İletişim, insan ilişkilerinde zaman zaman bir güç mücadelesi zeminine taşınabilen dinamik bir süreçtir. Çocukluktan itibaren öğrenilen ve yetişkinlikte yeniden üretilen bazı iletişim örüntüleri belirleyici hale gelebilir. Bu örüntüler, taraflar arasındaki temas biçimini ve ilişkisel güveni doğrudan etkiler. İletişimin bu yönde nasıl şekillendiğini anlamak ve alternatif etkileşim yollarını ele almak, ilişkisel süreci farklı bir yerden değerlendirebilme imkânı sunar.
İlişkilerde Savunma ve Haklılık Arayışı
İlişkilerde iletişim bir güç savaşına dönüştüğünde taraflar birbirini anlamaya çalışmak yerine, kendi pozisyonlarını korumaya ve haklılıklarını ispatlamaya odaklanır. Böyle anlarda süreç, ilişkiyi onaran bir araç olmaktan uzaklaşarak savunma tepkilerinin ön plana çıktığı bir etkileşime dönüşür. Bu örüntülerin kökeni çoğu zaman erken dönem ilişki deneyimlerine dayanır. Çocuklukta maruz kalınan eleştirel, iğneleyici ya da duygusal olarak yük bindiren iletişim biçimleri; çocuğun kendini korumak için belirli tepkiler geliştirmesine yol açabilir. Zamanla bu tepkiler içselleştirilir ve yetişkinlikte yakın ilişkilere benzer şekillerde taşınır. Şikâyet etme, söylenme, geri çekilme ya da pasif direnç gibi tutumlar, bu öğrenilmiş örüntülerin farklı yüzleri olarak karşımıza çıkar. Böylece iletişim amacına hizmet etmez ve tekrar eden bir gerilim haline dönüşebilir. Bu noktada farkındalık önemli bir eşiktir. Hangi kalıpların tekrarlandığını görebilmek, bu sürecin otomatik biçimde sürmesini engellemenin ilk adımıdır. Çünkü bu beceriler doğuştan sabit değildir; öğrenilebilir, dönüştürülebilir ve yeniden yapılandırılabilir.
Ebeveynlikte Duygusal Regülasyon ve Rehberlik
Çocuklarla kurulan ilişkilerde bu etkileşim biçimi çoğu zaman duygusal regülasyon güçlüğü üzerinden kendini gösterir. Yetişkinler tarafından zaman zaman anlamsız ya da abartılı olarak değerlendirilen davranışlar, çoğunlukla çocuğun yoğun duygularla baş etmekte zorlandığı anlara karşılık gelir. Çocuk, bir ihtiyacını ya da duygusunu ifade etmeye çalışırken karşılaştığı iletişim biçimleri nedeniyle kendini daha da sıkışmış hissedebilir. Bu durum, belirli davranış örüntülerinin süreklilik kazanmasına yol açabilir. Tam da bu noktada ebeveynin kendi duygusunu düzenleyebilmesi, sakinliğini koruyarak çocuğa rehberlik edebilmesi ve duygularla baş etme konusunda model olması; sağlıklı iletişim becerilerinin gelişimini doğrudan etkiler. Çocuğun duygusunun görülmesi, anlaşılması ve belirli sınırlar içinde karşılık bulması, ilişkisel güven duygusunu besler. Özellikle çocuklarla kurulan ilişkilerde alternatif sunmak da önemli bir beceridir. Tamamen yasaklayıcı ve tek yönlü bir dil yerine seçenekler sunmak, çocuğun işbirliğini artırır ve ilişki bağının korunmasına katkı sağlar. Bu yaklaşım, etkileşimin çatışma üretmek yerine ilişkiyi destekleyen bir nitelik kazanmasına yardımcı olur.
İletişim Engelleri ve Somut İfade
Sağlıklı iletişim becerileri geliştirebilmek için öncelikle duyguların bastırılmadan ifade edilebilmesi gerekir. Ancak iletişim yalnızca ne söylendiğiyle değil, karşı tarafın ne anladığıyla da ilgilidir. Bazen duyduğumuz şeyi değil, kendi geçmiş deneyimlerimizin ve hassasiyetlerimizin süzgecinden geçen anlamı duyarız. Zihin okuma, niyet yükleme ya da genelleme yapma eğilimi bu noktada devreye girer ve süreci zorlaştırır. Suçlayıcı, yargılayıcı ya da karşı tarafın kişiliğine yönelik genellemeler içeren bir dil yerine, yaşanan durumun kişide uyandırdığı duyguya odaklanmak hem duygunun sorumluluğunu almayı hem de karşılıklı anlayışı destekler. “Sen hep böylesin”, “Bunu bilerek yapıyorsun” ya da “Zaten beni hiç önemsemiyorsun” gibi ifadeler çoğu zaman bir yorumun kesinlik kazanmış halidir. Daha somut, duruma özgü ve ihtiyaç temelli ifadeler ise süreci açar ve işbirliğini kolaylaştırır.
Mahşerin Dört Atlısı ve Dönüşüm
Gottman ve Silver’ın (1999) yakın ilişkiler üzerine yaptığı çalışmalarda tanımladığı ve ‘Mahşerin Dört Atlısı’ olarak adlandırılan eleştiri, küçümseme, savunmaya geçme ve geri çekilme iletişim örüntüleri; çatışmanın derinleşmesine hizmet eden yaygın örnekler arasında yer alır. İlk olarak romantik ilişkiler bağlamında ele alınan bu örüntüler, aile içi ilişkilerde ve ebeveyn-çocuk iletişiminde de gözlemlenebilmektedir. Bu örüntülerde dikkat çeken nokta, tarafların birbirini anlamaya yönelmek yerine mesafe koymaya ya da kendilerini savunmaya geçmesidir. Bu tekrar eden etkileşim biçimini dönüştürebilmenin yollarından biri, dinleme alışkanlığını gözden geçirmektir. Cevap vermek için dinlemek yerine, karşı tarafın ne hissettiğini ve ne anlatmaya çalıştığını anlamaya niyet ederek dinlemek; ilişkideki sertliği azaltır.
Sonuç olarak sağlıklı iletişim, tarafların birbirini değiştirmeye çalıştığı bir alan değil, temasın korunabildiği ve ilişki bağının birlikte taşınabildiği bir etkileşim biçimi sunar.
Kaynakça
Gottman, J. M., & Silver, N. (1999). The Seven Principles for Making Marriage Work: A Practical Guide from the Country’s Foremost Relationship Expert. New York: Harmony Books.



Yazınızı bir çırpıda okudum ve çok beğendim.Değindiğiniz konu,toplumun en büyük kronik sorunlarından.Ve siz de konu’yu net,kısa ve öz bir şekilde ifade etmişsiniz.
Çalışmalarınızda başarılar diler,bir sonraki yazınızı büyük bir merakla bekleyeceğim.