Çarşamba, Şubat 4, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Altın Çocuk Dinamiği: Görünürde Ayrıcalık, İçeride Yük

Aile içinde bazı çocuklar vardır; uyumludur, başarılıdır, sorun çıkarmaz. Anne babanın gurur kaynağıdır, çevreye örnek gösterilir. Hata yapsa bile tolere edilir, çoğu zaman “zaten o yapmaz” denir. Bu çocuklar sıklıkla altın çocuk olarak adlandırılır.

Altın çocuk olmak ilk bakışta bir avantaj gibi görünse de, psikolojik açıdan bakıldığında bu rolün ağır ve çoğu zaman görünmez bir bedeli vardır.

Altın Çocuk Kimdir?

Altın çocuk, aile sisteminde ebeveyn beklentilerini en iyi karşılayan, ailenin imajını temsil eden ve çatışmadan uzak duran çocuktur. Bu çocuk, sevgiyi açıkça kaybetmez; ancak sevgiyi koşullu bir şekilde deneyimler.

Mesaj çoğu zaman açıkça söylenmez ama hissedilir: “İyi olduğum, başarılı olduğum ve sorun çıkarmadığım sürece değerliyim.”

Bu nedenle altın çocuk, kendi ihtiyaçlarından çok başkalarının beklentilerine odaklanarak büyür.

Koşullu Sevgi ve Bastırılan Benlik

Altın çocuk rolü, çocuğun erken yaşta bir performans geliştirmesine yol açar. Duygular geri plandadır; önemli olan uyum sağlamak, beklentiyi karşılamak ve hayal kırıklığı yaratmamaktır.

Bu süreçte çocuk:

  • Öfkesini bastırmayı,

  • Üzüntüsünü küçümsemeyi,

  • Yardım istememeyi öğrenir.

Gerçek benlik yavaş yavaş geri çekilir; yerine ebeveynlerin onayladığı ideal benlik geçer. Bu uyum, sağlıklı bir olgunluk değil; çoğu zaman bir hayatta kalma stratejisidir.

Yetişkinlikte Altın Çocuk Olmak

Altın çocuk olarak büyüyen bireyler yetişkinlikte genellikle:

  • Mükemmeliyetçi,

  • Kendine karşı sert,

  • Başarıyla değerini ölçen,

  • Hata yapmaktan yoğun şekilde kaçınan bir yapı geliştirir.

Dışarıdan güçlü, sorumluluk sahibi ve “her şeyi halleden” biri gibi görünürler. Ancak iç dünyalarında sürekli bir yetersizlik duygusu ve onay ihtiyacı vardır. Başarı rahatlatmaz; yalnızca bir sonraki beklentiyi doğurur.

İlişkilerde Altın Çocuk Dinamiği

Bu geçmiş romantik ilişkilerde de kendini gösterir. Bunlar;

  • Partnerini hayal kırıklığına uğratmaktan aşırı derecede korkabilir,

  • Eleştiriyi reddedilme olarak algılayabilir,

  • Sevgi ile performansı bilinçdışı şekilde eşleştirebilir.

Yakınlık isterler, ancak bu yakınlığın “yeterince iyi olmadıklarında” kaybolacağından endişe ederler. Sevilmek arzulanır; ama çoğu zaman olduğu haliyle değil, iyi olduğu haliyle.

Bu noktada önemli bir ayrım yapılmalıdır. Altın çocuk çoğu zaman takdir edilmiştir, ancak her zaman duygusal olarak görülmemiştir. İlgi vardır; fakat bu ilgi çocuğun duygularına değil, performansına yöneliktir.

Bu nedenle altın çocukluk, duygusal ihmalin daha sessiz ve fark edilmesi zor bir biçimi olarak değerlendirilebilir.

Psikodinamik ve Aile Sistemleri Açısından Altın Çocuk

Psikodinamik bakış açısına göre çocuk, ebeveynlerin çözülmemiş ihtiyaçlarının ve ideal benlik temsillerinin taşıyıcısı haline gelir. Çocuk, ebeveynin görmek istediği benliği temsil ederken kendi dürtüsel ve duygusal yönlerinden uzaklaşır. Winnicott’un (1965) tanımladığı “gerçek benlik – sahte benlik” ayrımı bu noktada açıklayıcıdır. Altın çocuk, kabul görmek için sahte benliğiyle ilişki kurar; gerçek benlik ise geri planda kalır.

Aile sistemleri kuramında ise altın çocuk, çoğu zaman sistemdeki çatışmayı dengeleyen bir işlev üstlenir. Ebeveynler arası gerilim, diğer kardeşlerin sorunları ya da aile içi düzensizlik, altın çocuğun “uyumlu ve başarılı” rolüyle maskelenir. Bu durum, çocuğun bireysel gelişiminden çok aile dengesini korumaya hizmet eder (Bowen, 1978).

Uzun vadede bu rol, bireyin sınır koymakta zorlanmasına, kendi ihtiyaçlarını tanımakta güçlük yaşamasına ve değeri dış onaya bağlamasına neden olabilir. Terapötik süreçte amaç; bireyin yalnızca “iyi yaptığı şeylerle” değil, tüm duygusal deneyimleriyle var olabileceğini yeniden deneyimlemesini sağlamaktır. Altın çocuk rolünün fark edilmesi, kişinin kendi benliğiyle daha gerçek bir temas kurmasının ilk adımıdır.

Altın çocuk olmak bir ayrıcalık değil, erken yaşta üstlenilmiş bir roldür. Bu rol; güçlü, başarılı ve uyumlu görünmenin ardında derin bir yorgunluk barındırabilir. Ancak fark edilen her rol gibi, altın çocuk rolü de zamanla bırakılabilir.

Kardeşler Arası Rekabet ve Altın Çocuk Dinamiği

Kardeşler arası rekabet, aile sisteminde sevgi, ilgi ve onay kaynaklarının paylaşımıyla yakından ilişkilidir. Psikodinamik ve bağlanma temelli yaklaşımlar, ebeveyn ilgisinin eşitsiz algılanmasının kardeşler arasındaki ilişkileri belirgin biçimde etkilediğini vurgular. Altın çocuk rolü, bu bağlamda yalnızca bireysel bir özellik değil, kardeşler arası konumlanmanın bir sonucudur.

Adler’e (1927) göre kardeş sırası ve algılanan ebeveyn tutumları, çocuğun benlik gelişiminde merkezi bir rol oynar. Altın çocuk çoğu zaman ebeveynin idealine en yakın görülen çocukken; diğer kardeşler “görünmeyen”, “problemli” ya da “isyankâr” rollerle konumlandırılabilir. Bu durum, kardeşler arasında açık ya da örtük bir rekabet yaratır.

Bağlanma kuramı açısından bakıldığında ise, ebeveynin bir çocuğa daha tutarlı ve öngörülebilir ilgi sunması, diğer kardeşlerde güvensizlik ve değersizlik duygularını tetikleyebilir. Altın çocuk, bu süreçte hem kıskanılan hem de mesafe alınan bir figür haline gelir. Ancak altın çocuk için de bu konum, yoğun bir performans baskısı ve ilişki kaygısı anlamına gelir (Dunn, 2004).

Kardeşler arası rekabetin yoğun olduğu ailelerde, çocuklar ebeveyn sevgisini kazanmak için farklı stratejiler geliştirir. Altın çocuk uyum ve başarıyla öne çıkarken, diğer kardeşler karşıt roller üstlenebilir. Bu roller, bireylerin yetişkinlikteki ilişki örüntülerine ve kendilik algılarına taşınabilir.

  • Altın çocuk olmak bir ayrıcalık değil, erken yaşta üstlenilmiş bir roldür. Bu rol; güçlü, başarılı ve uyumlu görünmenin ardında derin bir yorgunluk barındırabilir. Ancak her rol gibi, altın çocuk rolü de fark edildiğinde yeniden yazılabilir. Terapötik ilişkide deneyimlenen koşulsuz kabul, bireyin yalnızca “iyi olduğu sürece” değil, olduğu haliyle var olabileceğini keşfetmesinin önünü açar.

Değer, başarıdan önce gelir; Sevgi ise kusursuzluk şartına bağlı değildir.

KAYNAKÇA

  • Bowen, M. (1978). Family therapy in clinical practice. New York: Jason Aronson.

  • Winnicott, D. W. (1965). The maturational processes and the facilitating environment. London: Hogarth Press.

  • Adler, A. (1927). Understanding human nature. New York: Greenberg.

  • Dunn, J. (2004). Children’s friendships: The beginnings of intimacy. Oxford: Blackwell.

Sena Kendir
Sena Kendir
Psikolog Sena Kendir, Bahçeşehir Üniversitesi Psikoloji lisans eğitimini tamamladıktan sonra Gedik Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji yüksek lisansına başlamıştır. Eğitimi boyunca çeşitli kliniklerde gözlem deneyimi kazanmıştır. Özel Moodist Psikiyatri Hastanesinde yaptığı klinik gözlem ve staj deneyim programıyla beraber psikiyatri servisinde, psikiyatrik bozukluklara yönelik takip ve tedavi süreçlerine dair kapsamlı bir deneyim kazanmıştır. Yatışlı serviste edindiği en değerli deneyimlerden biri psikoeğitim çalışmalarına katılmak oldu. Bu süreçte, psikoeğitimin sadece danışanlara hastalıklarıyla ilgili bilgi vermekten ibaret olmadığını; aynı zamanda onların kendilerini tanımalarına, yaşadıkları duyguları anlamlandırmalarına ve başa çıkma becerileri geliştirmelerine katkı sağladığını yakından gözlemledi. Şu an Asistan Psikolog olarak Özel Moodist Psikiyatri hastanesinde aktif görev almaktadır. Bilişsel davranışçı Terapi (BDT) ekolüne yönelerek bu alanda eğitimine devam etmektedir. Dijital bir platformda köşe yazarlığı deneyimi bulunmaktadır. Psikoloji bilimine olan tutkusuyla ve yaşadığı deneyimlerle beraber mesleki gelişimine katkıda bulunmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar