Cuma, Ocak 16, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İşlevsel Anksiyete: Herkesin Övdüğü Ama Kimsenin Konuşmadığı Kaygı

“Her şeyi yetiştiriyorum ama hiç rahat değilim.” “Dışarıdan güçlü görünüyorum ama içim hiç susmuyor.”

Anksiyete denildiğinde çoğu kişinin aklına panik ataklar, yoğun krizler ya da günlük yaşamı belirgin şekilde aksatan belirtiler gelir. Oysa bazı insanlar kaygı yaşadıkları halde hayatlarını sürdürebilir, sorumluluklarını yerine getirebilir, çalışabilir ve üretken kalabilir. Bu kişiler dışarıdan bakıldığında oldukça “iyi” görünür. Ancak bu iyilik hali, çoğu zaman içsel bir huzuru değil, sürekli tetikte olma durumunu yansıtır. İşlevsel anksiyete olarak adlandırılabilecek bu psikolojik örüntü, günümüzde giderek daha fazla kişinin deneyimlediği ama nadiren adlandırılan bir durumdur.

İşlevsel anksiyete klinik bir tanı değildir; daha çok modern yaşam koşulları içinde sıkça karşılaşılan bir deneyimi tanımlamak için kullanılan bir çerçevedir. Bu kişiler genellikle yüksek sorumluluk bilincine sahiptir. Yapılması gereken işleri aksatmamaya çalışır, detayları önemser ve çevresi tarafından güvenilir olarak görülür. Ancak bu görünür işlevselliğin ardında, sürekli çalışan ve nadiren sakinleşen bir zihin bulunur. Zihin olası riskleri tarar, ihtimalleri hesaplar ve “ya bir şey ters giderse” sorusunu arka planda hep açık tutar.

Bu kaygı hali, kısa vadede kişiyi motive ediyor gibi görünebilir. Anksiyete sayesinde işler yetişir, hatalar önceden fark edilir ve kontrol duygusu korunur. Kişi kendini ancak tetikteyken güvende hissedebilir. Ancak uzun vadede bu durum ciddi bir zihinsel ve duygusal yorgunluk yaratır. Dinlenmek, yavaşlamak ya da kontrolü biraz olsun bırakmak rahatlatıcı değil; aksine huzursuz edici bir deneyim haline gelir. Çünkü zihin durmayı, dikkatsizliği ve gevşemeyi riskle eşleştirir. Bu nedenle kişi farkında olmadan sürekli bir zihinsel koşu içinde yaşar.

Toplumsal Övgü ve Görünmez Yükler

Toplum işlevsel anksiyeteyi çoğu zaman fark etmez, hatta ödüllendirir. Çünkü bu kişiler problem çıkarmaz, sorumluluk alır ve uyum sağlar. “Ne kadar disiplinlisin”, “Her şeyi önceden düşünüyorsun”, “Sen olmasan bu iş yürümezdi” gibi cümleler sıkça duyulur. Bu övgüler, kaygının sorgulanmadan devam etmesine neden olabilir. Anksiyete, bir sorun olarak değil; kişiliğin güçlü bir yönü gibi algılanmaya başlar. Kişi de çoğu zaman bu kaygıyı sorgulamak yerine onu kimliğinin bir parçası olarak benimser.

Ancak zihin bu tempoyu bir noktaya kadar taşıyabilir. Çoğu zaman bedensel sinyaller devreye girer. Uyku problemleri, sabahları yorgun uyanma, mide ve bağırsak sorunları, çene sıkma, baş ve boyun ağrıları ya da nedensiz huzursuzluk hissi işlevsel anksiyete yaşayan kişilerde sık görülür. Kişi “Her şey yolunda ama ben iyi hissetmiyorum” cümlesini kurmaya başlar. Bu ifade, dışarıdaki işlevsellikle iç dünyadaki yük arasındaki farkın önemli bir göstergesidir.

Kontrol İhtiyacı ve İlişkiler Üzerindeki Etkisi

İşlevsel anksiyete çoğu zaman güçlü bir kontrol ihtiyacı ile birlikte seyreder. Belirsizlik bu kişiler için zorlayıcıdır. Kontrol edilemeyen durumlar, iş hayatında olduğu kadar ilişkilerde de yoğun kaygı yaratabilir. Bu nedenle kişi ilişkilerde sıkça sorumluluk alan, idare eden ve duygusal yükü taşıyan taraf haline gelebilir. Kendi ihtiyaçlarını fark etmekte zorlanırken, başkalarının ihtiyaçlarını önceliklendirme eğilimi gösterebilir, kendisini hep arka planda tutar. Bu durum uzun vadede duygusal tükenmişlik riskini artırır.

İşlevsel anksiyete yaşayan kişiler çoğu zaman güçlü ve dayanıklı görünür. Ancak bu güç, dinlenmeye izin vermeyen bir sistem üzerine kuruludur. Kişi durduğunda ya da yavaşladığında suçluluk hissedebilir. “Bir şey yapmalıyım”, “Daha fazlasını başarmalıyım” düşünceleri zihni meşgul eder. Kaygı azalmadığında, keyif alma belirgin şekilde düştüğünde ve kişi kendini sürekli “yetişmek zorunda” hissederken bulduğunda durup bakmak önemlidir.

Bu noktada mesele, kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak değil; onunla kurulan ilişkiyi fark etmektir. Anksiyetenin neyi telafi etmeye çalıştığını, ne zaman koruyucu olmaktan çıkıp yük haline geldiğini görebilmek, daha sürdürülebilir bir ruhsal denge için önemli bir adımdır.

Sonuç olarak işlevsel anksiyete, modern dünyanın sessizce ödüllendirdiği bir kaygı biçimidir. Kişiyi ayakta tutar gibi görünür; ancak uzun vadede ruhsal ve bedensel tükenmişliğe zemin hazırlayabilir. Bu durum bir zayıflık değil, koşullara verilen insani bir tepkidir. Bu durumu fark etmek, kişinin kendi ihtiyaçlarını yeniden duyması ve daha dengeli bir yaşam kurabilmesi için önemli bir ilk adımdır. Belki de bu yüzden işlevsel anksiyeteyi fark etmek, daha az başarmak değil; kendini ilk kez gerçekten duymaya cesaret etmektir.

Ayşe Özdemir
Ayşe Özdemir
Ayşe Özdemir, İstanbul Aydın Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunu olup rehber öğretmen olarak çocuk gelişimi ve psikolojik danışmanlık alanında çalışmaktadır. Anaokulu ve kreşlerde Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), sanat terapisi ve proje tabanlı uygulamalar aracılığıyla çocukların duygusal ve sosyal gelişimlerini desteklemektedir. Bakırköy Mazhar Osman Hastanesi, Beyoğlu Sosyal Yardımlaşma Vakfı ve çeşitli özel kliniklerde staj deneyimi bulunan Özdemir, alanındaki eğitimlerini sürdürmekte ve psikolojiyi herkes için anlaşılır ve erişilebilir kılmayı amaçlayan yazılar kaleme almaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar