“Biraz yorgunum” cümlesi, neredeyse herkesin günlük diline yerleşmiş durumda. Günün sonunda söylenen bu ifade çoğu zaman üzerinde durulmayan, sıradan bir yakınma gibi geçiştiriliyor. Yoğun iş temposu, artan sorumluluklar ve sürekli bir şeylere yetişme hâli, yorgunluğu adeta çağımızın doğal bir sonucuymuş gibi gösteriyor. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında yorgunluk, her zaman yalnızca fiziksel bir bitkinliğe işaret etmez. Kimi zaman bedenin dinlenme ihtiyacını, kimi zaman da zihnin ve ruhun artık taşıyamadığı bir yükü haber verir.
Bu nedenle yorgunluk, sadece “ne kadar uyuduğumuzla” açıklanabilecek basit bir durum değildir. Bazı yorgunluklar geçicidir ve dinlenmeyle azalır; bazıları ise kalıcıdır, gündelik yaşamı zorlaştırır ve dikkate alınmayı hak eder.
Her Yorgunluk Aynı Değildir
Gün içinde yoğun bir zihinsel ya da fiziksel çabanın ardından hissedilen yorgunluk doğaldır. Uzun bir toplantı günü, duygusal olarak zorlayıcı bir görüşme ya da bedensel efor gerektiren bir işten sonra yorulmak, bedenin verdiği sağlıklı bir tepkidir. Uyku ve kısa bir dinlenmeyle azalan, ertesi güne taşınmayan bu tür yorgunluk genellikle sorun olarak değerlendirilmez (World Health Organization [WHO], 2022).
Ancak yorgunluk dinlenmeyle geçmiyorsa, günün büyük bir bölümünde hissediliyorsa ve kişinin işlevselliğini belirgin biçimde etkiliyorsa, artık başka bir şeye işaret ediyor olabilir. Sürekli yorgun hissetmek, çoğu zaman “nedenini anlayamadığımız bir halsizlik” olarak tanımlanır. Bu noktada yorgunluk, bedensel olduğu kadar psikolojik bir deneyim hâline gelir.
Zihinsel Yük, Bedensel Yorgunluk
Psikolojik süreçler, beden üzerinde sandığımızdan çok daha etkilidir. Depresyon ve anksiyete bozukluklarında yorgunluk, en sık dile getirilen yakınmalardan biridir. Depresyonda yorgunluk; isteksizlik, enerji kaybı ve zihinsel yavaşlama ile birlikte görülür. Kişi fiziksel olarak çok yorulmamış olsa bile, günlük işlerini sürdürmekte zorlanır. Anksiyete durumunda ise durum biraz farklıdır: Sürekli tetikte olma hâli, zihnin dinlenmesine izin vermez. Bu da zamanla yoğun bir zihinsel yorgunluğa yol açar (American Psychiatric Association [APA], 2022).
Bu tür yorgunluklarda kişi çoğu zaman “hiçbir şey yapmasam bile yoruluyorum” ifadesini kullanır. Aslında burada yorulan beden değil, sürekli çalışan ve duramayan zihindir. Yorgunluk, bu noktada dinlenmeyle geçecek bir durum olmaktan çıkar ve duygusal yükün bedensel bir karşılığına dönüşür.
Tükenmişlik: Yorgunluğun Sessiz Hâli
Uzun süreli stresin ve yüksek beklentilerin birikmesi, özellikle iş yaşamında tükenmişliği beraberinde getirir. Tükenmişlik yaşayan bireyler yalnızca fiziksel olarak değil; duygusal ve zihinsel olarak da bitkin hissederler. Maslach ve Leiter (2016), tükenmişliği; duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel yeterlilik algısında azalma ile tanımlar.
Bu yorgunluk türünde dikkat çeken nokta, kişinin artık eskisi kadar motive olmamasıdır. “Yapamıyorum”dan çok “istemiyorum” cümlesi ön plana çıkar. Yapılan işler anlamını yitirir, enerji geri gelmez. Araştırmalar, tükenmişlik ile depresyon arasında belirli bir örtüşme olduğunu; ancak her tükenmişlik durumunun klinik depresyon olarak değerlendirilmemesi gerektiğini göstermektedir (Bianchi ve ark., 2015). Bu ayrım, doğru destek ve müdahale açısından önemlidir.
Yorgunluk Her Zaman Psikolojik mi?
Her yorgunluk durumunu yalnızca psikolojik nedenlerle açıklamak doğru değildir. Kronik yorgunluk sendromu gibi tablolar, yorgunluğun biyolojik boyutunu da göz önünde bulundurmayı gerektirir. Bu sendromda yorgunluk, dinlenmeyle geçmez; bilişsel işlevleri ve günlük yaşamı ciddi biçimde sınırlar. Son yıllarda yapılan çalışmalar, bağışıklık sistemi ve sinir sistemi arasındaki etkileşimlerin bu süreçte rol oynayabileceğini ortaya koymaktadır (Komaroff & Bateman, 2021).
Bu bulgular, yorgunluğun tek boyutlu ele alınamayacağını; biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
Normal mi, Alarm mı?
Yorgunluğun bir alarm niteliği taşıyıp taşımadığını anlamak için bazı temel sorular yol gösterici olabilir. Yorgunluk ne zamandır sürüyor? Uyku süresi yeterli olmasına rağmen dinlenmiş hissediliyor mu? Günlük yaşam ve işlevsellik ne ölçüde etkilenmiş durumda? Duygudurumda belirgin bir değişim var mı? Kişi uzun süredir yoğun stres altında mı?
Bu sorulara verilen yanıtlar, yorgunluğun geçici bir durum mu yoksa daha yakından ele alınması gereken bir sinyal mi olduğunu ayırt etmeye yardımcı olur.
Yorgunluğu Susturmak Değil, Dinlemek
Yorgunlukla baş etmede kısa vadede uyku düzeni, beslenme ve hareket önemlidir. Ancak dinlenmeyle geçmeyen yorgunluklarda çözüm, yalnızca “biraz daha dayanmak” değildir. Sınır koymak, yükleri yeniden düzenlemek ve gerektiğinde psikolojik destek almak, yorgunluğun ne anlatmaya çalıştığını anlamanın en sağlıklı yollarındandır (WHO, 2022).
Sonuç olarak yorgunluk, modern yaşamın kaçınılmaz bir yan ürünü olmak zorunda değildir. Bazen yalnızca durmamız gerektiğini, bazen de uzun süredir kendimizi ihmal ettiğimizi hatırlatan bir alarmdır. Bu alarmı bastırmak yerine dinlemek, ruhsal iyilik hâlinin korunmasında önemli bir adımdır.
Kaynakça
American Psychiatric Association. (2022). DSM-5-TR: Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed., text rev.). APA Publishing.
Bianchi, R., Schonfeld, I. S., & Laurent, E. (2015). Burnout–depression overlap: A review. Clinical Psychology Review, 36, 28–41
Komaroff, A. L., & Bateman, L. (2021). Will COVID-19 lead to myalgic encephalomyelitis/chronic fatigue syndrome? Frontiers in Medicine, 7, 606824.
Maslach, C., & Leiter, M. P. (2016). Understanding the burnout experience: Recent research and its implications. World Psychiatry, 15(2), 103–111.
World Health Organization. (2022). Mental health at work. WHO.


