Zihin çoğu zaman bulunduğu yerde durmaz. Geçmişe gider, geleceğe sıçrar, henüz olmamış ihtimallerle ya da çoktan geride kalmış anlarla oyalanır. Zihin zaman içinde dolaşırken, insan bulunduğu anı kaçırır. Ne hissettiğini, kiminle birlikte olduğunu, o anın kendisine ne sunduğunu fark edemez hale gelir.
Kaybolduğunu Fark Etmek: Bir Deneyim
Uzun zamandır görüşmediğim kız kardeşimle günler öncesinden sözleşmiş, çok istediğimiz bir film için sinema bileti almıştık. O gün biraz erken buluşup dolaşır, film öncesi sohbet ederiz diye planlamıştık. Günler boyunca bu buluşmayla ilgili heyecanlanmış, sık sık mesajlaşmıştık. Buluşma günü geldiğinde neşemiz yerindeydi; filme hâlâ bir saat vardı. Birbirimizi çok özlemiş, birlikte geçireceğimiz zaman için sabırsızlanıyorduk.
Sinemanın bulunduğu AVM’de dolaşmaya ve sohbet etmeye başladık. Bir süre sonra yeni yıl vitrinleri dikkatimi çektiğinde, yılbaşına ne kadar az zaman kaldığını düşünmeye başladım. Ardından içimi, nedeni tam olarak belli olmayan bir mutsuzluk ve telaş hali kapladı. O an fark ettim ki artık kardeşimle sohbet etmiyordum. Zihnim, henüz hediye almadığım ama almam gerektiğini düşündüğüm arkadaşlarıma kaymıştı. Fiyatları hesaplıyor, geçen seneki hediyelerle kıyaslamalar yapıyor, hediye almazsam yaşayacağım mahcubiyeti zihnimde canlandırıyordum. Aynı anda filmin başlamasına az kaldığı ve kardeşimle doğru düzgün sohbet edememiş olmanın yarattığı huzursuzluk da içime yerleşmişti.
Tüm bunlar kısa bir zaman içinde olmuştu ama keyfim hızla kaçmıştı. Yürürken adımlarımızın hızlandığını fark ettim. O anda durdum ve kendime şu soruyu sordum: Ben şu anda ne yapıyorum? Cevap açıktı. Günlerdir beklediğim bu buluşmayı, zihnimde henüz hiç olmamış ya da çoktan geçmiş “yılbaşı hediyeleri” meseleleriyle kirletiyordum. Üstelik bunların bu buluşmayla hiçbir ilgisi yoktu; aksine, birlikte geçirdiğimiz kısıtlı zamanın keyfini elimden alıyordu. Kardeşimi durdurdum ve içinde bulunduğum ruh halini onunla paylaştım. Anlayışla karşıladı. Bu farkındalıkla birlikte ruh halim neredeyse anında değişti. İçimdeki ağırlık hafifledi.
Kendi Kendine Saklambaç
Bu ve benzeri deneyimlerle gündelik hayatta sıkça karşılaşırız. Bazen önümüzdeki yemeğin lezzetini tam olarak anlayamadan, bir an sonra tabağın boşaldığını fark ederiz. Ya da uzun zamandır beklenen bir tatilde, keyif almak yerine zihnimizin gelecek planlarıyla meşgul olduğunu görürüz. Bazen de yalnızca kitap okurken, dakikalardır aynı sayfada takılı kaldığımızı; ama zihnimizin çoktan başka diyarlara gittiğini fark ederiz.
İşte tam da hayatın bu küçük anlarında, zihnin nereye gittiğini fark etmek ve kendimizi yeniden ana davet edebilmek, kendimiz için yapabileceğimiz en iyi şeylerden biridir. Bu durum, bir anlığına saklanan yanımızı yine kendi kendimizin bulduğu bir saklambaç oyununa benzer. Çünkü bilinçli farkındalık tam olarak budur.
Saklandığın Yerden Oyuna Dönmek
Anda kalabilmek; zihni tamamen durdurmak, düşünceleri ortadan kaldırmak ya da sıkça karikatürize edildiği gibi bir “boş vermişlik” hali içinde olmak anlamına gelmez. Aksine, zihnin, duyguların ve bedenin aynı anda devrede olduğu; bireyin hem içsel yaşantısıyla hem de dış gerçeklikle temas kurabildiği bir ruhsal durumu ifade eder. Bu, bir süreliğine ortadan kaybolmuş olan zihni yeniden oyuna davet etmek gibidir. Kişinin o an her ne yapıyorsa, tüm varlığıyla o deneyimin içinde olmaya dair arzusuyla ilgilidir.
Bu anlamda anda kalmak, pasif bir rahatlama hali değil; benliğin içinde bulunulan durumla orantılı duygular ve düşüncelerle temasta olduğu, aktif ve düzenleyici bir işlevidir. Anda kalabilmek, benliğin yaşantıyı taşıyabilme ve anlamlandırabilme kapasitesinin bir göstergesi olarak da düşünülebilir. Psikanalitik açıdan sağlıklı bir benlik, geçmiş deneyimlerden etkilenir ve geleceğe dair beklentiler taşır; ancak bu zamanların şimdiki anı ele geçirmesine izin vermez. Bu zamansal denge, hem anksiyetenin düzenlenmesini hem de zihinsel işlevselliğin sürdürülmesini sağlar.
Psikanalist Bion ise bu süreci daha da derinleştirir. Ona göre düşünme kapasitesi, bireyin duygulanımı tolere edebilme gücüyle doğrudan ilişkilidir. Şimdiki an, çoğu zaman ham ve işlenmemiş duyguların ortaya çıktığı yerdir. Anda durabilmek ise bu duygulardan kaçmak yerine; onları düşünceye dönüştürmeye çalışmaktır. Bu nedenle bilinçli farkındalık her zaman rahatlatıcı bir deneyim sunmaz; zaman zaman huzursuzluk yaratabilir. Ancak tam da bu nedenle dönüştürücü potansiyel kavramı burada kritik bir rol oynar.
Zihin Neden Saklanır?
Andan kopuşlar, yaşamın herhangi bir anında; rahatlatıcı ya da rahatsız edici her türlü deneyimin içinde ortaya çıkabilir. Bu nedenle anda duramamak çoğu zaman anın kötü olmasından değil, o anın uyandırdığı duyguların tolere edilmesindeki zorluktan kaynaklanır. Zihin, kendince rahatsız edici ya da yoğun duygulanımlarla karşılaştığında, dengeyi koruyabilmek için çeşitli savunma mekanizmaları devreye sokar.
Bu savunmaların en sık görülen biçimleri arasında geçmişe gitmek, geleceği kontrol etmeye çalışmak, aşırı düşünmek ya da zihni sürekli meşgul tutmak yer alır. Kısa vadede bu zihinsel hareketlilik anksiyeteyi azaltıyor gibi hissedilebilir; ancak uzun vadede kişinin şimdiki anla temasını zayıflatır ve yaşantının canlılığını gölgeler.
Bir Tutum Olarak Anda Olmak
Psikanalitik açıdan bilinçli farkındalık, bu savunma süreçlerini ortadan kaldırmak değil; onları fark edebilme kapasitesiyle ilişkilidir. Zihnin nereye kaydığını görmek, onu zorla durdurmaya çalışmak anlamına gelmez. Aksine, bu kayışın anlamını merak edebilmekle ilgilidir. “Şu anda ne hissediyorum?”, “Bu düşünce neden şimdi ortaya çıktı?” gibi sorular, zihni yargılamadan gözlemlemeyi ve yeniden şimdiki ana davet etmeyi mümkün kılar.
Yani bilinçli farkındalık, bir teknikten çok bir tutumdur. Zihnin dağıldığını fark edip kendini yargılamadan geri dönebilmektir. Bedensel duyumlara kulak vermek, duygularla acele etmeden kalabilmek ve zihnin kaçışlarını merakla izleyebilmektir.
Sonsöz
Anda olmak, kendini nazikçe şimdiye geri çağırmaktır. Bu geri dönüş, kişinin hem kendi iç yaşantısı hem de başkalarıyla kurduğu ilişkide gerçek teması mümkün kılar. Çünkü sahici ilişki, geçmişte ya da gelecekte değil; sadece bu anda kurulabilir.
Bion, W. R. (1962). Learning from Experience. London: Heinemann.


