İnsan egosu çoğu zaman yanlış anlaşılır. Ego denildiğinde genellikle yüksek sesle konuşan, kendini yücelten, dikkat çekmeye çalışan bir yapı akla gelir. Oysa klinik gözlem ve ilişkisel deneyimler, egonun çok daha sessiz ve inceltilmiş biçimlerini işaret eder. Sessiz kibir, kendini doğrudan ilan etmez; geri çekilerek, mesafe koyarak ya da “ben zaten farkındayım” diyerek var olur. Bu tutum çoğu zaman olgunluk ya da içe dönüklükle karıştırılır; ancak temelde kırılgan bir benliğin savunma hattıdır.
Sessiz kibir, kişinin kendini üstün hissetme ihtiyacını açıkça dile getirmeden karşılar. Eleştirilmeye, sorgulanmaya ya da gerçekten görülmeye karşı düşük toleransla birlikte seyreder. Çünkü burada savunulan şey, kişinin dış dünyaya sunduğu imgedir. Ego bu imgeyi koruduğu sürece güvende hisseder; fakat bu güven son derece hassastır.
Ego Her Zaman Yüksek Sesle mi Konuşur?
Egonun en güçlü olduğu anlar çoğu zaman en sessiz olduğu anlardır. Kişi kendini yüceltmez, başkalarını küçümsemez; hatta çoğu zaman “mütevazı” görünür. Ancak bu mütevazılık, temas anlarında hızla geri çekilmeye dönüşüyorsa, burada sessiz bir kibirden söz etmek mümkündür.
Bu kibir, “anlaşılmamayı” sıkça vurgular; fakat aynı zamanda anlaşılmaya da izin vermez. Çünkü gerçekten görülmek, egonun kırılgan taraflarını açığa çıkarır. Sessiz kibir, görünmez kalmayı seçerek bu riski ortadan kaldırmaya çalışır.
Bu Hassas Yapı, Ego Yaralandığında Kendini Daha Net Belli Eder
Ego yaralanmaları çoğu zaman büyük çatışmalarla değil, küçük temaslarla ortaya çıkar. Basit bir geri bildirim, masum bir soru ya da ilişkideki küçük bir sınır, beklenmedik derecede yoğun tepkilere yol açabilir. Alınganlık, ani öfke, geri çekilme ya da ilişkiyi kesme gibi davranışlar, bu yaralanmanın dışavurumlarıdır.
Burada dikkat çekici olan, tepkinin olayla orantılı olmamasıdır. Çünkü savunulan şey yaşanan durum değil, benliğe dair kırılgan bir algıdır. Psikanalist Heinz Kohut, narsistik yaralanmanın kişide yoğun bir utanç ve değersizlik duygusu yarattığını, bunun da sıklıkla geri çekilme yoluyla düzenlenmeye çalışıldığını ifade eder. Alınganlık bu bağlamda bir hassasiyet değil, bir savunma biçimidir.
İlişkilerde sıkça duyulan “Ben böyleyim”, “Bu konuyu konuşmak istemiyorum” ya da “Zaten beni anlamıyorsun” gibi ifadeler, çoğu zaman bu savunmanın dilidir. Kişi tartışmaktan çok temasını kesmeyi seçer; çünkü temas, maskenin düşme ihtimalini beraberinde getirir.
İnsan Gerçeğinin Görüldüğü Yerlerden Neden Kaçar?
Bazı anlar vardır ki insan artık maske takamaz. Krizler, kayıplar, reddedilme deneyimleri, yoğun yakınlık ya da kontrolün kaybedildiği anlar bu alanlara dahildir. Bu anlarda ego alışıldık savunmalarını sürdüremez; kibir işlevsizleşir, mağduriyet anlatıları yetersiz kalır. Kişi kendisiyle daha çıplak bir temasa zorlanır.
Carl Jung’un da vurguladığı gibi, insan en çok olmak istemediği yönleriyle karşılaşmaktan kaçınır. Maskenin düştüğü yerde üstünlük yoktur; yalnızca kırılganlık ve sınırlılık vardır. Bu nedenle birçok kişi bu alanlardan uzaklaşmayı tercih eder. Susmak, geri çekilmek, ilişkiyi bitirmek ya da karşı tarafı suçlamak bu kaçışın farklı biçimleridir.
Bu kaçış kısa vadede rahatlatıcı olabilir; ancak uzun vadede kişinin hem kendisiyle hem de başkalarıyla kurduğu bağı zayıflatır. Gerçek temasın mümkün olduğu alanlardan uzaklaşmak, ilişkileri güvenli ama yüzeysel bir düzlemde tutar.
Buradaki temel paradoks şudur: Ego kişiyi incinmekten korumaya çalışırken, aynı zamanda yalnızlaştırır. Yakınlık tehdit gibi algılandıkça, kişi ilişkiden geri çekilir. Böylece kimse onu incitemez; fakat kimse de ona gerçekten ulaşamaz.
Viktor Frankl, insanın acıdan değil, acının anlamsızlığından kaçtığını söyler. Benzer biçimde, kişi kırılganlıktan değil, o kırılganlıkla ne yapacağını bilememekten kaçar. Oysa kırılganlık, kaçıldığında değil; kabul edildiğinde dönüştürücü bir potansiyel taşır.
Gerçek güç, maskenin düştüğü yerde kalabilmektir. Savunmadan, suçlamadan ve hikaye yazmadan… Sadece olanla temas edebilmek. Bu temas, egoyu yıkan bir süreç değil; onu daha esnek, daha gerçek ve daha insani bir yere taşıyan bir dönüşümdür.
Sessiz kibirden vazgeçmek insanı küçültmez. Aksine, ilişkide ve kendilikte daha sahici bir alan açar. Çünkü artık korunması gereken bir imge değil, temas edilebilen bir benlik vardır.
Kaynakça
Frankl, V. E. (2006). Man’s search for meaning. Beacon Press. Jung, C. G. (1969). The archetypes and the collective unconscious (2nd ed.). Princeton University Press. Kohut, H. (1977). The restoration of the self. International Universities Press. Yalom, I. D. (1980). Existential psychotherapy. Basic Books. Brown, B. (2012). Daring greatly. Gotham Books.


