Bu, bir partnerinize veda ederken ya da belki de ilişkinizdeki ilk büyük tartışmanın ardından aklınızdan geçen bir düşünce mi? Mekân neresi olursa olsun, bu basit ifade, aslında romantik ilişkilerimizdeki en büyük korkumuzu ve en derin ihtiyacımızı ifşa eder: Bağlanma Stilimizi (Hazan & Shaver, 1987). Kapıya yakın oturmak; bir ayağını dışarıda tutmak, her an kaçabilme özgürlüğünü korumak, konfor alanı dahilinde kalmak ama aynı zamanda içeride olup biteni sürekli gözetlemek demektir.
Tıpkı fiziksel bir kapı gibi, ilişkilerde de sürekli bir yakınlaşma ve uzaklaşma dinamiği içindeyiz. Kimimiz bu kapının eşiğinde bekler, sürekli içeridekini, yani partnerinin sevgisini ve varlığını kontrol eder, terk edilme korkusuyla boğuşur (Kaygılı Bağlanma Stili davranışıdır). Kimimiz ise kapıya en yakın köşeyi seçer, yakınlık arttıkça bunalır ve bir kalkan misali duygusal mesafeyi korumak için her an o kapıdan sessizce sıvışmaya hazırdır (Kaçıngan Bağlanma Stili davranışıdır).
Romantik ilişkilerde yaşadığımız o tanıdık “kovala-kaç” döngüsü, bitmek bilmeyen yanlış anlaşılmalar ve duygusal kargaşanın kökeninde, çocuklukta kurduğumuz o ilk ilişki deneyimlerinden miras aldığımız bu Bağlanma Stilleri yatar (Bowlby, 1988).
Girişte bahsettiğimiz “kapıya yakın oturma” metaforu, bir romantik ilişkideki duygusal mesafeyi ve güvenlik ihtiyacını mükemmel şekilde özetler. Güvenli bağlanmaya sahip bireyler, kendilerini rahatça bırakıp içerideki en rahat koltuğa otururken, kaygılı ve kaçıngan bireylerin sandalyeleri sürekli yer değiştirir. Bu iki stilin ilişkilerde nasıl davrandığına daha yakından bakalım:
1. Kaygılı Bağlanan: Kapı Eşiğindeki Gözcü
Kaygılı bağlanma stiline sahip bir partner için ilişki, sürekli bir tehlike algısı ve terk edilme korkusu demektir. Çocuklukta tutarsız ilgi görmenin getirdiği bu belirsizlik, yetişkinlikte partnerin davranışlarını sürekli olarak ‘tarayan’ bir göze dönüşür (Ainsworth, 1978).
Tipik Davranışları:
-
Aşırı Yakınlık Arayışı: Sürekli onay, güvence ve yakınlık isterler. Partnerin mesajına geç cevap vermesi bile büyük bir krize yol açabilir.
-
Duygusal Tepkisellik: Küçük olaylara karşı aşırı duygusal tepkiler gösterirler. Örneğin; ağlama, öfke, dramatik çıkışlar gibi. Bu da partnerin zamanla geri çekilmesine neden olur.
-
Protesto Davranışları: Partnerin dikkatini çekmek ve uzaklaşmasını engellemek için tartışma çıkarma, kıskançlık yapma veya geri çekilmiş gibi yapma (oyun oynama) stratejiler kullanırlar (Levine & Heller, 2010). Amaçları, partneri ‘test etmek’ ve yakın durmaya zorlamaktır.
2. Kaçıngan Bağlanan: Kapıdan Sıvışmaya Hazır Yolcu
Kaçıngan bağlanma stili ise tam tersidir. Bu kişiler, çocuklukta duygusal ihtiyaçları sürekli reddedildiği veya bastırıldığı için, yakınlığı bir tehdit olarak algılamayı öğrenmiştir. İlişkilerde en büyük öncelikleri, özerklik ve bağımsızlıktır (Ainsworth, 1978).
Tipik Davranışları:
-
Duygusal Mesafe: Duygusallıktan, derin konuşmalardan ve fazla yakınlaşmaktan kaçınırlar. Duygularını rasyonelleştirme veya geçersiz kılma eğilimindedirler.
-
Deaktivasyon Stratejileri: İlişki ciddileşmeye başladığında, partnerdeki kusurları bulmaya başlarlar, eski sevgililerini özlediklerini düşünürler veya sadece “ilişkiye hazır olmadıklarına” karar verirler (Mikulincer & Shaver, 2003). Bu, aslında yakınlıktan kaçınmak için bilinçaltının kullandığı bir savunma mekanizmasıdır.
-
Bağımsızlık Vurgusu: Sürekli olarak bireysel alanlarını savunur, yalnız kalmaya ihtiyaç duyduklarını belirtirler ve partnerin bağımlı hale gelmesinden korkarlar.
Sonuç: Sandalyenin Yerini Değiştirmek
Romantik ilişkilerin karmaşık labirentinde, Kaygılı ve Kaçıngan bağlanma stillerinin yarattığı döngü yorucu ve yıpratıcı olabilir. Ancak unutmayın, bağlanma stiliniz bir kader değil, değişebilir bir program ve düzendir. İlk çocukluk deneyimleriniz tarafından yazılmış olsa da, yetişkin halinizle onu yeniden yazma gücüne sahipsiniz.
Peki siz, ilişkinizde nerede oturuyorsunuz? Partnerinizin gözlerinin içine bakarken bile bir çıkış yolu arayan kaçıngan mısınız? Yoksa ilişkinin nabzını tutmak için sürekli huzursuzca bekleyen kaygılı taraf mı?
Önemli olan, bu sorunun cevabını dürüstçe vermek ve ardından masadan kalkmamaktır. Kaçıngan birey için çözüm, “kapıya yakın oturmayı” bırakıp, savunmasızlığı bir güç olarak görmeyi öğrenmekten geçer. Kaygılı birey içinse, partnerden sürekli güvence beklemek yerine, kendi duygusal ihtiyaçlarını kendi başına regüle edebileceği bir iç güvenliği inşa etmektir. Her iki stil için de nihai hedef, ne kapıya zincirlenmek ne de sürekli kapıdan dışarı bakmak; aksine, ilişkideki en güvenli ve rahat koltuğa oturabilmektir. Unutmayın: Güvenli ve sağlıklı bir bağlanma, iki kişinin de kapının kilitli olduğunu bildiği, bu yüzden de içeride kalmayı seçtiği yerde başlar.
Kaynakça
-
Ainsworth, M. S., Blehar, M. C., Waters, E., & Wall, S. N. (1978). Patterns of Attachment: A Psychological Study of the Strange Situation.
-
Bowlby, J. (1988). A Secure Base: Parent-Child Attachment and Healthy Human Development. Basic Books.
-
Hazan, C., & Shaver, P. (1987). Romantic Love Conceptualized as an Attachment Process. Journal of Personality and Social Psychology.
-
Levine, A., & Heller, R. S. (2010). Bağlanma: Aşkı Bulmanın ve Korumanın Bilimsel Yolları (Attached: The New Science of Adult Attachment and How It Can Help You Find–and Keep–Love).
-
Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2003). The Attachment System in Adulthood: Structure, Dynamics, and Change. Advances in Experimental Social Psychology, 35, 29-106.


