırlanan kapsamlı bir sözlüğün yazarlarından biri olarak alana katkı sağladı. Staj döneminde yabancı hastaların terapi çözümlemelerine ve makale çevirilerine dair çalışmalar yürüterek literatüre katkıda bulundu. Toplumda farkındalık oluşturmak adına engelli bireyler, lösemili çocuk ve ergen grupları ile deprem mağdurlarına destek sağlayan gönüllülük esasına dayalı projelerde yer aldı. Çam ve Sakura Şehir Hastanesinde (Kadın Doğum / Ruh ve Sinir) çeşitli meslek grupları ile birlikte gebe ve lohusalara yönelik eğitim seminerleri ve bireysel terapi uygulayarak Kaygı Bozuklukları, Doğum Sonrası Depresyon / Psikoz, Cinsel Bozukluklar ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu tanı ve tedavilerine yönelik deneyim kazandı. Ardından Anadolu Üniversitesinde öğrencilere seminerler ve eğitimler vermeye, bireysel terapi ve grup terapisi uygulamaya başladı. Burada eğitim skalasına Sanat Terapisi, Kabul ve Kararlılık Terapisi, Kayıp / Yas ve Travma Terapisi, Mindfulness (Bilinçli Farkındalık), Yaratıcı Drama ekollerini dahil ederek özellikle Sosyal Anksiyete, Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve Yeme Bozuklukları temaları üzerine yoğunlaştı.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar