Watson’dan Günümüze İnsanın Değişme Kapasitesi
John B. Watson’ın psikoloji tarihine kazınan cümlesi, aradan geçen yüzyıla rağmen hâlâ sarsıcıdır:
“Bana bir düzine sağlıklı bebek verin; onları yetiştireceğim çevreyi ben seçeyim. İçlerinden herhangi birini, yetenekleri ve eğilimleri ne olursa olsun, istediğim mesleğe dönüştürebilirim.” (Watson, 1924)
Bu ifade, davranışçılığın en net özetidir: İnsan davranışı öğrenilir; çevre belirleyicidir; ölçülemeyen zihinsel süreçler bilimsel incelemenin dışında bırakılmalıdır. Watson’a göre insan, uygun koşullar altında biçimlendirilebilen bir varlıktır. Ancak bu iddia, yalnızca çocuk gelişimine dair değildir. Daha derin bir varsayımı da beraberinde getirir: İnsan, çocuklukta şekillendikten sonra tamamlanır. Modern psikoloji bu noktada durur ve itiraz eder.
Çocukluk: Geride Kalan Bir Dönem mi, Taşınan Bir Yapı mı?
Çağdaş gelişim psikolojisi, çocukluğu yalnızca geçilen bir evre olarak değil, bireyin psikolojik örgütlenmesinin temel katmanı olarak ele alır. Bowlby’nin bağlanma kuramı, erken bakım veren ilişkilerinin bireyin “içsel çalışma modelleri”ni oluşturduğunu ve bu modellerin yetişkinlikte de ilişkileri, duygusal düzenlemeyi ve benlik algısını yönlendirdiğini göstermiştir (Bowlby, 1969).
Bu noktada kuramsal bir tartışma kaçınılmaz olarak kişisel bir soruya dönüşür: Çocukken yakınlık nasıl deneyimlendi? Güven mi, mesafe mi öğrenildi? Bu öğrenmeler bugün hâlâ ilişki kurma biçimlerini ve duygusal sınırları etkiliyor olabilir mi?
Winnicott’un “gerçek benlik” ve “sahte benlik” kavramsallaştırması da benzer bir sürekliliğe işaret eder. Erken çevresel beklentilere aşırı uyum, çocuğun kendi ihtiyaçlarıyla temasını zayıflatabilir; bu kopukluk yetişkinlikte yaratıcılık kaybı, içsel boşluk hissi ya da kimlik belirsizliği olarak ortaya çıkabilir (Winnicott, 1960). Bu çerçevede çocukluk, geride bırakılan bir geçmiş değil; içeride taşınan bir deneyim alanıdır.
Davranışçılığın Katkısı ve Kör Noktası
Watson’ın yaklaşımı, psikolojiyi gözlemlenebilir davranışa odaklayarak bilimsel yöntemi güçlendirmiştir. Öğrenme süreçlerinin sistematik biçimde incelenmesi, eğitimden klinik uygulamalara kadar pek çok alanda somut katkılar sağlamıştır.
Ancak davranışçılık, insanı yalnızca çevresel uyaranlara tepki veren bir sistem olarak ele aldığında, öznel deneyimi ve kendilik algısını dışarıda bırakır. Oysa insan davranışı, yalnızca neyin öğretildiğiyle değil, bu öğrenilenlerin nasıl anlamlandırıldığıyla da şekillenir. Bandura’nın öz-yeterlik kuramı, bu boşluğu dolduran önemli bir katkıdır. Birey, geçmiş deneyimlerinden yalnızca davranış kalıpları değil, kendi kapasitesine dair inançlar da geliştirir. Bu inançlar, gelecekte hangi davranışlara cesaret edileceğini ya da hangilerinden kaçınılacağını belirler (Bandura, 1977).
Bu noktada durup düşünmek gerekir: Bugün “yapamam” denilen şeyler, gerçekten bir sınır mı, yoksa çocuklukta öğrenilmiş bir inanç mı?
Yetişkinlik: Değişimin Hâlâ Mümkün Olduğu Alan
Yaşam boyu gelişim yaklaşımı, gelişimin çocuklukta tamamlanmadığını savunur. Kimlik yapılanması, duygusal düzenleme ve bilişsel esneklik yetişkinlikte de dönüşebilir (Baltes, 1987). Nöroplastisite araştırmaları, beynin yeni deneyimlerle yeniden örgütlenebildiğini açıkça göstermektedir.
Travma sonrası büyüme literatürü ise insanın yalnızca toparlanan değil, yeniden yapılanan bir varlık olduğunu ortaya koyar. Zorlayıcı yaşam deneyimleri, bireyin değer sistemini, önceliklerini ve kendilik algısını dönüştürebilir (Tedeschi & Calhoun, 2004). Bu bulgular, Watson’ın çevresel belirlenimciliğini sınırlar. Çevre güçlüdür; ancak insan, yetişkinlikte de kendi iç ve dış çevresini yeniden düzenleyebilen bir öznedir.
İçimizdeki Çocuk: Bastırılan mı, Dinlenen mi?
“İçimizdeki çocuk” kavramı, bilimsel bağlamda ele alındığında, erken duygusal öğrenmelerin ve ihtiyaçların yetişkinlikteki sürekliliğini ifade eder. Bu yapı yalnızca kırılganlıkların değil; merakın, oyunun ve yaratıcılığın da kaynağıdır.
Belirleyici olan şudur: Bu çocuk bastırılmış mı, yoksa dinlenmiş mi? Çünkü bastırılan çocuk kendini semptomlarla hatırlatır; dinlenen çocuk ise yetişkine esneklik kazandırır.
Sonuç: Watson’ı Yeniden Konumlandırmak
Watson’ın iddiası bugün ne tamamen reddedilir ne de olduğu gibi kabul edilir. İnsan çevreyle şekillenir; ancak yalnızca onun ürünü değildir. Çocukluk izleri güçlüdür, fakat değişmez değildir. İnsan, çocuklukta yazılan taslağı, yetişkinlikte yeniden okuma ve yeniden düzenleme kapasitesine sahip nadir varlıklardan biridir. Ve belki de psikolojinin en umut verici bulgusu şudur: Geçmiş bizi açıklar; ama geleceği zorunlu olarak belirlemez.
Kaynakça
-
Baltes, P. B. (1987). Theoretical propositions of life-span developmental psychology. Developmental Psychology, 23(5), 611–626.
-
Bandura, A. (1977). Self-efficacy: Toward a unifying theory of behavioral change. Psychological Review, 84(2), 191–215.
-
Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss: Vol. 1. Attachment. New York: Basic Books.
-
Tedeschi, R. G., & Calhoun, L. G. (2004). Posttraumatic growth: Conceptual foundations and empirical evidence. Psychological Inquiry, 15(1), 1–18.
-
Watson, J. B. (1924). Behaviorism. New York: W. W. Norton & Company.
-
Winnicott, D. W. (1960). Ego distortion in terms of true and false self. British Journal of Medical Psychology, 33, 17–30.


