Cumartesi, Şubat 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kaygılı Bağlanmanın Yetişkin İlişkilerdeki Davranışsal Yansımaları

Bağlanma, yaşamın erken dönemlerinde birincil bakım verenle kurulup şekillenmeye başlar ve kişinin ilerleyen dönemlerdeki yaşantısında duygusal, bilişsel ve kişilerarası ilişkilerinde önemli rol oynar. Bağlanma, kişinin kendisi için güvenli bir üs olarak bakım verenle geliştirdiği duygusal bir bağdır. Çocuk için bu bağ, sığınılacak güvenli bir liman ve dünyayı keşfetmek için geri dönülebilecek bir üs niteliği taşımaktadır. Bakım verenin çocuğun sinyallerine verdiği duyarlı ya da duyarsız tepkiler, bağlanmanın güvenli ya da güvensiz bir şekilde kurulmasına yol açmaktadır. Bu doğrultuda bakım verenin çocukla kurduğu ilişki biçimi, bağlanmanın türünü belirlemede kritik rol oynamaktadır (Bowlby, 1979).

Kaygılı Bağlanmanın Kökenleri ve İçsel Çalışma Modelleri

Kaygılı bağlanma, bakım verenin tutarsız, öngörülemez ve düzenli bir şekilde erişilebilir olmayıp çocuğa bunu tutumlarıyla gösterip duygusal anlamda da hissettirmesiyle oluşur. Çocuk, tutarlı ve dengeli bir ilgi ve kabul görmediği için, bakım verenin ne zaman ulaşılabilir ve destekleyici olacağını kestiremez ve bu konuda hassaslaşıp yoğun bir kaybetme kaygısı geliştirir. Sürekli olarak yaşanan bu durumlar, bireyin ‘Ben sevgiye layık değilim, değersizim, her an terk edilebilirim.’ şeklindeki temel yanlış inançların oluşumuna zemin hazırlar (Bowlby, 1979).

Ainsworth’un ‘Yabancı Durum Testi’ bulgularına göre, kaygılı bağlanma stiline sahip çocukların bakım verenleri ortamdan ayrıldığında yoğun bir kaygı yaşamaktadır. Ancak bakım veren geri geldikten sonra yakınlık arayışı, öfke ve huzursuzluk gelişmektedir. Çocuğun deneyimlediği bu çelişkili davranışlar, bakım verenin bazen destekleyici ve ulaşılabilir, bazen de erişilemez olmasından kaynaklanmaktadır (Dalgar et al., 2022). Bu türdeki olumsuz erken deneyimler sonucunda çocuk, bağlanma figürünün her zaman ulaşılabilir olmadığına dair bir inanç geliştirir ve kaygı yaşar. Bu sebeple, bağlanma sistemi kronik bir şekilde aktif kalır ve çocuk bu kaygıyı sürekli olarak yaşamaya başlar.

Çocuk, bakım verenin çelişkili davranışları sonucunda, kendisi ve başkaları hakkında bilişsel ve duygusal içsel çalışma modelleri geliştirir. Kaygılı bağlanma modeline sahip bireyler, olumsuz benlik algısı ve diğer bireylere yönelik aşırı hassasiyet deneyimlerler. Bu bireyler kendisini sevgiye, ilgiye ve başkaları tarafından değer görmeye layık görmezler. Çevrelerindeki diğer bireyleri ise değerli fakat ulaşılması zor kişiler olarak yorumlarlar (Bowlby, 1979).

Yetişkinlikte Kaygılı Bağlanma ve İlişki Dinamikleri

Çocuğun, çelişkili ve tutarsız bakım veren davranışları sonucu geliştirdiği içsel modeller, bireyin ileriye yönelik yaşantısındaki davranışlarını ve duygusal tepkilerini de şekillendirmektedir. Kaygılı bağlanma stiline sahip bireylerde en sık gözlemlenen davranışlar, ilişkilerde sürekli olarak onay arama, partnerin herhangi bir farklı davranışını aşırı ve yanlış yorumlama, terk edilme olasılığına karşı aşırı tetikte olma gibi durumları içerir. Böylece kişi, ikili ilişkilerinde ciddi bir stres yaşamaya başlar ve duygusal dalgalanmaları daha sık deneyimleyerek ilişki kalitesini ciddi anlamda düşürür (Bowlby, 1979).

Kaygılı bağlanma stili, özellikle yetişkinlik dönemindeki romantik ilişkilerde daha da belirgin bir hale gelmektedir. Bu bireyler partnerine karşı yoğun duygusal yatırım yapar, her davranışını yorumlama eğiliminde olur, söylenenler üzerine düşünmede çok vakit harcar ve genel olarak negatif yorumlamaya eğilimli olur. Dahası, kaygılı bağlanan bireyler sürekli iletişim ihtiyacı hissederek içsel kaygılarını her an iletişimde kalarak azaltmaya çalışır. Bu ihtiyaçlar herhangi sebeplerden karşılanmadığı takdirde, yoğun kaygı, stres ve hayal kırıklığı deneyimlerler.

Bu kişiler, partnere karşı yüksek kıskançlık ve aşırı kontrolcülük gibi durumları da yaşamaktadırlar. Partnerlerinin davranışlarını öyle olmasa dahi terk edilme tehdidi olarak algılayabilir ve bu algının doğal bir sonucu olarak aşırı kontrolcü ve bağımlı davranışlar sergileyebilirler. Böylece karşı taraf üzerine de bir baskı oluşarak ilişki kısır döngüye girer. Ek olarak partner geri çekilebilir, kişi de daha çok kaygı yaşamaya başlayabilir (Bowlby, 1979).

Psikolojik Sağlık ve Terapi Süreçleri

Kaygılı bağlanan bireylerde gözlemlenen çeşitli psikolojik sorunlar mevcuttur ve bu sorunlar kaygılı bağlanma stiliyle ilişkilidir. Özellikle yaygın anksiyete bozukluğu, sosyal kaygı, depresif belirtiler gibi durumlar, kaygılı bağlanmayla yakından ilişkilidir. Bu bireyler, belirsizliğe karşı düşük tahammül eşiğine sahiptir ve kontrol edemedikleri durumlarda yoğun kaygı yaşayabilmektedir (Kobak & Bosmans, 2018).

Kaygılı bağlanmanın anlaşılması, psikoterapi süreçleri açısından oldukça önemlidir. Özellikle, bağlanma temelli terapiler ve bilişsel davranışçı yaklaşımlar, bireyin ilişki deneyimlerini daha güvenli ve sağlıklı bir konuma getirmede büyük rol oynamaktadır. Terapötik ilişkide, bireye güvenli bir ortamın sunulması, bireyin bağlanmayla ilgili düşüncelerini değiştirip yeniden yapılandırmada kolaylık sağlamaktadır (Amani, 2025).

Kaygılı bağlanma, erken çocukluk deneyimlerinden beslenen ve bireyin kişiler arası ilişkilerinin ve sosyal yaşantısının kalitesini düşüren bir bağlanma biçimidir. Özellikle yetişkinlik dönemindeki romantik ilişkilerde kendini belli edip, duygusal düzenleme ve psikolojik iyi oluş durumlarında etkilidir. Dolayısıyla bu bağlanma stilinin anlaşılması ve yeniden yapılandırılması, klinik müdahaleler ve koruyucu ruh sağlığı çalışmaları açısından oldukça önemlidir.

Kaynakça

  1. Amani, M. (2025). The Effectiveness of Cognitive-Behavioral Family Therapy on Communication Skills, Family Functioning, and Conflict Resolution Styles in Couples with Insecure Attachment Style. KMAN Counseling & Psychology Nexus, 3, 1-9. https://doi.org/10.61838/kman.fct.psynexus.3.5

  2. Bowlby J. The Bowlby-Ainsworth attachment theory. Behavioral and Brain Sciences. 1979;2(4):637-638. doi:10.1017/S0140525X00064955

  3. Dalgar, G., Civil, F., Savaş, E., Şahin, A. (2022). ERKEN ÇOCUKLUKTA BAĞLANMA: JOHN BOWLBY VE MARY AINSWORTH AÇISINDAN İNCELENMESİ. Avrasya Sağlık Bilimleri Dergisi, 5(1), 85-92. https://doi.org/10.53493/avrasyasbd.885024

  4. Kobak, R., & Bosmans, G. (2018). Attachment and psychopathology: a dynamic model of the insecure cycle. Current Opinion in Psychology, 25, 76–80. https://doi.org/10.1016/j.copsyc.2018.02.018

Emine Özge Duruklu
Emine Özge Duruklu
Ben Özge. Kadir Has Üniversitesi Psikoloji Bölümü 3. sınıf öğrencisiyim. Psikolojiye olan ilgim oldukça erken yaşlara dayanıyor. Bu doğrultuda özellikle nöropsikoloji ve klinik psikoloji alanlarına yoğun ilgi duyuyorum. Akademik anlamda, klinik psikoloji yüksek lisansımı tamamladıktan sonra nöropsikoloji alanında uzmanlaşmayı hedefliyorum. Yalnızca akademik anlamda değil, sosyal medyada da farkındalık yaratmayı önemsiyorum. @ozgeilepsikoloji adlı Instagram sayfamda oldukça geniş bir kitleye hitap ederek duygular, stres, kaygı, öz değer üzerine içerikler üretiyorum. Amacım, insanlara kendilerini tanımaları konusunda biraz olsun eşlik edebilmek ve yardımcı olabilmek.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar