Azı karar, çoğu zarar. Hayatta her şey bir denge içerisindedir. Bir şeyin eksikliği de aşırılığı da zararlı olabilir. Peki kaygı için de durum aynı mıdır? Kaygı; tehdit olarak algıladığımız durumlarda yaşadığımız korku ve sıkıntı hali olarak tanımlanabilir.
Aslında kaygı, bireyin olası tehditlere karşı zihinsel ve bedensel düzeyde tetikte olmasını sağlayan, evrimsel bir uyarı mekanizmasıdır ve bireyi tehlikeler karşısında kendini koruma davranışlarına yönlendirir. Bu yönüyle, azı karar ifadesinde olduğu gibi ölçülü düzeyde hissedildiğinde işlevsel bir role sahiptir.
Kaygının aşırı hissedildiği durumlarda kişinin gerçeklik algısı bozulur, ortamda bir tehlike ya da tehdit olmasa dahi bireyin aşırı bir düşünce haline girdiği veya bir takım bedensel reaksiyonlar verdiği görülür. İşte bu yönüyle kaygının da çoğunun zarar olduğu söylenebilir.
Kaygının İşlevi ve Ölçülü Düzeyde Faydaları
Kaygı bir histir, bir rahatsız olma halidir fakat amacı bize hizmet etmektir; yani bizi hayatta tutmaktır. Örneğin; bir alışveriş merkezinde yürürken ilerde kaygan zemin tabelası gören bir kişi hafif bir kaygı hisseder ve daha dikkatli yürümeye başlar. Bu kişinin kaygı düzeyi azı karar niteliğindedir.
Çoğu zarar düzeyinde yani aşırı kaygıya sahip olan bir birey ise yolunu değiştirebilir, yanındaki kişilerin elini tutmak veya koluna girmek isteyebilir; çarpıntı, nefes almakta zorlanma, kasılma, titreme, terleme gibi bir takım bedensel reaksiyonlar ile iyice panikleyebilir.
Kaygı Düzeyini Belirleyen Faktörler
Peki nasıl oluyor da bazı bireylerde azı karar, bazı bireylerde çoğu zarar düzeyinde hissediliyor bu kaygı? Kaygının şiddeti, bireyin bir durumu nasıl algıladığına ve yorumladığına bağlı olarak değişkenlik gösterir.
Aynı olayı deneyimleyen iki kişinin bu olay ile ilgili ne düşündüğü sorulduğunda, farklı yorumladıkları görülebilir. Buradaki farklılığı yaratan temel faktörler; bireylerin mizaç özellikleri, öğretileri ve geçmiş deneyimleridir.
Örneğin; kaygı düzeyi yüksek bir ebeveyne sahip olan bir bireyin, kaygı düzeyi düşük olan bir ebeveyne sahip olan bireye göre kaygıya yatkınlığı daha yüksektir. Benzer şekilde kaygı düzeyi yüksek olan kişiler ile büyüyen bireyler, çocukluktan itibaren bu kişilerin olay ve durumlara verdikleri kaygıya dayalı reaksiyonları gözlemler, rol model almak yolu ile öğrenir ve benzer bir durumu yaşama halinde kendisi de kaygı perspektifinden bir tutum davranış sergiler.
Bazen de kaygı düzeyi yüksek olan kişilerle yaşayan çocukların aşırı korumacı ve kontrolcü tutum davranışlara maruz kalmaları, kendilerinden de kontrolcü davranmalarının beklenmesi ve öğretilmesi sonucunda yetişkinliklerinde aşırı kaygılı bireyler haline geldikleri görülmektedir.
Kaygı ve Endişe Arasındaki İlişki
Bu deneyimler bireyin düşüncelerini şekillendirmektedir. İşte burada kaygının artık sadece bir his olarak kalmadığını, üstüne düşüncelerin de eklendiğini söyleyebiliriz. Bu kaygıya dayalı düşünceler de endişe adını almaktadır.
Yukarıdaki örneğe geri dönecek olursak; alışveriş merkezinde yürürken kaygan zemin tabelasını gördüğünde aşırı kaygılanan kişi, daha önce ıslak bir zemine basıp kayıp düşmüş olabilir veya bu şekilde düşen birisini görmüş, yakınlarından birinin başına böyle bir durum gelmiş ve ciddi şekilde yaralanmış olabilir.
Veya çocukluğundan itibaren böyle yerlerden geçerken çok dikkatli olması konusunda defalarca uyarılmış ve korkutulmuş olabilir. Bu sıraladığımız ihtimallerden herhangi birisine tekrar tekrar maruz kalmış olan bir kişinin zihninden “ya kayıp düşersem ve bir yerim kırılırsa” veya “ya düşüp de başımı çarparsam ve ölürsem” gibi olumsuz otomatik düşünceler geçebilir.
Bu düşünceler ile başa çıkmak yerine yolunu değiştiren birey için hayat giderek yorucu olmaktadır.
Tehlike Algısı ve Bilişsel Çarpıtmalar
Bazen de aşırı kaygılı kişiler, daha alışveriş merkezine gelip de kaygan zemin tabelasını görmeden, evinde alışveriş merkezine gelip alacaklarını planlarken bir anda zihnine “kaygan zemin tabelasını fark edemezsem ve kayıp düşersem” veya “ya alışveriş merkezinde başıma kötü bir şey gelirse” vb. düşünceler gelebilir ve bireyin davranışını değiştirebilir.
Bu nedenle birey sadece tehlike anında ya da tehlikeyi hatırlatacak bir ortamda değil, ortalıkta tehlikenin “t”si yokken bile endişelenip aşırı kaçınan bir davranış sergileyebilir. Böyle bir durumda kişi alışveriş merkezine gitmekten vazgeçebilir veya yanında gelebilecek birisini buluncaya kadar ihtiyaçlarını almayı ertelemek zorunda kalabilir.
Bireyin kaygı düzeyini artıran faktörlerden bir diğeri algılanan tehdit düzeyidir. Birey bir durumu ne kadar tehdit edici, tehlikeli ya da kontrol edilemez olarak değerlendiriyorsa, kaygı düzeyi o ölçüde yükselir.
Bireyin bu tehlike durumu ile başa çıkamayacağına olan inancı, yine kaygı düzeyinin artmasına sebep olur. Yukarıda bahsettiğimiz olumsuz otomatik düşünceler ve felaketleştirmeler de kaygı düzeyini arttıran bilişsel çarpıtmalardır.
Bazen de bireyin son zamanlarda yorgun, uykusuz olması, stresli ve gergin ortamlarda bulunması, aşırı çalışması kaygı düzeyi üzerinde olumsuz etkiye sahiptir.
Sonuç: Kaygıyı Yönetmek
Sonuç olarak aşırı kaygılı bireyler, kaçıngan davranışları sebebiyle sıklıkla işlerini ertelemekte ya da hiçbir zaman harekete geçememektedirler. Amacımız kaygıları tamamen ortadan kaldırmak değil, yönetebileceğimiz bir seviyeye çekebilmektir.
Kararında olan kaygı, bireylerin tehlikelere karşı kendisini koruyabilmesini ve dikkatini her zaman uyanık tutabilmesini sağlamaktadır. Bu kişiler daha az erteleme yapıp, desteğe daha az ihtiyaç duydukları için ve daha konforlu bir hayata sahip olurlar.
Atasözünde olduğu gibi; kaygının da azı karar, çoğu zarar.


