Cumartesi, Nisan 18, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Ertelemenin Görünmeyen Nedenleri

Erteleme Nedir, Ne Değildir?

Erteleme çoğu zaman “tembellik” olarak etiketlenir. Oysa erteleme davranışı, kişinin yapması gereken bir işi bilmesine rağmen onu sürekli olarak geciktirmesiyle karakterize, daha karmaşık bir psikolojik süreçtir. Burada dikkat çeken nokta, bireyin ne yapması gerektiğini bilmemesi değil; başlamanın ya da sürdürmenin zor gelmesidir. Erteleme, çoğu zaman kısa vadede rahatlama sağlayan ancak uzun vadede stres, suçluluk ve yetersizlik duygularını artıran bir döngüye dönüşür. Bu yönüyle bakıldığında, erteleme davranışı yalnızca “yapmamak” değil, aynı zamanda kişinin kendi içsel deneyimiyle kurduğu ilişkinin bir yansımasıdır. Bu nedenle ertelemeyi anlamak, sadece zamanı nasıl kullandığımızı değil; zorlayıcı duygularla nasıl baş ettiğimizi de anlamayı gerektirir.

Duygusal Kaçınma: Neden Başlayamıyoruz?

Erteleme davranışı çoğu zaman yalnızca bir alışkanlık ya da disiplinsizlik olarak değerlendirilse de altında yatan süreçler incelendiğinde bunun önemli ölçüde duygularla ilişkili olduğu görülür. Yapılması gereken görev; kaygı, yetersizlik hissi ya da başarısızlık ihtimali gibi zorlayıcı duyguları tetiklediğinde, birey bu duygusal yükten uzaklaşmak için işi ertelemeye yönelebilir. Bu açıdan erteleme, işin kendisinden çok, onun yarattığı içsel deneyimden kaçınma çabası olarak ele alınmaktadır (Sirois & Pychyl, 2013). Özellikle performansın değerlendirileceği, sonucu belirsiz ya da kişinin kendilik algısıyla ilişkilendirdiği görevlerde bu kaçınma daha belirgin hale gelir. Çünkü bu tür durumlar yalnızca bir işi tamamlamayı değil, aynı zamanda “yeterli olup olmadığını” test etmeyi de beraberinde getirir. Bu noktada erteleme, bireyin benlik saygısını korumaya yönelik geçici bir stratejiye dönüşebilir. Ancak bu strateji, kısa vadede rahatlatıcı olsa da zaman baskısı arttıkça daha yoğun bir stres ve içsel baskıyı beraberinde getirir (Tice & Baumeister, 1997). Bu süreçte dikkat çeken bir diğer unsur, ertelemenin çoğu zaman bilinçli bir tercih gibi görünmemesidir. Kişi yapılması gerekenin farkındadır; hatta çoğu zaman önemini de kabul eder. Buna rağmen harekete geçememesi, davranışın bilişsel bir eksiklikten ziyade duygusal bir zorlanmayla ilişkili olduğunu düşündürür. Nitekim erteleme ile düşük psikolojik iyi oluş ve artan stres düzeyi arasındaki ilişkiyi ortaya koyan çalışmalar da bu durumu desteklemektedir (Sirois, 2014). Dolayısıyla erteleme davranışını anlamak, yalnızca “neden başlamıyorum?” sorusuna değil, “başlamayı zorlaştıran içsel deneyim ne?” sorusuna da odaklanmayı gerektirir. Bu bakış açısı, ertelemeyi ortadan kaldırmaya yönelik müdahalelerin de yalnızca davranışsal değil, aynı zamanda duygusal süreçleri kapsaması gerektiğini göstermektedir.

Zihinsel Engeller: Mükemmeliyetçilik ve Öz Yeterlilik

Erteleme davranışını sürdüren önemli etkenlerden biri, bireyin kendi yeterliliğine dair inançlarıdır. Piers Steel (2007) erteleme üzerine yaptığı kapsamlı çalışmada, düşük öz yeterlilik algısının bireylerin görev başlatma davranışını belirgin şekilde zorlaştırdığını vurgular. Kişi gerekli becerilere sahip olsa bile, “yeterince iyi yapamayacağı” düşüncesi, harekete geçmenin önünde güçlü bir engel oluşturabilir. Bu noktada mükemmeliyetçilik devreye girer. Paul L. Hewitt ve Gordon L. Fleet (1995), yüksek mükemmeliyetçilik düzeyine sahip bireylerin hata yapmaya karşı daha düşük tolerans gösterdiğini ve bu nedenle görevleri ertelemeye daha yatkın olduklarını belirtir. “Ya kusursuz yapmalıyım ya da hiç yapmalıyım” biçimindeki katı düşünce kalıpları, görevi yalnızca zor değil, aynı zamanda tehdit edici hale getirir. Bu durumda erteleme, olası bir başarısızlıkla yüzleşmemek için kullanılan koruyucu bir stratejiye dönüşebilir. Bilişsel süreçler açısından bakıldığında, erteleme davranışına çoğu zaman belirli otomatik düşünceler eşlik eder. Timothy A. Pychyl ve Gordon L. Flett (2012), bireylerin “şu an doğru zaman değil” ya da “daha hazır hissetmeliyim” gibi düşüncelerle erteleme davranışını rasyonelleştirdiğini ifade eder.

Ertelemeyi Nasıl Kırabiliriz?

Erteleme davranışını değiştirmek çoğu zaman “daha disiplinli olmak” ya da “daha iyi plan yapmak” gibi önerilerle sınırlandırılır. Oysa ertelemenin altında yatan duygusal ve bilişsel süreçler dikkate alınmadan yapılan müdahaleler, kalıcı bir değişim yaratmakta yetersiz kalabilir. Bu noktada, ertelemeyi kırmak için yalnızca davranışı değil, o davranışı sürdüren içsel mekanizmaları hedef almak önemlidir. İlk adım, yapılacak işe değil, o işe eşlik eden duygulara odaklanabilmektir. Fuschia M. Sirois ve Timothy A. Pychyl (2013), ertelemenin büyük ölçüde kısa vadeli duygu düzenleme ihtiyacıyla ilişkili olduğunu vurgular. Bu nedenle kişi, “başlamak için motive olmayı beklemek” yerine, zorlayıcı duygularla birlikte küçük bir adım atmayı deneyebilir. Çünkü motivasyon çoğu zaman başlamanın sonucu olarak ortaya çıkar, ön koşulu değildir. Davranışsal düzeyde ise görevleri daha küçük ve ulaşılabilir parçalara bölmek, ertelemeyi azaltmada etkili bir yöntemdir. Piers Steel (2007), büyük ve belirsiz görevlerin daha fazla kaçınma yarattığını, buna karşılık net ve yapılandırılmış hedeflerin eyleme geçmeyi kolaylaştırdığını belirtir. Bu nedenle “tamamlamak” yerine “başlamak” odaklı bir yaklaşım benimsemek, süreci daha yönetilebilir hale getirir. Bilişsel düzeyde ise katı ve zorlayıcı düşünce kalıplarını fark etmek kritik bir rol oynar. “Mükemmel yapmalıyım” ya da “şu an doğru zaman değil” gibi düşünceler, çoğu zaman davranışı geciktiren görünmez engellerdir. Bu noktada daha esnek ve gerçekçi alternatifler geliştirmek, erteleme döngüsünü zayıflatabilir. Örneğin “mükemmel olmak zorunda değil, ilerlemek yeterli” gibi bir yeniden çerçeveleme, harekete geçmeyi kolaylaştırabilir. Son olarak, erteleme ile mücadelede öz şefkatin rolü göz ardı edilmemelidir. Fuschia M. Sirois (2014), kendine karşı daha anlayışlı olan bireylerin erteleme davranışını azaltmada daha başarılı olduğunu göstermektedir. Kişinin kendini sürekli eleştirmesi yerine, zorlandığını kabul ederek daha destekleyici bir iç ses geliştirmesi, değişim sürecini daha sürdürülebilir kılar.

Melike ergen
Melike ergen
Uzman Psikolog Melike Ergen, lisans eğitimini Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Psikoloji bölümünde, yüksek lisans eğitimini ise Beykoz Üniversitesi Klinik Psikoloji programında tamamlamıştır. Lisans sürecinde çeşitli klinikler ve anaokulunda staj yaparak saha deneyimi kazanmıştır. Klinik psikoloji alanında çocuk, ergen ve yetişkinlerle çalışmakta; Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ekolüyle online ve yüz yüze olmak üzere bireysel terapi seansları yürütmektedir. Aynı zamanda psikoloji alanında farklı konularda seminerler vererek bilgi ve deneyimlerini çeşitli platformlarda paylaşmaktadır. Klinik çalışmalarının yanı sıra Doping Hafıza bünyesinde eğitim koçluğu alanında da görev almakta; öğrenme motivasyonu ve akademik verimlilik üzerine çalışmalar sürdürmektedir. Mesleki gelişimini bilimsel çalışmaları takip ederek ve alanına yönelik düzenli okumalar yaparak devam ettirmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar