Perşembe, Nisan 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bir Çocuğu Anlamak, Bir Dil Öğrenmek Gibidir

Dünyada kaç tane dil vardır? Şimdi içinizden saymaya başladığınızı tahmin ediyorum. Yüzlerce, belki binlerce… Ancak bu sorunun cevabı sandığımız kadar somut ve net değil. Çünkü aslında dünyada, insan sayısı kadar dil vardır. Her birey, yaşadıkları, hissettikleri ve öğrendikleriyle kendi anlam dünyasını kurar. Aynı kelimelerle konuşsak bile, çoğu zaman farklı anlarız; farklı kırılır, farklı tepkiler veririz.

İletişimde yaşanan bu küçük kırılmalar, yetişkinler arasında bile bu kadar yaygınken; dünyayı yeni tanıyan bir çocuk için durum çok daha hassastır. Tıpkı bir annenin çocuğuyla kurduğu iletişimde olduğu gibi… Bir çocuk, anlaşıldığını hissettikçe gelişir; kendini ifade edebildikçe güçlenir. Anlaşılma duygusu, onun gelecekte kuracağı tüm ilişkilerin temelini oluşturur.

Çocuk Eğitiminde Farkındalık ve Eşlik Etme

Tam da bu noktada çocuk yetiştirme meselesine yeniden dönüyoruz. Çünkü çocuk eğitimi, yalnızca kurallar koymak ya da ihtiyaçları karşılamak değil; aynı zamanda çocuğun iç dünyasını fark etmek ve ona eşlik edebilmektir.

Sevgiyle büyüyen ama aynı zamanda sağlıklı sınırların olduğu bir ortamda yetişen çocuklarla; ya tamamen baskı altında büyüyen ya da sınırsız bırakılan çocuklar arasında belirgin farklar vardır. Bu farkların temelinde ise her zaman çocuk psikolojisi yer alır. Aslında çocuk büyütürken attığımız her adım, bilinçli ya da bilinçsiz şekilde psikolojik bir etki yaratır.

Gelişim Sürecinde Denge ve İhtiyaçlar

Bu süreci, bir kek hamuru hazırlamaya benzetebiliriz. Nasıl ki fazla ya da eksik malzeme kekin kabarmasını engelliyorsa; çocuk yetiştirirken de sevginin, ilginin, disiplinin ya da beklentinin dengesiz olması sağlıklı gelişimi zorlaştırır. Ne aşırı baskı ne de tamamen sınırsızlık… Asıl ihtiyaç olan şey dengedir.

Peki biz çocuklarımızı nasıl büyütüyoruz? Sabır göstererek, anlayarak ve gerçekten dinleyerek mi? Yoksa henüz 2-3 yaşındaki bir çocuktan bir yetişkin gibi davranmasını bekleyerek mi? “Hayır efendim ben çocuğun annesiyim istediğimi derim, severim de döverim de kimse bana akıl veremez yeri geldi mi babasının gücünü kullanarak korkuturum da “. Şimdi bunu okurken çoğunuz ne kadar kötü cümleler kurulmuş burada diyenleriniz vardır elbet ama bunu sosyal hayatımızda yaşayarak da yapmıyor muyuz? Bazen farkında olmadan sert sözler söyleyerek, hatta hakaret ederek mi? Çocuk bir şeyi düşürdüğünde ya da hata yaptığında “seni sevmeyeceğim” ya da “sen kötüsün” gibi cümleler kurarak mı?

Hatalar ve Kendilik Algısı

Oysa unutmamak gerekir ki çocuk, yaparak ve hata yaparak öğrenir. Hata, onun gelişiminin doğal bir parçasıdır. Bu süreçte verilen tepkiler ise çocuğun kendilik algısını doğrudan şekillendirir.

Bazen de farklı bir yöntemle, çocukla çocuk olup “bak senin yüzünden ağladım” diyerek duygusal baskı kurabiliyoruz. Belki o an için etkili gibi görünse de, bu tür yaklaşımlar çocuğun duygularını anlamasını değil, suçluluk geliştirmesini sağlar.

Seçim Hakkı ve Değerlilik Hissi

Şimdi bir an durup düşünelim: Çocuklarımıza ne kadar yükleniyoruz? Onlara ne kadar alan tanıyoruz? Onlara seçim hakkı veriyor muyuz? Örneğin basit bir şekilde “Bunu mu yemek istersin, yoksa şunu mu?” diye sormak bile çocuğun kendini değerli hissetmesine yardımcı olur. Küçük görünen bu seçimler, aslında çocuğun özgüveninin temel taşlarını oluşturur.

Sonuç olarak, çocuk yetiştirmek sadece fiziksel ihtiyaçları karşılamak değil; aynı zamanda bir dili öğrenmek gibidir. Çocuğun dilini… Onun duygularını, tepkilerini ve ihtiyaçlarını anlayabilmek. Çünkü her çocuk, kendi diliyle anlaşılmayı bekler. Ve belki de en önemli soru şudur: Biz, çocuğumuzun dilini gerçekten öğreniyor muyuz?

Selinay Sönmez
Selinay Sönmez
Ben Selinay Sönmez. 2024 yılında Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden mezun oldum. Eğitimim boyunca psikolojinin temel alanlarına dair geniş bir perspektif edinmekle birlikte, özellikle nöropsikoloji alanına yoğun bir ilgi geliştirdim. İnsan beyninin işleyişi, zihinsel süreçlerle davranış arasındaki bağlantılar ve nörobilimsel araştırmalar, akademik merakımın merkezinde yer alıyor. Yazın hayatımda ise yalnızca tek bir alana bağlı kalmak yerine, psikolojinin farklı dallarını keşfetmeyi ve bu zenginliği okuyucularla buluşturmayı amaçlıyorum. Bu doğrultuda, her ay düzenli olarak klinik psikolojiden gelişim psikolojisine, sosyal psikolojiden bilişsel bilimlere uzanan geniş bir yelpazede içerikler kaleme almayı sürdürüyorum. Amacım, psikolojiyi yalnızca akademik çevreler için değil, geniş bir okuyucu kitlesi için erişilebilir, anlaşılır ve ilham verici kılmak.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar