Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kaygı İle Yaşamak: Kaygının Değişen Yüzü

“Ama sen hiç kaygılı gözükmüyorsun.” “Kaygı bozukluğun olsaydı bu mesleği yapamazdın.” Yaygın kaygı bozukluğu sahibi bir psikolog olarak beni en çok tetikleyen cümleler bunlar aslında. Bana karşı söylenmese bile; çok uzakta, hiç tanımadığım birine söylendiğinde bile tetikleniyorum. Tetiklenince daha fazla kaygılanıyorum. Bu yüzden bugün, elimden geldiğince bilinç oluşturmak için buradayım. Kaygılı birinin zihninden, kaygı nasıl bir şey onu görmenizi istiyorum.

Görünmez Bir Mücadele: Önyargıları Yıkmak

Bu cümleler bana hiç söylenmese de medyada ünlü bireylere karşı söylendiğini çok gördüm. En büyük tetiklenmelerimden birini bu şekilde yaşadım diyebilirim. “Gerçekten hasta mı ki?” benzeri cümleleri, birçok insandan duymak insanı gerçekten üzüyor. Hissettiklerimin yok sayılması, yaşadıklarımın görmezden gelinmesi derinden yaralıyor. Kaygı bozukluğumuzun olması, alnımızın ortasında yazmıyor. Bazen hiç tahmin etmeyeceğiniz insanların kaygı bozukluğu olabilir. Bu nedenle, özellikle psikiyatrik rahatsızlıklar için olan büyük küçük tüm önyargılarınızı bir kenara kaldırmanızı istiyorum. Umarım bu yazının sonunda bu önyargıları halının altına süpürmez, direkt çöpe atarız.

Çocukluktan Kalan İzler ve Normalleşen Kaygı

Şizofreni, bipolar bozukluk gibi damgalanma riski daha yüksek olan psikiyatrik rahatsızlıklarda farkındalık oluşturmak adına daha yoğun çabalar harcıyoruz gibi hissediyorum. Kaygı bozuklukları sanki yok sayılıyor gibi. Çekingen, utangaç gibi sıfatlar ile kaygıyı normalleştiriyoruz; üzerine çalışmıyoruz ya da anlamıyoruz. Psikoloji okurken geriye dönüp baktığımda, çocukluğumda tanı almam gerektiğini fark etmek beni epey etkilemişti. Aslında sessiz ya da çekinik bir çocuk değildim, kaygılıydım. Bazı derslerde ya da ortamlarda kalbimin beni rahatsız edecek kadar hızlı atması, annemin beni sürekli kalp doktorlarına götürmesine yol açmıştı. Oysa ihtiyacım olan şey bir psikoloğa gitmekti. Bu yazı biraz olsun bizi anlayabilmeniz; belki de kendinizi tanıyabilmeniz, fark edebilmeniz için. Çünkü eminim ki yalnız değilim.

Yaşamsal Bir Gereklilik Olarak Kaygı

Kaygı, hayatımız için yaşamsal bir gereklilik olarak karşımıza çıkan bir duygudur. Kaygı olmasa savaş ya da kaç mekanizmamız çalışamazdı. Tehlikeli durumları algılayamazdık ve hayatta kalma olasılığımız düşerdi. Bu yüzden sık sık, kaygının tamamen hayatımızdan çıkmasının zararlı olacağından bahsetmeye çalışırız. Büyüklerimizin de dediği gibi: Her şeyin fazlası zarar. Çalışmamız gereken durum kaygıyı yok etmek değil; fazlasını azaltmak ve azami düzeyde tutmak, kaygı ile baş etme yöntemleri geliştirmek.

Destek Almanın Önemi ve Yöntemler

Kaygı ile çalışmak ya da kaygı ile yaşamak çok kolay gibi görünse de işin içerisine genetik ve çevresel faktörler dahil olduğundan zorluklar ortaya çıkabiliyor. Genellikle terapi tek başına yetse de bazı kişiler ya da hayatın bazı anlarında ilaç takviyesi gerekli olabiliyor. Bu yüzden, kaygınızla baş etmekte zorlanıyorsanız lütfen uzmanlardan destek alın. Psikiyatrik ilaç kullanmaktan çekiniyorsanız ya da kendinizi terapiye hazır hissetmiyorsanız soru sormaktan çekinmeyin. Yardımcı olmak için buradayız. Mesela, nefes ya da mindfulness egzersizleri öğrenerek kaygı ile baş etme konusunda büyük bir yol kat edebilirsiniz.

Kaygının Farklı Maskeleri

Kaygı bozuklukları çeşitli şekillerde karşımıza çıkabilir. Bazen kafamızın içerisinde dönüp duran “ya kötü bir şey olursa”, “ya şöyle olursa” tarzı cümlelerdir. Bazen sadece fizyolojiktir; kalbimiz hızlı atar, nefes alışverişimiz hızlanır, ellerimiz terler, titreriz. Bazen böyle durumlarda kaygılı olduğumuzu ya da bizi kaygılandıran şeyi fark etmeyiz bile.

Bazı günler çok kaygılı oluruz, evden dışarı çıkasımız bile gelmez. Her gün yaptığımız işler külfet gelir. En basit işleri bile kaygımızla baş edemediğimiz için yapamaz hale geliriz; duşa giremeyiz, diş fırçalayamayız, yemek yiyemeyiz. Bazı günler, çok iyi hissederiz. Sanki hiç kaygımız yokmuş gibi, normalde yaparken çok zorlanacağımız işleri bile büyük bir rahatlıkla yaparız. Tanımadığımız insanlarla şakalaşırız, sahneye çıkarız, topluluk önünde konuşuruz. Yani, günümüz günümüzü tutmayabilir.

Sonuç: Anlamak ve Yanında Olmak

Bazen kaygılı olduğumuz yüzümüzden okunur, işlevselliğimiz bozulur. Çevremizdeki herkes fark eder, yardım etmeye çalışır. Bazen hiç kimse fark etmez. Hiç dışarı yansıtmadan tamamen kendi içimizde yaşarız kaygımızı. O yüzden, kaygı bozukluğumuz olduğunu söylediğimizde büyük bir çoğunluk şaşırabilir.

Yani kaygı, kaygı bozukluğu olan biri için o kadar da kolay anlatılacak bir şey değildir. Her insanda farklıdır. Farklı şekillerde kendini gösterir, farklı yoğunluklarda var olur, farklı seviyelerde etkiler, farklı durumlarda ortaya çıkar. Herkes için çok kolay olduğunu düşündüğünüz bir şey, bizim için hayatın en zor görevlerinden olabilir. Kaygılı bir birey için yapabileceğiniz en iyi şey, kişinin hislerini küçümsememek. Dinlemek ve anlamaya çalışmak, birine vereceğiniz en büyük destek olabilir.

İrem Tan
İrem Tan
Psikolog İrem Tan, 2023 yılında İstanbul Medeniyet Üniversitesi psikoloji bölümünden onur derecesiyle mezun olmuştur. Lisans eğitimi sırasında çeşitli hastanelerde (Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi) ve özel bir danışmanlık merkezinde stajlarını tamamlamıştır. Psi’us Fikiryum isimli psikoloji dergisinde 3 yıl gönüllü yazarlık yapmış; yine özel bir oluşum bünyesinde araştırma ve yayın koordinatörlüğü ekip üyesi olarak gönüllü bir şekilde görev almıştır. Çocuk, ergen ve yetişkinlerle çalışmalarını sürdürmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar